Author:YaÅŸar Nuri Öztürk Lang:tr Titles:Fatiha;Bakara;Ali İmran;Nisa;Maide;Enam;Araf;Enfal;Tevbe;Yunus;Hud;Yusuf;Rad;İbrahim;Hicr;Nahl;Isra;Kehf;Meryem;Taha;Enbiya;Hacc;Muminun;Nur;Furkan;Suara;Neml;Kasas;Ankebut;Rum;Lukman;Secde;Ahzab;Sebe;Fatir;Yasin;Saffat;Sad;Zümer;Mumin;Fussilet;Sura;Zuhruf;Duhan;Casiye;Ahkaf;Muhammed;Fetih;Hucurat;Kaf;Zariyat;Tur;Necm;Kamer;Rahman;Vakia;Hadid;Mücadele;Hasr;Mümtahine;Saff;Cuma;Münafikun;Tegabun;Talak;Tahrim;Mülk;Kalem;Hakka;Mearic;Nuh;Cinn;Müzzemmil;Müddessir;Kıyamet;İnsan;Murselat;Nebe;Naziat;Abese;Tekvir;İnfitar;Mutaffifin;İnsikak;Buruc;Tarik;Ala;Gasiye;Fecr;Beled;Åžems;Leyl;Duha;İnÅŸirah;Tin;Alak;Kadir;Beyyine;Zilzal;Adiyat;Karia;Tekasür;Asr;Hümeze;Fil;KureyÅŸ;Maun;Kevser;Kafirun;Nasr;Leheb;İhlas;Felak;Nas Verses: Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla... Hamd, alemlerin Rabbi Allah'adır. Rahman'dır, Rahim'dir O. Din gününün Malik'i, sultanıdır O... Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. DosdoÄŸru yola ilet bizi... Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemiÅŸlerin, karanlık ve ÅŸaÅŸkınlığa saplanmamışların yoluna... Elif, Lam, Mim. İşte sana o Kitap! KuÅŸku, çeliÅŸme, tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, korunup sakınanlar için. Ki onlar, gayba inananlar, namazı kılanlardır. Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden baÅŸkalarına pay çıkaranlardır. Hem sana vahyedilene hem de senden önce vahyedilene inananlardır onlar. İşte bunlardır Rablerinden bir hidayet üzere olanlar, iÅŸte bunlardır gerçek anlamda kurtuluÅŸu bulanlar. Åžu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen korkutsan da korkutmasan da onlar için aynıdır; iman etmezler. Allah onların kalpleri, kulakları üzerine mühür basmıştır. Onların kafa gözleri üstünde de bir perde vardır. Onlar için korkunç bir azap öngörülmüştür. İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler ama onlar inanmış deÄŸillerdir. Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden baÅŸkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar. Kalplerinde bir hastalık vardır da Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür. Ve onlar için, yalancılık etmiÅŸ olmaları yüzünden acıklı bir azap öngörülmüştür. Onlara, "yeryüzünde bozgun çıkarmayın" dendiÄŸinde, "tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz" demiÅŸlerdir. Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar. Onlara, "insanların inandığı gibi siz de inanın" dendiÄŸinde, "yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı" derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar. Bunlar iman etmiÅŸ olanlarla yüzyüze geldiklerinde, "iman ettik" derler. Kendi ÅŸeytanlarıyla baÅŸbaÅŸa kaldıklarında ise söyledikleri ÅŸudur: "Hiç kuÅŸkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan ÅŸu ki, biz alay edip duran kiÅŸileriz." Allah onlarla alay ediyor ve onları, kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor. İşte bunlar doÄŸruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç saÄŸlamadı. Bir yol-yordama girebilmiÅŸ de deÄŸillerdir. Onların durumu ÅŸu kiÅŸinin durumuna benzer: Bir ateÅŸ tutuÅŸturmak istedi. AteÅŸ, çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık görmezler. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler. Yahut gökten boÅŸalan bir yaÄŸmur haline benzer ki onda karanlık var, bir gök gürlemesi var, bir ÅŸimÅŸek var. Yıldırımlar yüzünden ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah Muhit'tir, küfre sapanları çepeçevre kuÅŸatmıştır. ÅžimÅŸek neredeyse gözlerini çarpıp götürüverecek. Kendilerine her aydınlık sunduÄŸunda, orada yürürler. Üzerlerine karanlık binince çakılıp kalırlar. EÄŸer Allah dileseydi, iÅŸitme güçlerini de gözlerini de elbette alıp götürürdü. Çünkü Allah herÅŸeye Kadir'dir. Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin ki, korunabilesiniz. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Ve gökten bir su indirdi de onunla sizin için meyvalardan ürünlerden bir rızık çıkardı. Artık bilip durduÄŸunuz halde Allah'a ortaklar koÅŸmayın. EÄŸer kulumuza indirdiÄŸimizden kuÅŸku içindeyseniz, hadi onun benzerinden bir sure getirin. Allah dışındaki destekçilerinizi tanıklarınızı da çağırın. EÄŸer doÄŸru sözlü kiÅŸilerseniz... EÄŸer yapamazsanız-ki asla yapamayacaksınız- korkun o ateÅŸten ki yakıtı insanlarla taÅŸlardır. Küfre sapanlar için hazırlanmıştır o. İman edip hayra ve barışa yönelik deÄŸerler üretenlere ÅŸunu müjdele: Kendileri için altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyvadan bir rızık olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: "İşte bu daha önce rızıklandırıldığımız ÅŸey." Bu rızık onlara buna benzer ÅŸekilde verilmiÅŸti. Onlar için orada tertemiz eÅŸler de vardır. Ve onlar da orada sürekli kalacaklardır. Åžu bir gerçek ki Allah, bir sivrisineÄŸi hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz. Böyle bir durumda, inananlar bilirler ki o, Rablerinden bir gerçektir. Küfre sapmışlar ise şöyle derler: "Allah bunu örnek vermekle ne demek istedi?" Allah onunla bir çoÄŸunu saptırır, birçoÄŸunu da onunla doÄŸruya ve güzele kılavuzlar. Allah onunla fasıklardan baÅŸkasını saptırmaz. O fasıklar ki Allah'a verdikleri ahdi, onunla anlaşıp baÄŸlandıktan sonra bozar, Allah'ın birleÅŸtirilmesini emrettiÄŸi ÅŸeyi keser ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte bunlardır hüsrana uÄŸrayanlar. Allah'a nasıl nankörlük ediyorsunuz?! Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O'na döndürüleceksiniz. O Allah'yır ki, yeryüzündekilerin tümünü sizin için yarattı. Sonra göğe saltanat kurdu da onları yedi gök halinde düzenledi. O Alim'dir, herÅŸeyi çok iyi bilir. Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demiÅŸti de onlar şöyle konuÅŸmuÅŸlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz." Allah şöyle dedi: "Åžu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim." Ve Adem'e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana ÅŸunların isimlerini, eÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz." Dediler ki: "Yücedir ÅŸanın senin. Bize öğretmiÅŸ olduÄŸunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alim'sin, herÅŸeyi en iyi ÅŸekilde bilirsin;Hakim'sin, herÅŸeyin bütün hikmetlerine sahipsin." Allah buyurdu: "Ey Adem, haber ver onlara onların adlarını." Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "DememiÅŸ miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim." O vakit biz meleklere, "Adem'e secde edin" demiÅŸtik de İblis dışında tümü secde etmiÅŸti. İblis yan çizmiÅŸ, kibre sapmış ve nankörlerden olmuÅŸtu. Ve Adem'e şöyle buyurmuÅŸtuk: "Ey Adem, sen ve eÅŸin cennete yerleÅŸin ve ondan dilediÄŸiniz yerde, bol bol yiyin. Ama ÅŸu aÄŸaca yaklaÅŸmayın, yoksa zulme tapanlardan olursunuz." Bunun üzerine ÅŸeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aÅŸağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet bir yararlanma imkanı olacaktır." Bunun üzerine Adem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O'na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvab'dır, tövbeleri kolayca kabul eder.; Rahim'dir, rahmetini cömertçe yayar. "Hepiniz oradan aÅŸağı inin!" dedik. Benden size bir yol gösteriÅŸ ulaşır da kim bu yol gösteriÅŸime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir. Nankörlüğe sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, ateÅŸin dostu olacaklardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. Ey İsrailoÄŸulları! Size lütfettiÄŸim nimetimi hatırlayın; bana verdiÄŸiniz söze vefalı olun ki, ben de size ahdimde vefalı olayım. Ve yalnız benden korkun. Beraberinizdekini doÄŸrulayıcı olarak indirmiÅŸ bulunduÄŸuma inanın. Onu ilk inkar eden siz olmayın. Benim ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın. Ve yalnız benden sakının. Hakkı batılla saçmalık ve tutarsızlıkla kirletmeyin. Bilip durduÄŸunuz halde gerçeÄŸi gizliyorsunuz. Namazı kılın, zekatı verin; rüku edenlerle birlikte rüku edin. İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap'ı okuyup durmaktasınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuÅŸkusuz bu, kalbi ürperti duyanlardan baÅŸkasına çok ağır gelir. O ürperti duyanlar, Rablerine kavuÅŸacaklarını düşünürler ve bilirler ki onlar, mutlaka O'na döneceklerdir. Ey İsrailoÄŸulları! Size lütfettiÄŸim nimetimi, sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. Ve korkun o günden ki, hiçbir benlik baÅŸka bir benliÄŸin herhangi birÅŸeyi için karşılık ödemez; hiçbir benlikten ÅŸefaat kabul edilmez, hiçbir benlikten fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez Sizi Firavun hanedanından kurtardığımızı da hatırlayın. Hani onlar size azabın en çirkiniyle eziyet ediyorlardı: Erkek çocuklarınızı boÄŸazlıyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlar kadınlarınızın rahimlerini yoklayıp çocuk alıyorlar kadınlarınıza utanç duyulacak ÅŸeyler yapıyorlardı. İşte bunda sizin için, Rabbinizden gelen büyük bir ıstırap ve imtihan vardı. Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boÄŸmuÅŸtuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. Ve Musa ile kırk gece için sözleÅŸmiÅŸtik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiÅŸtiniz. Zulme sapmıştınız siz. Belki şükredersiniz diye bunun ardından da sizi affetmiÅŸtik. İyiye ve güzele yol bulursunuz ümidiyle Musa'ya Kitap'ı ve furkanı hakla batılı ayıran mesajı vermiÅŸtik. Hani Musa, toplumuna demiÅŸti ki: "Ey toplumum, buzağıyı tanrı edinmenizle öz benliklerinize zulmettiniz. Hadi, yaratıcınıza, Bari'inize tövbe edin;egolarınızı öldürün. Böyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir; O sizin tövbelerinizi kabul eder. Hiç kuÅŸkusuz O, evet O, tövbelerinizi çok kabul edendir, rahmeti sonsuz olandır." Siz ÅŸunu da söylemiÅŸtiniz: "Ey Musa! Biz, Allah'ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız." Bunu üzerine sizi yıldırım çarpmıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz. Ve bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve size kudret helvasıyla bıldırcın indirdik: "Rızık olarak size verdiklerimizin, en temizlerinden yiyin." Dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, onlar kendi benliklerine zulmetmekteydiler. Şöyle demiÅŸtik: "Girin ÅŸu kente; orada, dilediÄŸiniz yerde bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve 'affet bizi' deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını veririz." Ne var ki zulme sapanlar, bir sözü kendilerine söylenmiÅŸ olandan baÅŸkasıyla deÄŸiÅŸtirdiler. Bunun üzerine biz, bu zalimler üstüne, ürettikleri kötülüklere karşılık olarak gökten bir pislik indirdik. Bir zamanlar Musa, toplumu için su istemiÅŸti de biz, "deÄŸneÄŸinle ÅŸu taÅŸa vur" demiÅŸtik. TaÅŸtan hemen oniki göze fışkırmıştı. Her bölük insan kendilerine özgü su kaynağını bilmiÅŸti. "Allah'ın rızkından yiyin, için; yeryüzünde bozgunculuk yaparak ÅŸuna buna saldırmayın." demiÅŸtik. Siz şöyle demiÅŸtiniz: "Ey Musa, biz bir tek yemeÄŸe asla dayanamayız; bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden, baklasından, acurundan, sarmısağından, mercimeÄŸinden, soÄŸanından çıkarıversin." Musa şöyle demiÅŸti: "Siz daha aÅŸağı bir nimete daha üstün bir nimeti mi deÄŸiÅŸmek istiyorsunuz? İnin bir kasabaya; istediÄŸiniz sizin olacaktır." Ve üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah'tan bir gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberlerini öldürüyorlardı. İstan ettikleri için böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı. Åžu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabiılerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iÅŸ yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar. Hani sizden ÅŸu ÅŸekilde kesin söz almış da Tur'u üzerimize kaldırmıştık: "Size verdiÄŸimizi kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayıp zikredin ki, sakınabilesiniz." Bunun ardından da yüz çevirip döndünüz. EÄŸer Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı, kesinlikle hüsrana uÄŸrayanlardan olacaktınız. Yemin olsun ki, içinizden Cumartesi gününde azgınlık yapanları siz bilirsinz. Onlara şöyle dedik: "AÅŸağılık maymunlar oluverin." Bu durumu, o zamankilere ve onların ardından geleceklere ibret dolu bir ceza, takva sahiplerine de bir öğüt yaptık. Musa, toplumuna dedi ki: "Allah size bir inek kesmenizi emrediyor." Dediler ki: "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" Dedi ki: "Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." Şöyle konuÅŸtular: "Çağır Rabbine bizim için, açıklasın bize neymiÅŸ o!" Cevap verdi: "O diyor ki, bahsettiÄŸim ne yaÅŸlıdır ne de körpe. İkisi arası bir inektir." Hadi size emredileni yapın! Şöyle dediler: "Çağır Rabbine bizim için, neymiÅŸ onun rengi açıklasın bize." Cevap verdi: "O diyor ki, bahsettiÄŸim, sarı, rengi parlak bir inektir; seyredenlere mutluluk verir." Şöyle dediler: "Dua et Rabbine, açıklasın bize neymiÅŸ o! Çünkü bu inek, bizim gözümüzde baÅŸkalarıyla karıştı. Ve biz, Allah dilerse, doÄŸruya ve güzele elbette kılavuzlanacağız." Cevap verdi Musa: "Allah diyor ki, bahsettiÄŸim, boyunduruk yememiÅŸ bir inektir; toprağı sürmez, ekini sulamaz. Salma hayvandır. Alaca yoktur onda." Dediler ki: "İşte ÅŸimdi gerçeÄŸi getirdin." Ve ardından onu boÄŸazladılar, az kalsın yapmayacaklardı. Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekiÅŸip duruyordunuz. Oysaki Allah, sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. Şöyle dedik: "Kesilen ineÄŸin bir parçasıyla, öldürülen adama vurun!" İşte böyle diriltir Allah ölüleri. Size ayetlerini gösteriyor ki, aklınızı iÅŸletebilesiniz. Sonra bunun ardından kalpleriniz yine kaskatı kesildi. TaÅŸ gibidir o. Belki daha da katıdır. TaÅŸların bazıları var ki, ondan ırmaklar fışkırır. Bazıları var ki, çatır çatır yarılır da içinden su çıkar. Öylesi var ki, Allah korkusundan aÅŸağılara düşer. Allah, yapıp durduklarınızdan gafil deÄŸildir. Åžimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Bunların içlerinden bir fırka vardı ki, Allah'ın kelamını dinliyorlar, sonra onu, kavramalarının ardından, bilip durdukları halde tahrif ediyorlardı. İnanmış olanlarla karşılaÅŸtıklarında, 'inandık' derler. BaÅŸbaÅŸa kaldıklarında ise şöyle konuÅŸurlar: "Allah'ın size açtığını, Rabbiniz katında sizinle tartışmada kanıt yapsınlar diye onlara söylüyor musunuz? Aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz?" Bilmezler mi ki, Allah onların sakladıklarını da açıkladıklarını da çok iyi bilmektedir. İçlerinde ümmı olanlar da vardır ki Kitap'ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Onlar yalnız sanıya saplanırlar. Yazıklar olsun ki o kiÅŸilere ki, Kitap'ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, "iÅŸte bu, Allah katındadır" derler. Vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden! Vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden! Dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında ateÅŸ bize asla dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan bir ahit mi aldınız! Allah, ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah'a isnat ederek, bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri mi söylüyorsunuz?" İş onların sandığı gibi deÄŸil. Kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuÅŸatmış olan kiÅŸiler, ateÅŸin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır orada. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar ise cennetin dostudurlar. Onlar da orada sürekli kalacaklardır. İsrailoÄŸullarından şöyle bir söz de almıştık: Allah'tan baÅŸkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İnsanlara güzeli ve güzelliÄŸi söyleyin. Namazı kılın, zekatı verin. Bütün bunlardan sonra siz, pek azınız müstesna, sırt çevirdiniz. Hala da yüz çevirip duruyorsunuz. Sizden ÅŸu sözü de almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz. Birbirlerinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Bunu kabul etmiÅŸtiniz. Hala da buna tanıklarsınız. Bütün bunlardan sonra siz ÅŸu insanlarsınız: Birbirinizi öldürüyorsunuz. İçinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onlar aleyhine kötülük ve düşmanlık hususunda dayanışmaya giriyorsunuz. Esasında onları yurtlarından çıkarmak size haram edildiÄŸi halde, esir olarak size geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz. Åžimdi siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten baÅŸka birÅŸey deÄŸildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en ÅŸiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz deÄŸildir. İşte bunlar, ahiret karşılığında dünyayı satın alan kiÅŸilerdir. Azap, hafifletilmeyecektir onlardan. Hiçbir ÅŸekilde yardım da edilmeyecektir onlara. Yemin olsun ki, Musa'ya Kitap'ı verdik. Ve arkasından da resuller gönderdik. Meryem oÄŸlu İsa'ya da açık-seçik deliller verdik ve kendisini Ruhulkudüs'le güçlendirdik. Bir resulün size, nefislerinizin hoÅŸlanmadığı birÅŸey getirdiÄŸinde her seferinde büyüklük taslamadınız mı? Bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz. "Kalplerimiz kabuk tutmuÅŸtur." Dediler. Hayır öyle deÄŸil. Küfürleri yüzünden Allah onları lanetlemiÅŸtir de çok az bir kısmı iman eder. Yanlarındakini doÄŸrulamak üzere kendilerine Allah katından bir kitap geldiÄŸinde, daha önce inkar edenlere karşı zafer isteyip durdukları halde, tanıyıp bildikleri kendilerine gelince, onu inkar ettiler. Küfre sapanların üstüne olsun Allah'ın laneti!... Allah'ın, kullarından dilediÄŸine lütfunun eseri olarak indirdiÄŸini zalimce kıskanarak, Allah'ın vahyettiÄŸini inkar etmeleri uÄŸruna öz benliklerini sattıkları ÅŸey ne çirkindir! Bu yüzdendir ki gazap üzerine gazaba çarpıldılar. GerçeÄŸi örtenler için rezil edici bir azap vardır. Onlara, "Allah'ın indirmiÅŸ olduÄŸuna inanın" denildiÄŸinde şöyle konuÅŸurlar: "Biz, bize indirilene inanırız." Ve ondan ötesini inkar ederler. Oysaki o, kendilerinin yanındakini doÄŸrulayıcı bir gerçektir. Söyle onlara: "Madem iman sahibiydiniz, daha önce Allah'ın peygamberlerini niye öldürüyordunuz?" Yemin olsun ki, Musa size açık-seçik hak beyanlarla gelmiÅŸti de onun arkasından buzağıyı ilah edinmiÅŸtiniz. Zalimlersiniz sizler. Hani kesin söz almıştık sizden de Tur'u üzerinize kaldırmıştık. "Size verdiÄŸimizi kuvvetlice tutun ve dinleyin." DemiÅŸyik. Şöyle demiÅŸlerdi: "Dinledik ve isyan ettik." İnkarları yüzünden gönüllerine buzağı içirildi. De ki: "EÄŸer inanan kiÅŸilerseniz, ne köü ÅŸeydir size imanınızın emretmekte olduÄŸu..." De ki: "Allah katındaki ahiret yurdu diÄŸer insanların deÄŸil de yalnız ve yalnız sizin ise, eÄŸer doÄŸru sözlü iseniz, hadi isteyin ölümü!" Ellerinin önden gönderdiÄŸi ÅŸeyler yüzünden ölümü hiçbir zaman istemeyeceklerdir. Allah, zalimleri çok iyi bilmektedir. Sen onları, insanların yaÅŸamaya en düşkünü olarak bulursun. Åžirke batanlardan bile... Her biri bin yıl ömür sürsün ister. Oysaki, uzun yaÅŸaması onu azaptan uzaklaÅŸtıracak deÄŸildir. Allah, yapmakta olduklarını çok iyi görmektedir. De ki: "Kim Cebrail'e -ki o, Allah'ın izniyle Kur'an'ı kendinden öncekini doÄŸrulayıcı, insanlara yol gösterici ve müjde olarak senin kalbine indirmiÅŸtir- düşman kesilirse, Kim Allah'a, O'nun meleklerine, resullerine, Cebrail'e, Mikail'e düşman kesilirse, Allah'ta bu tür inkarcılara düşman kesilir. Andolsun, biz sana açık-seçik ayetler indirdik. Onları, pislik ve sapıklığa bulaÅŸmış olanlardan baÅŸkası inkar etmez. Bir ahitle söz verdikleri her seferinde, içlerinden bir fırka, ahdi kaldırıp atmadı mı? DoÄŸrusu ÅŸu ki, onların çokları iman etmezler. Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdikleyici bir resul geldiÄŸinde, kitap verilenlerden bir fırka, Allah'ın Kitabı'nı hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar. Süleyman'ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, ÅŸeytanların okuyup durduklarını uydurdular. Halbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak ÅŸeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı. Ve Babil'de Harut ve Marut adlı iki melek üzerine indirileni öğretiyorlardı. Oysaki o iki melek, "biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma"demedikçe hiç kimseye birÅŸey öğretmiyorlardı. İnsanlar onlardan erkekle eÅŸinin arasını açacakları ÅŸeyi öğreniyorlardı. Ne var ki, onlar onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine zarar vereni, yarar vermeyeni öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu satun alanın ahirette hiçbir nasibi olmayacağını açıkça bilmiÅŸlerdir. Özbenliklerini sattıkları ÅŸey ne kötüdür! Bir bilebilselerdi... EÄŸer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katında bir sevap elbette daha kıymetli olurdu. KeÅŸke bilebilselerdi. Ey iman edenler! "Raina" demeyin, "unzurna" deyin "bizi davar gibi güt" diye konuÅŸmayın, "bize bak diye" konuÅŸun ve dinleyin. Kafirler için korkunç bir azap vardır. Ehlikitap'ın küfre sapanlarıyla müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Ama Allah, rahmetini dilediÄŸine özgüler. Allah, büyük lütfun sahibidir. Biz bir ayeti siler, unuturur veya ertelersek ondan daha iyisini veya onun bir benzerini getiririz. Allah'ın herÅŸeye gücü yeter olduÄŸunu bilmedin mi? Bilmedi mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah' ındır. Sizin için Allah'tan baÅŸka ne bir Veli vardır ne de bir Nasır yardımcı. Yoksa siz de resulünüzden, daha önce Musa'dan istekte bulunduÄŸu gibi isteklerde bulunmak mı diliyorsunuz?! İmanı küfürle deÄŸiÅŸtirmeye kalkan, yolun dosdoÄŸrusunu saptırmış olur. Ehlikitap'tan birçoÄŸu, benliklerindeki kıskançlık yüzünden sizi, imanınızdan sonra kafirler haline bir döndürebilseler diye yürekten istedi. Hem de gerçekten kendilerine ayan-beyan olduktan sonra... Allah, buyruÄŸunu getirinceye deÄŸin affedin, hoÅŸgörün. Allah, herÅŸeye gücü yetendir. Namazı kılın, zekatı verin. Özbenlikleriniz için önden gönderdiÄŸiniz her hayrı, Allah katında bulacaksınız. Hiç kuÅŸkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir. "Yahudi yahut Hıristiyan olandan baÅŸkası cennete asla giremeyecek." Dediler. Bu, onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: "EÄŸer doÄŸru sözlü iseniz hadi, getirin kanıtınızı!" İş onların sandığı gibi deÄŸil! Kim güzel davranışlar sergileyerek yüzünü Allah'a teslim ederse, Rabbi katında ödülü vardır onun. Korku yoktur böyleleri için; tasalanmayacaklardır onlar... Yahudiler: "Hıristiyanlar hiçbir ÅŸey üzerinde deÄŸil." dediler. Hıristiyanlar da: "Yahudiler hiçbir ÅŸey üzerinde deÄŸil." dediler. Ve bunlar Kitap'ı da okuyup dururlar. İlimden yoksun olanlar da aynen onların söyledikleri gibi söyledi. Tartışmaya girdikleri ÅŸey hakkında, aralarında hükmü, kıyamet günü Allah verecektir. Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın adı anılmasın diye engelleyen ve onların yıkımı için uÄŸraÅŸan kiÅŸiden daha zalim kim olabilir!... Böylelerinin, o mescitlere girmeleri ancak korka korka olacaktır. Böyleleri için dünyada bir rezillik vardır. Ahirette ise bunlara çok büyük bir azap öngörülmüştür. DoÄŸu da batı da yalnız Allah'ındır. O halde nereye dönerseniz orada Allah'ın yüzü vardır. Allah Vasi'dir, varlığı sürekli geniÅŸletip büyütür; Alim'dir, her ÅŸeyi en iyi biçimde bilir. "Allah çocuk edindi." Dediler. HaÅŸa! Böyle bir ÅŸeyden arınmıştır O! Tam aksine, göklerdekiler de yerdekiler de O'na aittir. Bunların tümü O'nun önünde boyun bükmektedir. Gökleri ve yeri, güzelliklerle donatarak yaratan Bedi' O'dur. Bir ÅŸeyin olmasına karar verdi mi ona sadece "ol" der. Artık o, oluverir. Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuÅŸsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..." Onlardan öncekiler de aynen onların dediÄŸi gibi demiÅŸti. Kalpleri birbirine benzemiÅŸtir. Biz ayetleri, gerçeÄŸi apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır. İnan olsun ki, biz seni hak üzere bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehennem ehlinden sorgusuale çekilmeyeceksin cehennem yaranından sen sorumlu deÄŸilsin. Sen onların öz milletlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoÅŸnut olmazlar. De ki: "Allah'ın kılavuzluÄŸu erdirici kılavuzluÄŸun ta kendisidir." İlimden sana ulaÅŸan nasipten sonra bunların boÅŸ ve iÄŸreti arzularına uyarsan, Allah katında ne bir Veli'n olur ne de bir yardımcın. Kendilerine Kitap'ı verdiklerimiz onu, okunuÅŸunun hakkını vererek okurlar. İşte onlar ona inanırlar. Onu inkar edenlere gelince, onlar hüsrana uÄŸrayanların ta kendisidir. Ey İsrailoÄŸulları! Size lütfettiÄŸim nimetimi hatırlayın. Ben sizi alemlerden daha üstün kılmıştım. Kimsenin kimse yerine birÅŸey ödemeyeceÄŸi, kimseden fidye kabul edilmeyeceÄŸi, ÅŸefaatin hiç kimseye yarar saÄŸlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyecekleri o günden korkun. Hani Rabbi, İbrahim'i bazı kelimelerle imtihana çekmiÅŸ, o da onların hakkını vermiÅŸti de Rab şöyle demiÅŸti: "Seni insanlara önder yapacağım." İbrahim, "soyumdan birilerini de" deyince Allah: "Benim ahdime zalimler eremezler." buyurdu. Hatırla o zamanı ki, biz Beytullah'ı insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e ÅŸu sözü ulaÅŸtırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku-secde edenler için evimi temizleyin!" İbrahim şöyle yakarmıştı: "Rabbim! Åžu kenti güvenli bir kent yap, halkının Allah'a ve ahiret gününe inananlarını çeÅŸitli ürünlerle rızıklandır." Rab dedi ki: "Küfre sapanları bile rızıklandırırım. Ama az bir nimetle rızıklandırır, sonra da ateÅŸ azabına itiveririm. Ne kötü bir dönüş yeridir o..." İbrahim'in, İsmail'le birlikte, Beytullah'ın ana duvarlarını yükselterek şöyle yakardıkları zamanı da an: "Rabbimiz, bizden gelen niyazları kabul buyur; sen, evet sen, Semi'sin, herÅŸeyi çok iyi duyarsın; Alim'sin, herÅŸeyi çok iyi bilirsin." "Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuÅŸ iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluÅŸtur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et. Sen, evet sen, Tevvab'sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahim'sin, rahmetini cömertçe yayarsın." "Rabbimiz! İçlerinden onlara, senin ayetlerini okuyacak, kendilerine Kitap'ı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir resul gönder. Sen, evet sen, Aziz'sin, tüm ululuk ve onurun sahibisin; Hakim'sin, tüm hikmetlerin kaynağısın." Öz benliÄŸini beyinsizliÄŸe itenden baÅŸka kim, İbrahim'in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiÅŸtik. Ve o, ahirette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette... Rabbi ona, "müslüman olup bana teslim ol" dediÄŸinde o ÅŸu cevabı vermiÅŸti: "Teslim oldum alemlerin Rabbi'ne!" İbrahim de oÄŸullarına ÅŸunu vasiyet etti, Yakub da: "OÄŸullarım! Allah sizin için bu dini seçmiÅŸtir. O halde ancak müslümanlar olarak can verin." Yoksa siz, Yakub'a ölümün gelip çatışına tanıklar mıydınız? Hani, oÄŸullarına ÅŸunu sormuÅŸtu: "Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?" Cevapları ÅŸu olmuÅŸtu: "Senin ilahına, ataların İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın ilahına, tek ve biricik olan ilaha kulluk edeceÄŸiz; biz yalnız O'na teslim olanlarız." İşte bunlar ümmetti, gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerinindir. Sizin kazandıklarınız da sizin olacaktır. Siz onların yapıp ettiklerinden sorguya çekilmeyeceksiniz. "Yahudi yahut Hıristiyan olun ki doÄŸruya kılavuzlanasınız." Dediler. De ki: "Hayır, öyle deÄŸil. Åžirk ve yozlaÅŸmadan uzak bir biçimde, İbrahim milletinden olalım. O, ÅŸirke bulaÅŸanlardan deÄŸildi." Şöyle deyin: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, onun torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilene, ve diÄŸer nebilere verilene inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O'na, Allah'a teslim olanlarız." EÄŸer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa, hiç kuÅŸkusuz iyiyi ve güzeli bulmuÅŸ olurlar; eÄŸer sırt dönerlerse artık onlar şıkak içindedirler, parçalanmış olurlar. Onlara karşı sana Allah yeter. En iyi iÅŸiten, en güzel bilendir O. Allah'ın boyasını esas alın. Allah'tan daha güzel kim boya vurabilir! Biz yalnız O'na kulluk ederiz. De ki onlara: "Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Oysaki Allah hem bizim Rabbimizdir hem sizin Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Biz yalnız O'na, Allah'a gönül verenleriz." Yoksa siz, "İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi yahut Hıristiyanlardı" mı diyorsunuz? Söyle onlara: "Siz mi daha bilgilisiniz yoksa Allah mı?" Allah'tan kendine ulaÅŸmış bir tanıklığı gizleyenden daha zalim kim vardır! Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz deÄŸildir. İşte bunlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerine. Sizin kazandığınız da size. Onların yapıp ettiklerinden siz sorumlu olmayacaksınız. İnsanlar içinden bazı beyinsizler: "Onları, yönelmekte oldukları kıbleden ne çevirdi?" diyecekler. De ki: "DoÄŸu da Allah'ın, batı da. O, dilediÄŸini dosdoÄŸru yola kılavuzlar." İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. Biz, eskiden üzerinde olduÄŸunu kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralım. Bu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah imanınızı iÅŸe yaramaz hale getirmeyecektir. Åžu da bir gerçek ki, Allah öncelikli insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir. Biz senin, yüzünün habire göğe doÄŸru çevrildiÄŸini elbette görüyoruz. HoÅŸlanacağın bir kıbleye seni elbette döndüreceÄŸiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olsanız yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün. Kendilerine kitap verilenler, onun, Rablerinden bir gerçek olduÄŸunu çok iyi bilirler. Allah onların yapıp ettiklerinden habersiz deÄŸildir. Ehlikitap'a sen her türlü mucizeyi getirsen de onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uymayacaksın. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. EÄŸer sen, ilimden sana nasibin geldikten sonra onların boÅŸ ve iÄŸreti arzularına uyarsan, iÅŸte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oÄŸullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeÄŸi hep gizliyorlar. Gerçek, Rabbinden gelir. O halde sakın kuÅŸkuya düşenlerden olma. Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi biraraya getirecektir. Allah her ÅŸeye güç yetirendir. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a döndür. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz deÄŸildir. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü ona doÄŸru çevirin ki, insanların elinde sizin aleyhinize bir delil bulunmasın. Onların zulme sapanları müstesna. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Yüzünüzü Mescid-i Haram'a dönün ki, üzerinizdeki nimetimi tamalayayım. Ve bu sayede güzeli ve iyiyi bulmanız da umulmaktadır. Nitekim size aranızdan bir resul göndermiÅŸiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size Kitap'ı ve hikmeti öğretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor. Anın beni ki, anayım sizi. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin! Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuÅŸkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenler için "ölüler" demeyin. Tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında olmazsınız. Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir ÅŸeyle mutlaka imtihan edeceÄŸiz. Sabredenlere müjdele. Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: "Biz Allah içiniz ve sonunda O'na dönüp gideceÄŸiz." İşte böyleleri üzerine Rablerinden selamlar, bereketler var, bir rahmet var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiÅŸ olanlar. Safa ile Merve Allah'ın belliklerindendir. Beytullah'ı hac veya umre ile ziyaret edenin onları tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim içinden gelerek bir hayır iÅŸlerse Allah Åžakir'dir, teÅŸekkür eder, Alim'dir, en iyi biçim de bilir. İndirdiÄŸimiz açık-seçik delillerle, kılavuz mesajı; biz onu Kitap'ta insanlara ayan-beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, iÅŸte onlara, hem Allah lanet eder hem de diÄŸer lanet okuyanlar lanet eder. Tövbe edip hallerini düzeltenlerle gerçeÄŸi açıklayanlar müstesna. İşte böylelerinin tövbesini kabul ederim. DoÄŸrusu ben tövbeleri çok çok kabul edenim, rahmeti sınırsız olanım. Ayetlerimizi inkar etmiÅŸ ve küfre batmış halde ölenlere gelince; Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların ilenci onlar üstünedir. Sürekli o lanetin içindedirler. Ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır. Sizin İlah'ınız Vahid'dir, bir tek İlah'tır. İlah yoktur O'ndan baÅŸka. Rahman'dır O, Rahim'dir. Åžu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca geliÅŸinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgarların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını iÅŸleten bir topluluk için sayısız izler-iÅŸaretler-ibretler vardır. İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah'a eÅŸ tutarlar da onları Allah'ı sevmiÅŸ gibi severler. İman sahipleri ise Allah'a sevgide çok kararlı ve taÅŸkındırlar. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah'ta bulunduÄŸunu, Allah'ın azabının çok ÅŸiddetli olduÄŸunu fark edeceklerini anlayabilseler! O zaman, izlenenler, kendilerini izleyenlerden uzaklaşıp gitmiÅŸlerdir. Azabı gördüler artık, aralarındaki baÄŸlar parçalanıp koptu. İzleyenler şöyle demiÅŸtir: "Ne olurdu bir kez daha imkan verilse de ÅŸunların bizden uzaklaÅŸtıkları gibi biz de onlardan uzaklaÅŸsak." Böylece Allah onlara, yapıp ettiklerini, kendilerine yönelmiÅŸ özleyiÅŸler olarak gösterir. Ama artık ateÅŸten çıkamazlar. Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helal olmak ÅŸartıyla yiyin. Åžeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır. Hiç kuÅŸkusuz o, size kötülük, çirkinlik/düzensizlik ve pislik emreder. Ve size, Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri söylemenizi buyurur durur. Onlara, "Allah'ın indirdiÄŸine uyun" dendiÄŸinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduÄŸumuz ÅŸeye uyarız." derler. Peki, ataları bir ÅŸeye akıl erdiremiyor, doÄŸruya ve güzele ulaÅŸamıyor idiyseler!... O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir ÅŸeyi iÅŸtmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını iÅŸletemez onlar. Ey iman sahipleri! Size verdiÄŸimiz rızıkların temizlerinden yiyin ve -eÄŸer kendisine kulluk ediyorsanız- Allah'a şükredin. Allah size leÅŸi, kanı, domuz etini, Allah'tan baÅŸkası adına kesileni haram kılmıştır. Ama zorda kalanın, sınırı aÅŸmadan, ÅŸunabuna haksızlık ve tecavüze gitmeden yemesinde kendisi için günah yoktur. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Allah'ın Kitap'tan indirdiÄŸi ÅŸeyi gizleyip onu basit bir ücret karşılığı satanlar, karınlarında ateÅŸten baÅŸka bir ÅŸey yemiÅŸ olmazlar. Kıyamet günü Allah onlarla konuÅŸmayacaktır, onları arındırmayacaktır da... Onlar için korkunç bir azap vardır. İşte bunlar hidayeti satıp ÅŸaÅŸkınlığı, affedilmeyi satıp azabı almışlardır. Ne kadar da dayanıklıdırlar ateÅŸe!... Bu böyledir. Çünkü Allah, Kitap'ı hak olarak indirmiÅŸtir. Kitap'ta çekiÅŸmeye girenler, şıkak'a düşmüşlerdir/bütünden uzaklaÅŸtırıcı bir kopuÅŸun tam içindedirler. Yüzlerinizi doÄŸu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluÄŸa ermek deÄŸildir. Zafer ve mutluluÄŸa ermek o kiÅŸinin hakkıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuÅŸmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve ÅŸiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve iÅŸte bunlardır korunan takva sahipleri. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kiÅŸiye karşılık hür, köleye karşılık köle, diÅŸiye karşılık diÅŸi... Kim kardeÅŸi tarafından herhangi bir ÅŸekilde affa uÄŸrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır. Ey aklı ve gönlü iÅŸleyenler, kısasta sizin için hayat vardır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. İçinizden birine ölüm geldiÄŸinde, eÄŸer bir hayır bırakacaksa, üzerinize yalan ÅŸudur: Ana-babaya, akrabaya, örfe uygun vasiyette bulunmak. Takva sahipleri üstüne bir hak olarak... Kim iÅŸttikten sonra vasiyeti deÄŸiÅŸtirirse hiç kuÅŸkusuz bunun günahı onu deÄŸiÅŸtirenler üzerinedir. Allah herÅŸeyi iÅŸitir, herÅŸeyi bilir. Kim vasiyet edenin haksızlığa sapmış veya günah iÅŸlemiÅŸ olmasından endiÅŸelenip de ilgililerin arasını bulursa ona günah yoktur. Allah çok affedici, çok merhamet edicidir. Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca baÅŸka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eÄŸer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır. Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiÅŸtir. O halda bu aya ulaÅŸanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca baÅŸka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doÄŸru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır. Kullarım sana benden sorarlarsa ben Karib'im, gerçekten çok yakınım. Dua edenin çaÄŸrısına, bana çağırıp yakardığı anda cevap veririm. Hadi onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki doÄŸruyu ve iyiyi bulabilsinler. Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaÅŸmak size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir, siz de onlar için giysisiniz. Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduÄŸunuzu bilmiÅŸ, tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiÅŸtir. Artık ÅŸimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı ÅŸeyi arayın. Tan yerinin beyaz ipliÄŸi siyah ipliÄŸinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya deÄŸin tamamlayın. Mescitlerde itikafta bulunduÄŸunuz sırada zevcelerinizle cinsel temas kurmayın. İşte bunlar Allah'ın yasaklarıdır, bunlara yaklaÅŸmayın. Allah, ayetlerini insanlara iÅŸte böyle açıklar ki korunabilsinler. Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara baÅŸvurarak yemeyin; bilip durduÄŸunuz halde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın. Sana, doÄŸan aylardan sorarlar. De ki: "Onlar, insanların çeÅŸitli yararları ve bir de hac için vakit ölçüleridir." Hayra ulaÅŸmak evlere arkalarından girmeniz deÄŸildir. Hayra ulaÅŸan o kiÅŸidir ki, takvaya sarınıp korunur. Evlere kapılarından girin. Allah'tan korkun ki kurtuluÅŸa erebilesiniz. Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın/çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor. Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. EÄŸer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası! EÄŸer savaşı sona erdirirlerse Allah çok affedici, çok merhametlidir. Fitne kalmayıncaya ve din yalnızca Allah'ın oluncaya kadar çarpışın. EÄŸer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan baÅŸkasına düşmanlık edilmez. Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı ÅŸekilde ve ölçüde saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, kendisinden korkup sakınanlarla beraberdir. Allah yolunda harcama yapın/nimetleri paylaşın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Güzel düşünüp güzel iÅŸler yapın. Çünkü Allah, güzellik sergileyenleri sever. Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın. EÄŸer engellenirseniz, kolayınıza gelen kurban yeterlidir. Kurban, yerine varıncaya kadar baÅŸlarınızı traÅŸ etmeyin. İçinizden hasta olan yahut başından rahatsızlığı bulunan oruç tutarak, sadaka vererek veya kurban keserek fidye yoluna gitsin. Güvene kavuÅŸtuÄŸunuzda, hacca kadar umreden yararlanmak isteyen, kolayına gelen kurbanı kessin. Bunu bulamayan oruç tutsun. Üç günü hacda, yedi günü döndüğünüzde, tam on gündür bu. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da oturmayan kiÅŸi içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah'ın azabı çok ÅŸiddetlidir. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa hacda kadına yaklaÅŸmak, kötülüğe sapmak, kavga ve çekiÅŸmeye girmek yoktur. İyilik olarak yaptığınızı Allah bilir. Azık edinin. Hiç kuÅŸkusuz azığın en güzeli takvadır. Ey akıl ve gönül sahipleri, benden korkun. Rabbinizden bir lütuf ve bereket istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiÄŸinizde MeÅŸ'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin. O'nu, O'nun size gösterdiÄŸi gibi anın. Siz bundan önce gerçekten sapıklar idiniz. Sonra, insanların akın edip döndüğü terden siz de dönün ve Allah'tan af dileyin. Çünkü Allah çok affedicidir, çok merhametlidir. Gerekli ibadetlerinizi bitirdiÄŸinizde yine Allah'ı anın. Tıpkı atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla. İnsanlardan bazısı şöyle der: "Ey Rabbimiz, bize dünyada ver." Böylesi için ahirette bir nasip yoktur. Onlardan kimi de şöyle yakarır: "Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellil ver, ahirette de güzellik ver. Ve bizi ateÅŸ azabından koru." İşte böyle diyenlere kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür. Allah'ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde iÅŸini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse, sakınıp korunduÄŸu takdirde ona da günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, siz O'nun huzurunda haÅŸredileceksiniz. İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına iliÅŸkin sözü senin hoÅŸuna gider ve o, kalbindekine Allah'ı tanık tutar. Oysaki o, düşmanların en yamanıdır. Yanından ayrıldığında/iÅŸ başına geçtiÄŸinde yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için iÅŸe koyulur. Oysaki Allah, fesadı sevmez. Ona, "Allah'tan kork" dendiÄŸinde, gurur kendisini günaha götürür. Böylesine, cehennem yeter. Gerçekten ne kötü yataktır o. İnsanlardan öylesi de vardır ki, benliÄŸini Allah'ın hoÅŸnutluÄŸunu elde etmeye satar. Allah, kullarına karşı Rauf'tur, çok ÅŸefkatlidir. Ey iman sahipleri! Hepiniz toptan barış içine girin! Åžeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Size apaçık deliller geldikten sonra yine yan çizerseniz, ÅŸunu bilin ki Allah, tüm yüceliklerin, tüm hikmetlerin sahibidir. Onlar, Allah'ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve iÅŸin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün iÅŸ ve oluÅŸlar sonunda Allah'a döndürülür. Sor İsrailoÄŸullarına, onlara nice açık ayet verdik. Kim Allah'ın nimetini, o kendisine geldikten sonra baÅŸka kılığa sokarsa kuÅŸku duymasın ki, Allah'ın azabı pek zorludur. İğreti/sefil hayat küfre sapanlara süslü gösterilmiÅŸtir; onlar, iman sahipleriyle alay ederler. Takvaya sarılanlar, kıyamet günü onların tepelerinde olacaktır. Allah, dilediÄŸini hesapsız bir biçimde rızıklandırır. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber, anlaÅŸmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetsinler diye gerçeÄŸi taşıyan Kitap'ı hak olarak indirdi. O Kitap'ta anlaÅŸmazlığa düşenler, o Kitap'ın bizzat muhataplarından baÅŸkası deÄŸildi. Bunlar, kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık yüzünden, çekiÅŸmeye girdiler. Sonra Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri gerçeÄŸe tekrar ulaÅŸtırdı. Allah, dilediÄŸi kiÅŸiyi/dileyeni dosdoÄŸru yola iletir. Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiÅŸ olanların karşılaÅŸtıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceÄŸinizi mi sandınız? Onlar ÅŸiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, "Allah'ın yardımı ne zaman!" diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah'ın yardımı çok yakındır. Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: "İnfak ettiÄŸiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdırHayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir." HoÅŸunuza gitmemekle birlikte, savaÅŸ üzerinize yazılmıştır. Bir ÅŸey sizin için hayırlı olduÄŸu halde siz ondan tiksinebilirsiniz. Ve bir ÅŸey sizin için ÅŸer olduÄŸu halde siz onu sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Sana haram ayı, onda savaÅŸmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaÅŸ büyük bir günahtır. Ama Allah yolundan alıkoymak, O'na ve Mescid-i Haram'a nankörlük etmek, ora halkını oradan sürüp çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır." Fitne/baskı ve bozgunculuk, cana kıymaktan daha büyük bir kötülüktür. EÄŸer güçleri yetse sizi dininizden çevirinceye kadar sizinle savaÅŸmayı sürdürürler. İçinizden kim irtidat edip dininden dönerse kafir olarak ölür. Böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boÅŸa gitmiÅŸtir. AteÅŸ ehlidir onlar. Sürekli kalacaklardır orada. İnanıp hicret eden ve Allah yolunda uÄŸraşıp didinenlere gelince, onlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Sana uyuÅŸturucuyu/ÅŸarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz, Dünya ve ahiret hakkında... Sana yetimlerden de soruyorlar. De ki: "Onları, iÅŸe yarar hale getirmek kendileri için daha hayırlıdır. EÄŸer onlarla bir arada yaÅŸarsanız, onlar sizin kardeÅŸlerinizdir." Allah, bozguncuyu barışseverden ayırmasını bilir. EÄŸer Allah dileseydi, sizi zora sürerdi. Allah, tüm onurların sahibi, tüm hikmetlerin sahibidir. Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin. Özgürlüğünden yoksun inanmış bir kadın, müşrik bir kadından -müşrik kadın sizin hoÅŸunuza gitse de- çok daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de onlar iman edinceye kadar nikahlanmayın. İnanmış bir köle, müşrik bir erkekten -o hoÅŸunuza gitse de- çok daha hayırlıdır. Bu müşrikler sizleri ateÅŸe çağırır. Allah ise sizi, izniyle cennete ve affa çağırır. Ve ayetlerini insanlara açık açık bildirir ki, düşünüp öğüt alabilsinler. Sana adet halini de sorarlar. De ki: "O, insana rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaÅŸmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah'ın emrettiÄŸi yerden onlara gidin." Åžu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever. Kadınlar sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediÄŸiniz ÅŸekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden birÅŸeyler gönderin. Allah'tan korkun ve bilin ki, O'na mutlaka ulaÅŸacaksınız. İman sahiplerine müjde ver. İyilik etmenize, takvaya sarılmanıza, insanlar arasında barışı kurmanıza engel yapmak üzere Allah'ı yeminlerinize siper haline getirmeyin. Allah herÅŸeyi duyar. HerÅŸeyi bilir. Allah sizi, dil sürçmesi sonucu laÄŸv olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz; ama O sizi kalplerinizin kazandığından hesaba çeker. Allah Gafur'dur, çok affeder; Halim'dir, çok yumuÅŸak davranır. Kadınlar hakkında ila yapanlar/yaklaÅŸmamaya yemin edenler için dört ay bekleme vardır. EÄŸer o süre içinde eÅŸlerine dönerlerse Allah bağışlayan, merhamet edendir. EÄŸer boÅŸamaya kesin karar vermiÅŸlerse, şüphesiz Allah çok iyi iÅŸiten, çok iyi bilendir. BoÅŸanmış kadınlar kendi baÅŸlarına üç adet ve temizlenme süresi beklerler. EÄŸer Allah'a ve ahiret gününe inanmakta iseler, Allah'ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde herhangi bir ÅŸekilde barışmak isterlerse eÅŸlerini geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler. Kadınların, örfe uygun biçimde, sorumluluklarına benzer hakları da vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. BoÅŸama iki kezdir. Bunun ardından da ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiÄŸinizden birÅŸeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah'ın sınırlarını korumada endiÅŸe etme hali baÅŸka. Erkek ve kadının Allah'ın sınırlarında duramayacaklarından endiÅŸe ederseniz, o zaman kadının verdiÄŸi fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bunları aÅŸmayın. Allah'ın sınırlarını aÅŸanlar, iÅŸte onlar, zalimlerin ta kendileridir. Bütün bunların ardından erkek, kadını boÅŸarsa artık bundan sonra baÅŸka bir eÅŸle nikahlanıncaya kadar ilk erkeÄŸe helal olmaz. İkinci erkek kadını boÅŸadığında, boÅŸanan kadınla ilk erkek Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir topluluÄŸa açıklar. Kadınları boÅŸadığınızda, bekleme sürelerini tamamladılar mı ya onları örfe uygun olarak tutun yahut da örfe uygun olarak serbest bırakın. Onları, zulmetmeniz için, zararlarına bir biçimde, tutmayın. Bunu yapan, öz benliÄŸine zulmetmiÅŸ olur. Allah'ın ayetlerini eÄŸlence aracı yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve kendisiyle size öğüt vermek için indirdiÄŸi Kitap'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah herÅŸeyi çok iyi bilmektedir. Kadınları boÅŸadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıklarında, kendi aralarında örfe uygun olarak anlaÅŸmışlarsa eski kocalarıyla nikahlanmaları hususunda onlara engel çıkarmayın. Bu, sizin Allah'a ve ahiret gününe inanmış olanınıza verilen öğüttür. Bu sizin için daha isabetli ve daha temizdir. Allah bilir ama siz bilmezsiniz. Anneler çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için- tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuÄŸun babasına aittir. Hiçbir benlik yaratılış kapasitesi dışında birÅŸeyle yükümlü tutulamaz. Anne çocuÄŸu yüzünden, çocuÄŸun babası da kendi çocuÄŸu yüzünden zarara sokulmasın! Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. EÄŸer anne-baba karşılıklı anlaÅŸma ve danışma sonucu çocuÄŸu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediÄŸiniz ücreti güzelce teslim etmek ÅŸartıyla, bunu yapmanızda bir günah yoktur.. Alah'tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir. İçinizden ölüp de geriye zevceler bırakanların bu eÅŸleri, dört ay on gün kendi baÅŸlarına beklerler. Sürelerini tamamladıklarında kendilerince uygun gördüklerini örfe uygun biçimde yapmalarında sizin için bir sakınca yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan gereÄŸince haberdardır. İddet bekleyen kadınlara evlenme isteÄŸinizi dolaylı yoldan anlatmanızda veya böyle birÅŸeyi içinizde saklamanızda sizin için hiçbir günah yoktur. Allah bilmiÅŸtir ki, siz onları mutlaka anacaksınız, unutmayacaksınız. Bu sırada onlarla, örfün normal göreceÄŸi sözlerle konuÅŸma dışında gizli bir buluÅŸma için anlaÅŸmayın. Ve zorunlu olan süre doluncaya kadar nikahı baÄŸlamaya giriÅŸmeyin. Bilin ki Allah, benliklerinizin içindekini bilir. O'ndan sakının. Ve bilin ki Allah çok affedicidir, çok yumuÅŸak davranışlıdır. Kendilerine dokunmadan veya onlar için herhangi bir mehir belirlemeden kadınları boÅŸamanızda sizin için bir günah yoktur. Ancak onları nimetlendirin. İmkanları geniÅŸ olan kendi gücünce yapar bunu, imkanları sınırlı olan da kendi gücünce yapar. Örfe uygun bir nimetlendirme... Güzel düşünüp güzel davrananlar üzerine bir borç... Bir mehir belirlemiÅŸseniz ve kadınları hiç dokunmadan boÅŸamışsanız, kesiÅŸtiÄŸiniz mehirin yarısını verin. Ancak kadınların vazgeçmesi ile, nikah bağı elinde bulunan erkeÄŸin durumu müstesna. Erkekler olarak sizin vazgeçmeniz takvaya daha yakındır. Aranızdaki lütufkarlık farkını unutmayın. Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi ÅŸekilde görmektedir. Namazları ve orta namazı koruyun. Tam bir saygıyla Allah'ın huzurunda kıyam edin. Bir korku ve endiÅŸe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde kılın. Güvene kavuÅŸtuÄŸunuzda bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri size öğrettiÄŸi ÅŸekilde Allah'ı zikredin. İçinizden ölüp de geriye eÅŸler bırakan erkekler, eÅŸlerinin evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin saÄŸlanmasını vasiyet etsinler. EÄŸer kendileri çıkarlarsa, onların kendileri için yararlı gördüklerini yapmaları yüzünden size günah yoktur. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. BoÅŸanmış kadınlar için örfe uygun bir geçim imkanı saÄŸlanması Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur. Aklınızı iÅŸletmeniz ümidiyle Allah, ayetlerini size iÅŸte böyle açıklıyor. Ölüm korkusuyla binlerce kiÅŸi halinde yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "ölün" dedi de sonra onları diriltti. Åžu bir gerçek ki Allah, insanlara karşı çok lütufkardır. Fakat insanların çokları şükretmezler. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, herÅŸeyi duyar, herÅŸeyi bilir. Kim var Allah'a güzel bir ÅŸekilde borç verecek? Ve Allah böyle birinin verdiÄŸini birçok kez katlayarak artıracaktır. Allah, kabz haliyle kısar, bast haliyle açıp geniÅŸletir. Ve yalnız O'na döndürülürsünüz. Musa'dan sonra İsrailoÄŸullarının kodamanlar meclisini görmedin mi? Kendilerine gelen bir peygambere şöyle demiÅŸlerdi: "Bize bir kral gönder, Allah yolunda çarpışalım." Peygamber dedi ki: "Üstünüze savaÅŸ yazılır da savaÅŸmazsanız ne olacak?" Dediler ki: "Nasıl olur da Allah yolunda savaÅŸmayız? Yurtlarımızdan çıkarıldık, oÄŸullarımızdan uzak düşürüldük." Nihayet üzerlerine savaÅŸ yazıldığında pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir. Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah, Talut'u size kral gönderdi." Şöyle konuÅŸtular: "O bizim üzerimizde nasıl saltanat kurabilir? Yönetimde biz ondan daha çok hak sahibiyiz. Ona bir mal geniÅŸliÄŸi de verilmemiÅŸtir." Peygamber dedi ki: "Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve beden gücü yönünden üstün kıldı." Allah, mülkünü geniÅŸletendir, herÅŸeyi bilendir. Nebileri onlara şöyle söyledi: "Onun mülk ve saltanatının belirtisi o Tabut'un size gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden bir huzur, Harun hanedanının, Musa hanedanının bıraktığından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşır. EÄŸer iman sahipleri iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır." Talut, askerleriyle yola çıkınca dedi ki: "Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. O halde, ondan içen benden deÄŸildir. Ama onu tatmayan bendendir. Eliyle bir avuç alan kiÅŸi baÅŸka." Bunun ardından, pek azı müstesna olmak üzere ondan içtiler. Nihayet o ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçtiklerinde şöyle dediler: "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı hiçbir gücümüz yoktur." Allah'a kavuÅŸacaklarını düşünenler ise şöyle konuÅŸtular: "Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluÄŸa Allah'ın izniyle galip gelmiÅŸtir. Allah sabredenlerle beraberdir." Calut ve ordusuyla karşılaÅŸtıklarında şöyle yakardılar: "Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yaÄŸdır. Ayaklarımızı yere saÄŸlam bastır. Ve küfre sapanlara karşı bize yardım et." Nihayet Allah'ın izniyle onları bozguna uÄŸrattılar. Ve Davud Calut'u öldürdü. Ve Allah, Davud'a mülk/saltanat ve hikmet verdi. Ve ona dilediÄŸi ÅŸeylerden öğretti. EÄŸer Allah'ın, bazı insanları diÄŸer bazılarıyla savması olmasaydı, yeryüzü bozguna uÄŸrardı. Ama Allah alemlere karşı çok lütufkardır. İşte bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin. İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuÅŸmuÅŸtur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiÅŸtir. Meryem oÄŸlu İsa'ya açık ayetler verdik ve onu Ruhulkudüs'le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaÅŸtıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki, Allah dilediÄŸini yapıyor. Ey iman edenler! Alış-veriÅŸin, dostluÄŸun, ÅŸefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiÄŸimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir. Allah'tan baÅŸka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyum'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim ÅŸefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediÄŸi dışında, hiçbir ÅŸeyi kavrayıp kuÅŸatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuÅŸatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliÄŸi sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır. Dinde baskı -zorlama- tiksindirme yoktur. DoÄŸru bilgiye dayalı eriÅŸ, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim taÄŸuta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuÅŸkusuz sapasaÄŸlam bir kulpa yapışmış olur. Komış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla iÅŸiten, en iyi biçimde bilendir. Allah, iman sahiplerinin Veli'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onları dostların taÄŸuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada sürekli kalacaklardır onlar. Allah kendisine mülk ve saltanat verdiÄŸi için, Rabbi hakkında İbrahim'le çekiÅŸeni görmedin mi? İbrahim şöyle demiÅŸti: "Benim Rabbim odur ki, hayat verir ve öldürür." O da şöyle demiÅŸti: "Ben de hayat veririm, ben de öldürürüm." İbrahim, "Allah, güneÅŸi doÄŸudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir" deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doÄŸruya ve güzele kılavuzlamaz. Ya ÅŸu kiÅŸi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiÅŸ bir kente uÄŸramıştı da şöyle demiÅŸti: "Allah ÅŸurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuÅŸturacak? Bunun üzerine Allah, o kiÅŸiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmiÅŸti. "Ne kadar bekledin?" demiÅŸti. "Bir gün veye günün bir kısmı kadar bekledim." dedi. "Hayır, dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. YiyeceÄŸine, içeceÄŸine bak! Henüz bozulmamış. EÅŸeÄŸine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara." İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: "Allah'ın herÅŸeye kadir olduÄŸunu biliyorum." Hani İbrahim de şöyle yakarmıştı: "Rabbim göster bana nasıl diriltiyorsun ölüleri?" "İnanmadın mı?" diye sordu. "İnandım, dedi, ancak kalbimin tatmin olması için..." Allah dedi ki: "KuÅŸlardan dört tane al, onları kendine ısındırıp alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça koy. Sonra da onları çağır. KoÅŸarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her baÅŸağında yüz dane bulunan yedi baÅŸak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediÄŸi kiÅŸi için daha da artırır. Allah Vasi'dir, yaratışını ve yarattıklarını geniÅŸletir; Alim'dir, herÅŸeyi en iyi biçimde bilir. Mallarını Allah yolunda harcayıp sonra da bu harcadıklarına bir eziyet ve baÅŸa kakma eklemeyenlerin, Rableri katında kendilerine has ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaklardır onlar. Güzel, yapıcı bir söz, bir bağışlama, ardından bir eziyet gelen sadakadan daha üstündür. Allah Gani'dir, cömertliÄŸine sınır yoktur; Halim'dir, hoÅŸgörüsüne sınır yoktur. Ey iman sahipleri! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infak eden kiÅŸi gibi, sadakalarınızı baÅŸa kakmak ve eza etmek suretiyle boÅŸa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine ÅŸiddetli bir yaÄŸmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline benzer. Böyleleri, kazandıklarından hiçbir ÅŸey elde edemezler. Allah, küfre sapan bir topluluÄŸu doÄŸruya ve güzele kılavuzlamaz. Allah'ın hoÅŸnutluÄŸunu kazanmak ve öz benliklerindekini kökleÅŸtirmek için infakta bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yaÄŸmur isabet edip de ürününü iki kat veren bir bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yaÄŸmur düşmese de bir çisinti, bir nem bile yetiÅŸir. Allah, yapmakta olduklarınızı tam bir biçimde görmektedir. Herhangi biriniz ister mi ki; altından ırmaklar akan , içinde her tür meyvası olan, hurmalardan, üzümlerden oluÅŸmuÅŸ bir bahçesi bulunsun, kendisinin güçsüz-çaresiz yavruları da olsun ve bu haldeyken üstüne ihtiyarlık çöksün, tam bu sırada o bahçeye alevli bir bora isabet etsin de bahçe, baÅŸtan baÅŸa yansın. Allah size ayetleri iÅŸte bu ÅŸekilde açıklıyor ki, inceden inceye ve derinden derine düşünebilesiniz. Ey iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarımızın temiz ve güzellerinden infak edin. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pis/bayağı ÅŸeyleri vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah Gani'dir, cömertliÄŸine sınır yoktur; Hamid'dir, bütün övgülerin sahibidir/övgüye layık olanları gereÄŸince över. Åžeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi görünür görünmez çirkinliklere sürükler. Allah ise size kendisinden bir bağışlanma ve lütuf vaat eder. Allah, Vasi'dir, Alim'dir. O, hikmeti dilediÄŸine verir. Ve kendisine hikmet verilmiÅŸ olana çok büyük bir hayır verilmiÅŸ demektir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan baÅŸkası düşünüp anlayamaz. Hayır olarak harcadığınız, adak olarak adadığınız herÅŸeyi, Allah mutlaka bilir. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır. Sadakaları açıklarsanız bu da güzeldir. Ama onları gizler ve yoksullara bu ÅŸekilde verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; günahlarınızdan bir kısmını örter. Allah, Habir'dir, yapmakta olduklarınızdan gereÄŸince haberi vardır. Onların iyiyi ve güzeli bulmaları, senin üzerine bir borç deÄŸildir. Tam aksine, dilediÄŸini iyiye ve güzele kılavuzlayan Allah'tır. Nimet ve imkandan baÅŸkalarına bağışladığınız, esasında sizin öz benlikleriniz lehinedir. Allah'ın yüzünü arzulama dışında birÅŸey için infak etmiyorsunuz. İnfak ettiÄŸiniz her nimet size tam bir biçimde geri verilir. Ve siz, asla zulme uÄŸratılmazsınız. İnfak edilenler, Allah yolunda kapanıp kalmış, yeryüzünde dolaÅŸamaz olmuÅŸ yoksullar içindir. İffet ve onurları yüzünden , cahiller bunları , zengin kiÅŸiler sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ve yırtıklık ederek insanlardan birÅŸey istemezler. Nimet ve imkandan infak ettiÄŸiniz herÅŸeyi, Allah çok iyi bilmektedir. Mallarını; gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler var ya, iÅŸte onlar için Rableri katında kendilerine özgü ödüller vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaktır onlar. O ribayı yiyenler, ÅŸeytanın bir dokunuÅŸla çarptığı kiÅŸinin kalkışından baÅŸka türlü kalkamazlar. Bu böyledir, çünkü onlar, "alış-veriÅŸ de riba gibidir" demiÅŸlerdir. Oysaki Allah, alış-veriÅŸi helal, ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmiÅŸi kendisine, iÅŸi Allah'a kalmıştır. Yeniden ribaya dönene gelince, böyleleri ateÅŸin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada. Allah, ribadan beklenen artışı mahveder, sadakalar karşılığında artışlar getirir. Allah, nankörlüğe batmış günahkarların hiçbirini sevmez. İman edip hayra ve barışa yönelik deÄŸerler üreten, namazı kılan, zekatı verenler için Rableri katında kendilerine özgü ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için. Tasalanmayacaklardır onlar... Ey iman sahipleri, Allah'tan korkun. Ve eÄŸer inanıyorsanız ribadan geri kalanı bırakın. EÄŸer bunu yapmazsanız, Allah ve resulünden bir harp ilanı duymuÅŸ olun. Tövbe ederseniz, mallarınızın esasları/ana paralarınız sizindir; ne zulmeden olursunuz ne de zulme uÄŸratılan. EÄŸer borçlu zorluk içinde ise eli geniÅŸleyinceye kadar beklenir. Borcunu sadaka olarak ona bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır; eÄŸer bilirseniz. Korkun o günden ki, onda Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra her benliÄŸe kazanmış olduÄŸu tam bir biçimde verilecektir. Onlar hiçbir zulme uÄŸratılmayacaklardır. Ey iman sahipleri! Belirli bir süre için birbirinize borç verdiÄŸinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiÄŸi ÅŸekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borç altına giren kiÅŸi de onu kayda geçirtsin ve Rabbinden korksun da borcundan hiçbir ÅŸey eksiltmesin. Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf-çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kiÅŸiyi de tanık tutun. EÄŸer iki erkek yoksa rızanızla bir erkek ve iki kadın gerekir. Bu kadınlardan biri ÅŸaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir. Tanıklar, çaÄŸrıldıklarında çekimser davranmasınlar. küçük veya büyük, borcu, süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha yakın, tanıklık için daha saÄŸlam, kuÅŸkuya düşmemeniz için daha elveriÅŸlidir. Ancak aranızda döndürüp durduÄŸunuz tamamen peÅŸin bir ticaret söz konusu ise onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Karşılıklı alış-veriÅŸ yaptığınızda da tanık bulundurun. Yazıcıya da tanığa da EÄŸer yolculuk halinde olur da yazacak birini bulamazsanız, o takdirde, alınan rehinler yeter. Birbirinize güvenmiÅŸseniz, kendisine güvenilen kiÅŸi, emaneti ödesin; Rabbi olan Allah'tan korksun. Tanıklığı gizlemeyin. Onu gizleyen, kalbi günaha batmış/kendi kalbine kötülük etmiÅŸ biridir. Allah, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir. Göklerdekiler de yerdekiler de yalnız Allah'ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah, ondan sizi hesaba çeker de dilediÄŸini bağışlar, dilediÄŸine azap eder. Allah Kadir'dir, herÅŸeye gücü yeter. Resul, Rabbinden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. Allah'ın resullerinden hiçbirini ötekinden ayırmayız. Şöyle demiÅŸlerdir: "Dinledik, boyun eÄŸdik. Affet bizi, ey Rabbimiz. Dönüş yalnız sanadır." Allah hiçbir benliÄŸe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez/teklifte bulunmaz. Her benliÄŸin yaptığı iyilik kendi lehine, iÅŸlediÄŸi kötülük kendi aleyhinedir/kiÅŸinin hem kendisi hem baÅŸkaları için kazandığı onun lehine, yalnız kendi nefsi için kazandığı onun aleyhinedir/kiÅŸinin kendi emeÄŸi ile kazandığı kendi lehine, baÅŸkalarının sırtından kazandığı aleyhinedir. "Ey Rabbimiz! Unutur yahut hata edersek bizi hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediÄŸin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize, güç yetiremeyeceÄŸimiz ÅŸeyleri de yükleme. Affet bizi, bağışla bizi, acı bize. Sen bizim Mevla'mızsın. Küfre sapanlar topluluÄŸuna karşı yardım et bize!" Elif, Lam, Mim. Allah... İlah yok O'ndan baÅŸka... Hayy'dır O, Kayyum'dur. O, sana Kitap'ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat'ı ve İncil'i de indirmiÅŸti. Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan'ı da indirdi. Åžu bir gerçek ki, Allah'ın ayetlerini örtüp inkar edenler için ÅŸiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Aziz'dir hem intikam alıcı... Allah... Gökte ve yerde hiçbir ÅŸey O'na gizli kalmaz. Rahimlerde sizi dilediÄŸince ÅŸekillendiren O'dur. İlah yok O'ndan baÅŸka. Aziz'dir O, Hakim'dir. Kitap'ı sana indiren O'dur. Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap'ın anasıdır. DiÄŸer ayetlerse müteÅŸabihlerdir. Åžu var ki, kalplerinde bir eÄŸrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap'ın sadece müteÅŸabih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleÅŸmiÅŸ olanlar. Bunlar, "ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Gönül ve akıl sahiplerinden baÅŸkası gereÄŸince düşünemez. Ey Rabbimiz! Bizi doÄŸruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi bozup eÄŸriltme ve bize katından bir rahmet bağışla. Sen, yalnız sen Vahhab'sın, bol bol bağışta bulunansın. Ey Rabbimiz! Sen Cami'sin; insanları, varlığında kuÅŸku bulunmayan bir günde mutlaka toplayacaksın! Allah, sözünü yerine getireceÄŸi yer ve zamanı asla ÅŸaÅŸmaz. Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir yarar saÄŸlamayacaktır. Onlar, iÅŸte onlar, ateÅŸin yakıtıdırlar. Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Ayetlerimizi yalanlamışlardı da Allah, onları günahları yüzünden yakalamıştı. Allah, cezayı çok ÅŸiddetli vermektedir. De o küfre sapanlara: "Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü döşektir o!" Yüz yüze gelen ÅŸu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Biri Allah yolunda çarpışıyordu; ötekisi küfre batmıştı. Allah yolunda çarpışanları, kafa gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, öz yardımıyla dilediÄŸini destekler. İşte bunda, gözleri olanlar için gerçek bir ibret vardır. Kadınlara, oÄŸullara, altın ve gümüşten oluÅŸturulmuÅŸ yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip püslenmiÅŸtir. Tüm bunlar geçici-iÄŸreti hayatın nimetidir. Allah'a gelince, varılacak yerin en güzeli onun yanındadır. De ki: "Bu sayılanlardan daha iyisini size haber vereyim mi? Sakınıp korunanlar için, Rableri katında, altlarından nehirler akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eÅŸler ve Allah'tan bir hoÅŸnutluk olacaktır. Allah, kulları en iyi biçimde görmektedir." Kullar ki şöyle derler: "Ey Rabbimiz, kuÅŸkusuz olarak sana inandık. Bağışla günahlarımızı, ateÅŸ azabından koru bizi!" Kullar ki sabredenlerdir, özü-sözü doÄŸru olanlardır, Hak huzurunda duranlardır, nimet ve imkanlardan baÅŸkalarını yararlandıranlardır; seherlerde, bağışlanmak için yakaranlardır. Allah, kendisinden baÅŸka tanrı olmadığına tanıktır. Meleklerle ilim sahipleri de adalet ölçüsüne sarılarak tanıklık etmiÅŸlerdir ki, o Aziz ve Hakim olandan baÅŸka hiçbir ilah yoktur. Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiÅŸ olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/haset/hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düştüler... Kim Allah'ın ayetlerine nankörlük ederse, Allah hesabı çabucak görecektir. Seninle kanıt yarıştırmaya girerlerse şöyle söyle: "Ben yüzümü Allah'a teslim ettim. Bana uyanlar da." Kitap verilenlerle ümmilere de sor: "Siz de teslim oldunuz mu?" EÄŸer teslim olurlarsa doÄŸruya ve güzele kılavuzlanmışlardır. Yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliÄŸ etmektir. Allah, kullarını görmektedir. Allah'ın ayetlerini inkar edip haksız yere peygamberleri öldürenler ve insanlar içinden adaletle emredenlerin canına kıyanlar var ya, iÅŸte onlara korkunç bir azabı muÅŸtula. Çalışıp ürettikleri hem dünyada hem de ahirette boÅŸa çıkmıştır. Hiçbir yardımcıları da yoktur onların. Åžu kendilerine Kitap'tan pay verilmiÅŸ olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın Kitabı'na çaÄŸrılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor. Bunun sebebi onların, "ateÅŸ bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır" demeleridir. UydurmuÅŸ oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır. Peki, o kendisinde kuÅŸku bulunmayan günde, onları biraraya topladığımız vakit halleri nice olacak! O gün her benlik, kazandığının karşılığını tam almıştır. Onlar, hiçbir zulme uÄŸratılmazlar. Şöyle yakar: "Ey mülkün Malik'i, sahibi olan Allah'ım! Sen mülk ve saltanatı dilediÄŸine verir, mülk ve saltanatı dilediÄŸinden çekip alırsın. DilediÄŸini yüceltir aziz edersin, dilediÄŸini alçaltır zelil kılarsın. İmkan, mal ve nimet senin elindedir. Sen herÅŸeye kadirsin." "Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. DilediÄŸini hesapsızca rızıklandırırsın." Müminler, müminleri bırakıp da küfre sapanları gönül dostu edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah'la iliÅŸiÄŸi kesilir. Ancak bir sakınma ile onlardan korunmanız müstesna. Allah sizi kendisinden sakınmaya çağırır. Ve dönüş yalnız Allah'adır. De ki: "Göğüsleriniz de olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerdekileri, yerdekileri de bilir. Allah herÅŸeye Kadir'dir." Gün gelecek, her benlik, hayırdan iÅŸlediÄŸini önünde bulacaktır. Kötülükten iÅŸlediÄŸini de... İsteyecektir ki, önüne getirilenle kendisi arasında uzun bir mesafe olsun. Allah sizi, kendisinden sakınmaya çağırır. Allah, kullarına karşı Rauf 'tur, çok ÅŸefkatlidir. De ki: "EÄŸer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici, çok merhametlidir." Åžunu da söyle: "Allah'a ve resule itaat edin." EÄŸer yüz çevirirlerse, Allah küfre sapanları sevmez. Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim Ailesi'ni, İmran Ailesi'ni seçerek alemlere üstün kılmıştır; Birbirinden gelen soylar halinde. Allah, hakkıyla iÅŸiten, gereÄŸince bilendir. Hani İmran'ın karısı şöyle demiÅŸti: "Rabbim, karnımdakini özgür bir biçimde sana adadım; onu benden kabul et. KuÅŸkusuz sen, evet sen, herÅŸeyi duyan, herÅŸeyi bilensin." Onu doÄŸurunca -Allah onun ne doÄŸurduÄŸunu daha iyi bildiÄŸi halde- şöyle dedi: "Rabbim, onu kız olarak doÄŸurdum ve erkek, kız gibi deÄŸildir. Adını Meryem koydum onun. Onu ve soyunu, kovulmuÅŸ ÅŸeytandan sana sığındırıyorum." Allah, onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi besleyip büyüttü. Onu, Zekerriya'nın korumasına verdi. Zekerriya, mihrapta onun yanına her girdiÄŸinde, orada bir rızık bulur ve sorardı: "Meryem, bu sana nereden?" Meryem de: "Bu, Allah katındandır; çünkü Allah dilediÄŸini hesapsızca rızıklandırır." derdi. Zekerriya orada Rabbine yakarmıştı: "Rabbim, demiÅŸti, katından bana tertemiz bir soy bağışla. Sen yakarışı en iyi duyansın." Zekerriya mihrapta durmuÅŸ namaz kılarken, melekler ona şöyle çağırmışlardı: "Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doÄŸrulayıcı bir efendi; nefsine egemen bir benlik, hayır ve barış sevenlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeliyor." Dedi ki: "Rabbim benim nasıl çocuÄŸum olur? İhtiyarlık tam bir biçimde üstüme binmiÅŸ, karım kısır." Allah cevap verdi: "Allah dilediÄŸi ÅŸeyi iÅŸte böyle yapar." Zekerriya dedi: "Rabbim bana bir belirti ver." Allah buyurdu: "Sana belirti ÅŸudur. İnsanlarla üç gün, iÅŸaretleÅŸme dışında konuÅŸmayacaksın. Rabbini çok an. AkÅŸam-sabah tespih et." Bir de melekler şöyle demiÅŸlerdi: "Ey Meryem, Allah seni seçti. Seni tertemiz kıldı ve seni alemlerin kadınları üstüne yüceltti." "Ey Meryem, Rabbinin huzurunda saygıyla el baÄŸla. Secdeye kapan ve rüku edenlerle birlikte rüku et." Bu, gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz. Onlar, Meryem'in bakımını kimin üstleneceÄŸini belirlemek için kalemlerini atarlarken sen yanlarında deÄŸildin. ÇekiÅŸtikleri sırada da yanlarında deÄŸildin. Bir de melekler şöyle demiÅŸlerdi: "Ey Meryem! Allah seni, kendisinden bir kelimeyle muÅŸtuluyor. Adı, Meryem oÄŸlu İsa Mesih'tir. Dünya ve ahirette yüz akıdır. Allah'a yaklaÅŸtırılanlardandır." "BeÅŸikte ve yetiÅŸkin çağında insanlarla konuÅŸacaktır. Barışa ve hayra yönelik iÅŸ yapanlardandır." Meryem dedi ki: "Rabbim, çocuÄŸum nasıl olur benim? Bana hiçbir insan dokunmadı ki!" Allah cevap verdi: "Allah dilediÄŸini iÅŸte böyle yaratır. Bir iÅŸ ve oluÅŸa karar verdiÄŸinde sadece ona "ol" der; o hemen oluverir." Ona Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. Onu, Beniisrail'e şöyle konuÅŸan bir resul yapacak: "Åžu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuÅŸ görünümünde birÅŸey yapar, ona üflerim de Allah'ın izniyle kuÅŸ oluverir. Ben, körü ve abraşı iyileÅŸtirir, ölüleri Allah'ın izniyle diriltirim. Evlerinizde yemekte ve biriktirmekte olduklarınızı size haber veririm. EÄŸer inananlarsanız, bunda sizin için tam bir mucize vardır." "Tevrat'tan önümde bulunanı doÄŸrulayıcıyım. Size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal yapacağım. Rabbinizden bir mucize getirdim size. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin." "Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir; o halde, O'na kulluk edin. İşte bu, dosdoÄŸru bir yoldur." İsa onlardan inkarı sezince şöyle konuÅŸtu: "Allah'a gidiÅŸte benim yardımcılarım kim?" Havariler dediler ki: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız. Allah'a iman ettik biz. Tanık ol, biz müslümanlarız." "Ey Rabbimiz! Senin indirdiÄŸini iman ettik, resule uyduk; artık bizi gerçeÄŸin tanıklarıyla beraber yaz." Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. Allah ÅŸunu da demiÅŸti: "Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceÄŸim; seni, inkar edenlerden uzaklaÅŸtırıp arındıracağım. Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım. Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduÄŸunuz ÅŸeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceÄŸim." "Küfre sapanlar var ya, iÅŸte onlara dünyada ve ahirette ÅŸiddetle azap edeceÄŸim. Hiçbir yardımcıları olmayacaktır onların." İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlara gelince, Allah onların ödüllerini tam olarak verecektir. Allah, zalimleri sevmez. İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir'den okuduÄŸumuzdur. Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi. Artık o, olur. Hak, Rabbindendir. O halde, kuÅŸku duyanlardan olma. Sana ilimden bir nasip geldikten sonra, hak konusunda seninle tartışana de ki: "Gelin; oÄŸullarımızı ve oÄŸullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, öz benliklerimizi ve öz benliklerinizi çağıralım, mübahele edelim de Allah'ın lanetini yalancılar üzerine salalım." İşte, gerçek kıssanın ta kendisi budur. Allah'tan baÅŸka ilah yoktur. Ve Allah, elbette Aziz'dir, elbette Hakim'dir. EÄŸer yüz çevrilirse, hiç kuÅŸkusuz Allah, bozguncuları çok iyi bilmektedir. De ki: "Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan ÅŸu söze gelin: Allah'tan baÅŸkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir ÅŸeyi ortak koÅŸmayalım, Allah'ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim." EÄŸer yüz çevrilirse şöyle söyle: "Tanık olun, biz müslümanlarız/ Allah'a teslim olanlarız." Ey Ehlikitap! İbrahim hakkında neden çekiÅŸiyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hala aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz? İşte siz böyle insanlarsınız! Hakkında biraz bilginiz olan ÅŸeyde çekiÅŸmeye girdiniz. Peki , hakkında hiçbir bilginiz olmayan ÅŸeyde neden tartışmaya giriyorsunuz? Allah bilir ama siz bilmezsiniz. İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece hanif bir müslümandı. O, müşriklerden deÄŸildi. Åžu bir gerçek ki, insanların İbrahim'e gönülce en yakın olanları, elbette ona uyanlar, bu peygamber, bir de iman sahipleridir. Allah, müminlerin Veli'sidir. Kitap ehlinden bir zümre, sizi bir saptırabilseler diye arzu ettiler. Oysaki onlar, kendilerinden baÅŸkasını saptırmazlar. Ama bunu fark etmiyorlar. Ey Ehlikitap! GerçeÄŸe tanık olup durduÄŸunuz halde, Allah'un ayetlerini neden inkar ediyorsunuz? Ey Ehlikitap! Neden hakkı batılla kirletiyorsunuz ve bilip durduÄŸunuz halde gerçeÄŸi gizliyorsunuz? Ehlikitap'tan bir zümre şöyle dedi: "Åžu iman edenlere indirilene günün baÅŸlangıcında inanın, günün sonunda karşı çıkın. Belki onları döndürebilirsiniz; Dininize uyandan baÅŸkasına inanmayın." Söyle onlara: "Hidayet, Allah'ın kılavuzlamasıdır. Size verilenin benzeri bir baÅŸkasına veriliyor yahut Rabbinizin katında tartışarak size üstün gelecekler diye mi bütün bunlar?"De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir; onu dilediÄŸine verir. Allah Vasi'dir, varlığı sürekli geniÅŸletir; Alim'dir, herÅŸeyi en iyi ÅŸekilde bilir." Rahmetini dilediÄŸine özgüler. Allah, büyük lütfun sahibidir. Ehlikitap'tan öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet teslim etsen onu sana iade eder. Onlardan öylesi de vardır ki, onu bir dinar emanet etsen, tepesine çökmedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi ÅŸudur: Onlar: "Ümmilerin, bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün deÄŸildir." demiÅŸlerdir. Onlar, bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler. İş öyle deÄŸil! Kim ahdine vefa eder, takvaya sarılırsa hiç kuÅŸkusuz, Allah takvaya sarılanları sever. Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini basit bir bedel karşılığı satanlar var ya, iÅŸte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlarla konuÅŸmaycaktır, kıyamet günü onlara bakmayacaktır, onları temizleyip arıtmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır. Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap'tan olmayan birÅŸeyi siz Kitap'tan sanasınız diye, dillerini Kitap'la eÄŸip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde "Bu, Allah katındandır." derler. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler. Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah kendisine kitap, hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" desin. O ancak şöyle der: "Okuyup araÅŸtırdığınız ÅŸeylere, öğrettiÄŸiniz ÅŸu Kitap'a dayanarak benliklerini Allah'a adamış kullar/Rabbaniler olun!" Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size? Ve unutma ki Allah, peygamberlerden misaklarını almış, şöyle demiÅŸti: "Size Kitap'tan ve hikmetten nasip verdim. Sonra size elinizdekini doÄŸrulayıcı bir resul geldiÄŸinde, ona mutlaka inanacak ve ona muhakkak yardım edeceksiniz. Kabul ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?" "Kabul ettik." dediler. "O halde tanık olun, sizinle beraber ben de tanıklardanım." dedi. Tüm bunlardan sonra yüz çevirenler, fasıkların ta kendileridir. Hala Allah'ın dininden gayrısını mı arıyorlar? Oysaki, göklerdeki ÅŸuurlular da, yerdekiler de ister istemez O'na teslim olmuÅŸlardır ve yalnız O'na döndürüleceklerdir. De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına indirilmiÅŸ olana, Musa'ya, İsa'ya ve diÄŸer nebilere Rablerinden verilmiÅŸ bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O'na teslim olanlarız." Kim İslam'dan gayri bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana düşenlerdendir. İmanlarından, resulün hak olduÄŸuna tanıklık ettikten ve kendilerine ayan-beyan deliler geldikten sonra küfre sapmış bir topluluÄŸa Allah nasıl kılavuzluk eder? Allah, zalimler topluluÄŸuna yol göstermez. İşte böylelerinin cezası: Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti üzerlerine... O lanet içinde sürekli kalacaklardır. Ne azap hafifletilecektir. Onlardan ne de yüzlerine bakılacaktır onların. Ondan sonra tövbe edip hallerini düzeltenler müstesna. Hiç şüphesiz Allah, çok affedici, çok merhametlidir. İmanlarından sonra küfre sapmış, sonra da küfürde daha da azıtmış olanların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar sapıkları ta kendileridir. GerçeÄŸi örtüp de küfre sapmış olarak ölenlere gelince, onların herbiri kendini kurturmak için dünya dolusu altın verse de asla kabul edilmeyecektir. Korkunç bir azap vardır onlar için. Hiçbir yardımcıları olmayacaktır. SevdiÄŸiniz ÅŸeylerden infak etmedikçe zafer ve mutluluÄŸa asla ulaÅŸamazsınız. İnfak ettiÄŸiniz herÅŸeyi, Allah çok iyi bilmektedir. Tevrat indirilmeden önce İsrail'in kendi nefsine haram kıldığı ÅŸeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoÄŸullarına helaldi. Onlara de ki: "Tevrat'ı ortaya getirin; doÄŸru sözlü iseniz onu okuyun." Artık bundan sonra kim yalan düzüp Allah'A iftira ederse böyleleri zalimlerin ta kendileridir. De ki: "Allah, doÄŸrusunu söylemiÅŸtir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanif olarak İbrahim'in dinine uyun. Müşriklerden deÄŸildi o." Åžu bir gerçek ki, alemlere bir bereket kaynağı ve yol gösterici halinde insanlar için kurulan ilk ev Mekke'dekidir. Açık-seçik deliller, İbrahim'in makamı vardır orada. Oraya giren, güvene ermiÅŸ olur. Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse hiç kuÅŸkusuz, Allah bütün alemlere muhtaç olmayacak bir Gani'dir. De ki: "Ey Ehlikitap! Allah, yaptıklarınıza tanıklık ederken, Allah'ın ayetlerini neden inkar ediyorsunuz?" Åžunu da söyle: "Ey Ehlikitap! Neden iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz? Gözünüzle gördüğünüz halde, Allah yolunu neden çarpıtmak istiyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz deÄŸildir." Ey iman sahipleri! Kendilerine kitap verilenlerden bir zümreye boyun eÄŸerseniz sizi, imanınızdan sonra kafirler haline getirirler. Allah'ın ayetleri size okunuyor, Resulü de aranızda; peki nasıl küfre sapıyorsunuz? Kim Allah'a yapışırsa dosdoÄŸru yola iletilmiÅŸtir o... Ey iman edenler! Allah'tan, kendisinden korkmaya yaraşır biçimde korkun. Müslümanlar olmanın dışında bir hal üzere sakın can vermeyin. Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaÅŸtırıp kaynaÅŸtırdı da O'nun nimeti sayesinde kardeÅŸler haline geldiniz. AteÅŸten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu ÅŸekilde açıklıyor ki, doÄŸruya ve güzele yol bulasınız . İçinizden hayra çağıran, doÄŸruluk ve güzelliÄŸi belirleneni emreden, kötülük ve çirkinliÄŸi belirlenenden alıkoyan bir topluluk olsun. KurtuluÅŸ ve zafere eren iÅŸte onlardır. Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekiÅŸmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır. Gün gelir bazı yüzler aÄŸarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: "İmanınızdan sonra küfre mi düştünüz? Hadi, saptığınız küfür yüzünden tadın azabı." Yüzleri aÄŸaranlara gelince, onlar, Allah'ın rahmeti içindedirler. Sürekli ondadır onlar. Bunlar sana Allah'ın ayetleri. Hak olarak okuyoruz sana onları. Allah, alemlere zulüm istemiyor. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. İş ve oluÅŸlar Allah'a döndürülür. Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiyi-güzeli emredersiniz, kötü ve çirkinden alıkoyarsınız, Allah'a iman edersiniz. Ehlikitap da iman etseydi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. İçlerinde müminler vardır ama onların çokları fasıklardır. Biraz eziyet dışında size asla zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa size sırtlarını dönerler. Sonra onlara yardım da edilmez. Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmaları dışında, nerede bulunsalar üzerlerine zillet damgası vurulur. Allah'ın hışmına uÄŸramışlardır. Üzerlerine miskinlik damgası vurulmuÅŸtur. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerine küfrediyor, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı; isyan etmiÅŸlerdi, zulüm ve azgınlık sergiliyorlardı. Ama hepsi bir deÄŸildir. Ehlikitap içinden Allah için baÅŸ kaldıran/Allah huzurunda el baÄŸlayan/hak ve adaleti ayakta tutan/kalkınıp yükselen bir zümre de vardır; gece saatlerinde secdelere kapanmış olarak Allah'ın ayetlerini okurlar. Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiyi-güzeli emrederler, kötüyü ve çirkini yasaklarlar. Hayır iÅŸlerde yarışırcasına koÅŸarlar. İşte bunlar hayra ve barışa yönelik hizmet üretenlerdendir. Yapmakta oldukları/yapacakları hiçbir hayır, nankörlükle karşılanmayacak/karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilmektedir. Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da kendilerine Allah'a karşı bir yarar saÄŸlamayacaktır. AteÅŸin dostlarıdır onlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde. Bu dünya hayatında harcamakta olduklarının durumu, bir rüzgar örneÄŸine benzer: Onda kavurucu bir soÄŸuk vardır. Öz benliklerine zulmetmiÅŸ bir topluluÄŸun ekinine deÄŸmiÅŸ de onu mahvetmiÅŸtir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmediyorlardı. Ey iman sahipleri! Kendi dışınızda hiç kimseyi sırdaÅŸ edinmeyin. Sizi sarpa sardırıp periÅŸan etmekten çekinmezler. Size sıkıntı vercek ÅŸeyi pek severler. Ağızlarından nefret ve öfke taÅŸmaktadır. Göğüslerinin saklamakta olduÄŸu ise daha büyüktür. EÄŸer aklınızı iÅŸletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiÅŸtir. Siz öyle kiÅŸilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap'ın tümüne inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaÅŸtıklarında inandık derler; baÅŸbaÅŸa kaldıklarında size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: "Öfkenizle geberin." Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir. Size bir iyilik dokunsa bu onları rahatsız eder. Size bir kötülük dokunsa bununla sevinir, ferahlarlar. EÄŸer sabreder, sakınır/korunursanız onların tuzakları size hiçbir ÅŸekilde zarar veremez. Allah, Muhit'tir, yapmakta olduklarını çepeçevre kuÅŸatmıştır. Hani sen ailenden erkenden ayrılmıştın da müminleri savaÅŸ için tutulması gereken noktalara yerleÅŸtiriyordun. Allah herÅŸeyi çok iyi duyar, çok iyi bilir. Sizden iki takım, korku ile bozulmak üzere idi. Halbuki Allah onların Veli'siydi. Müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. Yemin olsun ki, ezik-boynu bükük olduÄŸunuz bir sırada Allah size Bedir'de de yardım etmiÅŸti. O halde Allah'tan korkun ki, şükredebilesiniz. O sırada sen, müminlere şöyle diyordun: "Rabbinizin, indirilmiÅŸ üçbin melekle destek vermesi, size yetmiyor mu?" İş, sanıldığı gibi deÄŸildir. Onlar, hemen ÅŸu anda üstünüze gelseler bile, eÄŸer siz sabreder ve korunursanız, Rabbiniz sizi, üzerlerine niÅŸan vurulmuÅŸ beÅŸ bin melekle destekler. Allah bunu size bir müjde olması ve onunla kalplerinizi yatıştırması dışında birÅŸey için yapmamıştır. Yardım, Aziz ve Hakim olan Allah katından baÅŸka hiçbir yerden gelemez. Allah bunu yaptı ki, küfre sapanlardan bir kısmını bölüp ayırsın veya onları zelil etsin de yıkık ve ürkek bir halde dönüp gitsinler. İş ve hüküm konusunda sana düşen birÅŸey yoktur. Allah ya tövbelerini kabul ederek onları bağışlar yahut da zalim oldukları için onlara azap eder. Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. DilediÄŸini affeder;dilediÄŸine azap eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Ey iman sahipleri! Ribaya öyle kat kat katlayarak yemeyin. Allah'tan korkun ki kurtuluÅŸa erebilesiniz. Kafirler için hazırlanmış ateÅŸten korkun. Allah'a ve resule itaat edin ki, merhamet görebilesiniz. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni göklerle yer kadar olan cennete doÄŸru yarışır gibi koÅŸuÅŸun. O, takva sahipleri için hazırlanmıştır. Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler. Öfkelerini yutanlardır onlar, insanları affedenlerdir. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever. Onlar, çirkin bir iÅŸ yaptıklarında yahut öz benliklerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlar da günahları için af dilerler. Günahları Allah'tan baÅŸka kim affeder ki? Ve onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. İşte bunların ödülleri Rablerinden bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Sürekli kalacaklardır orada. İş yapıp deÄŸer üretenlerin ücreti ne güzeldir! Sizden önce de yollar-yöntemler gelip geçmiÅŸtir. O halde yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nice olmuÅŸtur görün. Bu, insanlara bir açıklama, korunup sakınanlara da bir öğüt ve kılavuzdur. GevÅŸemeyin, tasalanmayın. EÄŸer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz. Size bir yara deÄŸiyorsa, o topluma da benzeri bir yara mutlaka deÄŸmiÅŸtir. Bak iÅŸte günler! Biz onları insanlar arasında dolandırır dururuz. Allah bu sayede, iman edenleri bilecek, sizden tanıklar/ÅŸehitler edinecektir. Allah zulme sapanları sevmez. Tüm bunlar, Allah iman edenleri iyice seçip arındırsın ve küfre sapanları mahvetsin diyedir. Yoksa siz, Alllah içinizden uÄŸraşıp didinenleri seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceÄŸinizi mi sandınız? Yemin olsun ki siz, onunla karşılaÅŸmadan önce ölümü arzuluyordunuz. İşte gördünüz onu ve bakıp duruyorsunuz. Muhammed bir resulden baÅŸkası deÄŸildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiÅŸtir. Åžimdi o ölse yahut öldürülse ökçelerinizin üzerine gerisin geri mi döneceksiniz! İki ökçesi üzerine geri dönen, Allah'a hiçbir ÅŸekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir. Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kiÅŸi ölmez. Vakti belirlenmiÅŸ bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; ahiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceÄŸiz biz. Nice peygamber beraberinde kendisini Rabb'e adayan birçok kiÅŸi bulunduÄŸu halde savaÅŸmıştır. Onlar, Allah yolunda kendilerine gelip çatan zorluklar yüzünden gevÅŸememiÅŸ, zayıflık göstermemiÅŸ, susup pusmamışlardır. Allah sabredenleri sever. Sözleri yalnız ÅŸu olmuÅŸtur: Ey Rabbimiz! Bağışla bizim günahlarımızı, affet iÅŸlerimizdeki taÅŸkınlığımızı, saÄŸlam bastır ayaklarımızı ve yardım et bize küfre sapan topluma karşı. Allah da onlara, hem dünya nimetini verdi hem de ahiret sevabının en güzelini. Allah, güzel düşünüp güzellik sergileyenleri sever. Ey iman edenler! EÄŸer küfre sapanlara boyun eÄŸerseniz sizi ökçeleriniz üstüne yüz geri çevirirler de hüsrana uÄŸrayanlar haline gelirsiniz. Hayır, hayır! Sizin Mevla'nız Allah'tır. Ve O, yardımcıların en hayırlısıdır. Allah'ın, kendileri hakkında hiçbir delil indirmediÄŸi ÅŸeyleri Allah'a ortak koÅŸtukları için, küfre sapanların kalplerine korku salacağız. Barınakları ateÅŸtir onların. Ne kötüdür o zalimlerin varacakları yer! Andolsun ki, siz onları Allah'ın izniyle öldürmekteyken, Allah size vaadini doÄŸrulamıştı. Nihayet siz korkuya kapıldınız, yapılacak iÅŸ hususunda çekiÅŸtiniz. Ve Allah, sevdiÄŸiniz ÅŸeyi size gösterdikten sonra isyan ettiniz. İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu, bir kısmınız ise ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaÅŸtırdı. Yemin olsun, sizi affetmiÅŸti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir. Siz ÅŸaÅŸkınlıkla saÄŸa-sola kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Resul ise arkanızdan sizi çağırıyordu. Böylece Allah size keder üstüne keder verdi ki, elinizden uçup gidene de size isabet edene de üzülmeyesiniz. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Sonra bu kederin ardından üzerinize, içinizden bir gruba sarıp kuÅŸatan, güven verici bir uyku indirdi. Bir grup da -gerçekten onlar kendi canlarının derdine düşmüştü- Allah hakkında gerçek dşı sanılara, cahiliye düşüncelerine kapılıyordu. "Åžu iÅŸten bize birÅŸey var mı?" diyorlardı. De ki: "Emir/iÅŸ ve oluÅŸ tümüyle Allah'ındır." Öz benliklerinde, sana açıklamaz oldukları ÅŸeyler saklıyorlar. Diyorlar ki: "Bu iÅŸten bizim lehimize birÅŸey olsaydı, ÅŸuracıkta öldürülmezdik." Söyle onlara: "Evlerinizde kalsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, uzanacakları yerleri muhakkak boylayacaklardı." Bu, Allah göğüslerinizdekini denesin, kalplerinizdekini ortaya çıkarsın diyedir. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir. İki topluluÄŸun karşılaÅŸtığı gün geri dönüp gidenleriniz var ya, yaptıkları bazı iÅŸler yüzünden ÅŸeytan onların ayağını kaydırmak istemiÅŸti. Andolsun, Allah onları yine de affetti. Allah Gafur'dur, Halim'dir. Ey iman sahipleri! Yeryüzünde dolaÅŸan yahut gazaya çıkan kardeÅŸleri için şöyle diyen inkarcılar gibi olmayın: "Yanımızda olsaydılar ölmezlerdi, öldürülmezlerdi." Allah onların kalplerinde bir özlem yapacaktır. Allah diriltir de öldürür de. Allah, yapıp ettiklerinizi en iyi görmektedir. Allah yolunda öldürülür yahut ölürseniz, Allah'tan bir bağışlanma ve bir rahmet onların derleyip topladıklarından çok daha iyidir. Ölür yahut öldürülüseniz elbette ki Allah'a götürüleceksiniz. Allah'tan bir rahmet sayesindedir ki sen onlar yumuÅŸak davrandın. EÄŸer kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için; iÅŸ ve yönetim konusunda da onlarla ÅŸuraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah'a güvenip dayan. Allah, tevekkül edenleri sever. Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. EÄŸer sizi yüzüstü bırakırsa O'ndan baÅŸka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. Bir peygamberin emanete hıyanet etmesi/kamu malından aşırması olacak ÅŸey deÄŸildir. Her kim hıyanet eder, kamu malından birÅŸey aşırırsa, aşırdığını kıyamet günü yüklenip getirir. Sonra her benliÄŸe; kazandığı tam olarak ödenir. Hiç birine zulmedilmez. Allah'ın hoÅŸnutluÄŸunu izleyen kiÅŸi Allah'ın gazabına uÄŸrayan ve barınağı cehennem olan kiÅŸiyle aynı mıdır? Ne kötü varış yeridir o! Onlar, Allah katında derece derecedirler. Allah yapmakta olduklarını iyice görmektedir. Yemin olsun ki, Allah müminlere lütufta bulunup onları minnettar bırakmıştır: Kendi içlerinden onlara öyle bir resul gönderdi ki, onlara Allah'ın ayetlerini okuyor, onları temizleyip arındırıyor, onlara Kitap'ı ve hikmeti öğretiyor. Oysaki onlar, bundan önce açık bir sapıklığın tam içindeydiler. Size, baÅŸkalarına iki katını dokundurduÄŸumuz bir musibet dokununca, "bu da nereden!" mi dediniz. De ki: "O, sizin öz benliklerinizdendir." Allah, herÅŸeye Kadir'dir. İki topluluÄŸun karşılaÅŸtığı gün sizin başınıza gelen Allah'ın izniyledir ve Allah, müminleri bilsin diyedir. Ve ikiyüzlülük yapan münafıkları bilsin diye. Onlara, "hadi gelin, Allah yolunda çarpışın yahut savunma yapın." dendiÄŸinde: "SavaÅŸtan haberimiz olsaydı sizi elbette izlerdik." dediler. O gün onlar, imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, onların gizlemekte oldukları ÅŸeyi çok iyi bilmektedir. Yerlerinde oturup da kardeÅŸleri için, "bizi dinlemiÅŸ olsalardı öldürülmeyeceklerdi"diyenlere şöyle söyle: "EÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz kendi benliklerinizden uzaklaÅŸtırın ölümü!" Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Hayır! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar. Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiÄŸi ile sevinçlidirler. Ve arkada kalıp kendilerine katılmamış olanlara ÅŸunu müjdeliyolar: Onlar için korku yoktur; tasalanmayacaklardır onlar. Allah'tan bir nimeti, bir lütfu ve Allah'ın müminlerin ödülünü vermezlik etmeyeceÄŸini de müjdelerler. O müminler ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah'ın ve resulün çaÄŸrısına cevap verdiler. Onlar içinden, güzel iÅŸler yapıp takvaya sarılanlara büyük bir ödül vardır. O müminler ki, insanlar kendilerine, "halk size karşı bir araya gelmiÅŸ, korkun onlardan"dediklerinde, bu onların imanını arttırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. Ne güzel Vekil'dir O." Böyle olduÄŸu içindir ki, Allah'tan bir nimet ve lütufla geri döndüler; hiçbir kötülük dokunmamıştı onlara. Allah'ın rızasını izlediler. Allah çok büyük bir lütfun sahibidir. İşte size ÅŸeytan. O yalnız kendi dostlarını korkutur. EÄŸer inananlarsanız onlardan korkmayın, benden korkun. küfür içinde koÅŸuÅŸanlar sana üzüntü vermesin. Åžu bir gerçek ki, onlar Allah'a hiçbir ÅŸekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir nasip vermeyi istemektedir. Onlar için çok büyük bir azap öngörülmüştür. İman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah'a herhangi bir biçimde asla zarar veremezler. Korkunç bir azap vardır onlar için. Küfre sapanlar, onlara süre tanımamızın kendileri için hayırlı olduÄŸunu asla düşünmesinler. Onlara, biraz daha günah iÅŸlesinler diye süre veriyoruz. Yere geçirecek bir azap var onlar için. Allah, müminleri ÅŸu üzerinde bulunduÄŸunuz halde bırakmayacaktır. Sonuçta pisi temizden ayıracaktır. Allah, sizi gaybı bilir duruma da getirmeyecektir. Åžu var ki Allah, resullerinden dilediÄŸini seçer. O halde Allah'a ve resullerine inanın. EÄŸer inanır, korunursanız sizin için büyük bir ödül vardır. Allah'ınlütfundan kendilerine verdiÄŸi ÅŸeyde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduÄŸunu sanmasınlar. Tam aksine bu onlar için bir ÅŸerdir. O cimrilik konusu yaptıkları ÅŸey, kıyamet günü bir tasma gibi boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Andolsun ki Allah, "Allah yoksuldur, bizler zenginleriz"diyenlerin sözünü iÅŸitti. Dediklerini de yazacağız, haksız yere peygamberleri öldürmelerini de. Ve şöyle diyeceÄŸiz: "Tadın, yakıp piÅŸiren azabı." Bu, kendi ellerinizin üretip önden gönderdiÄŸi yüzündendir, Allah, kullara asla zulmedici deÄŸildir. Onlar şöyle demiÅŸlerdi: "Allah bize ant verdi, kendisi bize ateÅŸin yiyeceÄŸi bir kurban getirmedikçe hiçbir resule inanmayacağız." Söyle onlara: "Size benden önce o dediÄŸinizle birlikte açık deliller getiren resuller gelmiÅŸti. Peki, madem doÄŸru sözlülerdiniz neden onları katlettiniz?" Seni yalanladılarsa, senden önce de resuller yalanlandı. Açık-seçik deliller, kutsal sayfalar ve aydınlatıcı Kitap'ı getirmiÅŸlerdi onlar. Her benlik ölümü tadacaktır. Hak ettiÄŸiniz karşılıklar size, kıyamet günü, eksiksiz bir biçimde verilecektir. AteÅŸten uzaklaÅŸtırılıp cennete sokulan kesinlikle kurtulmuÅŸ olacaktır. İğreti-sefil hayat aldatıcı bir yararlanmadan baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de ÅŸirke batanlardan da incitici çok ÅŸey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız iÅŸte bu, iÅŸ ve oluÅŸların en zorlularındandır. Allah, kendilerine kitap verilenlerden ÅŸu yolda misak almıştı: "Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız." Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü ÅŸey satın alıyorlar! O ettikleriyle zevklenen, yapmadıkları ÅŸeylerle övünmeyi seven kiÅŸileri birÅŸey sanma. Artık, onları azaptan kurtulmuÅŸ da sanma. Korkunç bir azap vardır onlar için. Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah'ındır. Allah Kadir'dir, herÅŸeye gücü yeter. Åžu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca geliÅŸinde, aklını ve gönlünü iÅŸletenler için çok ibretler vardır. Aklı ve gönlü iÅŸletenler o kiÅŸilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boÅŸuna yaratmadın. Åžanın yücedir senin. AteÅŸ azabından koru bizi." "Ey Rabbimiz! Sen birini ateÅŸe soktun mu onu tam rezil etmiÅŸsindir. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır." "Ey Rabbimiz! Bir çağırıcının, 'Rabbinize inanın' diye imana çağırdığını iÅŸittik ve iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla bizim. Kötülüklerimizin üstünü ört ve bize iyiliklerle ölmek nasip et." "Ey Rabbimiz! Resullerine vaat ettiÄŸini de bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen, vaadine asla ters düşmezsin." Rableri onlara cevap verdi: "Ben sizden, erkek-kadın hiçbir çalışanın ürettiÄŸini boÅŸa çıkarmayacağım. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda iÅŸkenceye uÄŸratılanlar, çarpışıp da öldürülenler var ya, onların kötülüklerini yemin olsun örteceÄŸim. Ve yemin olsun ki onları, Allah katından bir karşılık olarak, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım." Allah katındadır karşılıkların en güzeli. Küfre sapanların öyle belde belde dolaÅŸmaları seni sakın aldatmasın. Azıcık bir nimetlenmedir o. Sonra onların varacağı yer cehennem olacaktır. Ne kötü yataktır o! Ama Rablerinden korkanlar için altlarından ırmaklar akan cennetler var. Allah katından bir konukseverlikle sürekli kalıcıdırlar orada. Allah katındaki ödüller iyiler için daha hayırlıdır. Ehlikitap'tan öyleleri var ki, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene inanırlar. Allah karşısında ürperirler; Allah'ın ayetlerini basit bir ücret karşılığı satmazlar. İşte bunlar için Rableri katında kendilerine özgü ödüller vardır. Allah, hesabı çabucak görüverir. Ey iman sahipleri! Sabredin, sabır yarışı yapın, nöbet tutarak savaÅŸa hazırlıklı bulunun ve Allah'tan korkun ki, kurtuluÅŸa erebilesiniz. Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan onun eÅŸini de vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbimize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediÄŸiniz Allah'tan korkun. Rahimlerin haklerına saygısızlıktan da sakının. Åžu bir gerçek ki Allah, Rakib'dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir. Yetimlere mallarını verin. Temizi pise deÄŸiÅŸmeyin. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Bunu yapmak gerçekten büyük bir vebaldir. Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikiÅŸer, üçer, dörder nikahlayın. EÄŸer bu durumda adaleti gözetemeyeceÄŸinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/saÄŸ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur. Kadınlara mehirlerini nazik ve cömert bir ÅŸekilde örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin. EÄŸer onlardan birazını kendileri kiÅŸisel istekleriyle size sunmuÅŸlarsa artık onu içinize sine sine yiyin. Allah'ın sizin için ayakta durma aracı yaptığı mallarınızı kendini bilmez beyinsizlere vermeyin, o mallar içinden onlara rızık ayırın, onları giydirin ve onlara tatlı ve iÅŸe yarar bir söz söyleyin. Yetimleri, nikah çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. O zaman onlar da içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz, mallarını onlara geri verin. Yiyecekler diye bu malları tez elden saçıp savurarak yemeyin. Zengin olan, iffetli davransın. Fakir olan ise örfün gerekli kıldığı oranda yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiÄŸiniz zaman yanlarında tanıklar bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından erkeklere bir pay vardır. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından-onun azından da çoÄŸundan da-farz kılınmış bir nasip olarak kadınlara da bir pay vardır. Mirasın paylaÅŸtırılmasında hısım-akraba, yetimler, yoksul ve çaresizler de hazır bulunurlarsa, ondan onları da rızıklandıran ve onlara güzel ve hoÅŸ bir söz de söyleyin. Ürperip titresin o kimseler ki, kendi arkalarından zayıf ve çaresiz aile fertleri bırakmış olsalardı, onlar için korku ve endiÅŸe duyacaklardı. O halde, Allah'tan korksunlar ve haksızlığı önleyici saÄŸlam bir söz söylesinler. Åžunda kuÅŸkunuz olmasın ki, zulme baÅŸvurarak yetimelerin mallarını yiyenler karınlarına doldurmak üzere bir ateÅŸ yemekten baÅŸka birÅŸey yapmazlar. Ve onlar yakın bir zamanda, korkunç acılar veren bir azaba dalacaklardır. Allah size çocuklarınızla ilgili olarak ÅŸunu öneriyor: Erkek için, iki diÅŸinin payı kadar. İkiden fazladan kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. EÄŸer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuÄŸu varsa, geriye bıraktığından anne-babanın herbiri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuÄŸu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuÅŸsa bu durumda anasına üçte bir düşer. EÄŸer kardeÅŸleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oÄŸullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduÄŸunu bilemezsiniz. Allah'tan bir buyruÄŸu önemseyin. Hiç kuÅŸkusuz Allah herÅŸeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eÄŸer onların çocuÄŸu yoksa. EÄŸer onların çocuÄŸu varsa vasiyet ettikleri ve borçları ödedikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. EÄŸer sizin çocuÄŸunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. EÄŸer sizin çocuÄŸunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. EÄŸer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuÄŸu yok da erkek kardeÅŸi veye kız kardeÅŸi varsa, bu kardeÅŸlerden her birine altıda bir düşer. KardeÅŸler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah'tan bir öneridir bu. Allah Alim'dir, Halim'dir. İşte bunlar Allah'ın sırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük baÅŸarıdır. Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder, Allah'ın sınırlarını da aÅŸarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateÅŸe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır. Kadınlarınızdan eÅŸcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eÄŸer tanıklık ederlerse o kadınları ölüm canlarını alıncaya kadar ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. EÅŸcinselliÄŸi içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvab'dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahim'dir, merhametine sınır yoktur. Allah'ın, kabulünü üstlendiÄŸi tövbe, bilgisizlike kötülük iÅŸleyip de çok geçmeden tövbe edenler içindir. Allah, iÅŸte böylelerinin tövbesini kabul eder. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Yoksa, kötülükleri yapıp yapıp da her birine ölüm geldiÄŸinde, "iÅŸte ÅŸimdi tövbe ettim" diyenler için tövbe yoktur. Küfre batmış olarak ölenlere de tövbe yoktur. Böylelerine biz korkunç bir azap hazırladık. Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. Kendilerine vermiÅŸ bulunduÄŸunuz ÅŸeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal deÄŸildir. Kanıta baÄŸlanmış bir fuhuÅŸ yapmaları hali müstesna. Onlarla iyi ve güzel geçinin. Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz birÅŸeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuÅŸ olur. Bir zevcenin yerine baÅŸka bir zevce almak istemiÅŸseniz onlardan birine yükler dolusu mal vermiÅŸ olsanız da o maldan hiçbir ÅŸeyi geri almayın! İftira ederek, açık bir günah iÅŸleyerek mi geri alacaksınız onu? Hem nasıl alırsınız ki? Daha önce birbirinizle derinden derine kaynaÅŸmıştınız. Ve onlar sizden çok saÄŸlam bir söz de almışlardı. GeçmiÅŸte kalanlar hariç, babalarınızın nikahlamış olduÄŸu kadınlarla evlenmeyin. Böyle birÅŸey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu. Size ÅŸu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kızkardeÅŸleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeÅŸ kızları, kızkardeÅŸ kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeÅŸleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleÅŸtiÄŸiniz hanımlarınızdan doÄŸmuÅŸ olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eÄŸer anneleriyle birleÅŸmemiÅŸseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oÄŸullarınızın karıları. İki kızkardeÅŸi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Harpte elinize geçmiÅŸ kadınlar hariç olmak üzere, nikahlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; ÅŸunu bunu dost tutmayarak iffetli yaÅŸamanız, zina etmemeniz ÅŸartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiÄŸiniz kadınların mehirlerini onlara bir hak olarak verin. Mehir kesiÅŸmeden sonra karşılıklı hoÅŸnutluÄŸa baÄŸlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, herÅŸeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. İnanmış hür kadınları nikahlama geniÅŸliÄŸine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinizin izniyle nikahlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları ÅŸartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. EvliliÄŸe geçtikten sonra bir fuhuÅŸ yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanacaktır. Bu, köleyle evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Allah size açık-seçik bildirmek istiyor. Sizi, sizden öncekilerin yol ve yöntemlerinden haberdar ediyor. Size tövbe nasip ediyor. Allah herÅŸeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Åžehvetlerine uyanlarsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler. Allah size hafiflik getirmek istiyor. Çünkü insan çok zayıf yaratılmıştır. Ey inananlar! Mallarınızı aranızda batıl bir yolla/tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoÅŸnutluÄŸunuzla gerçekleÅŸmiÅŸ bir ticaret olursa baÅŸka. Kendi canlarınıza kıymayın/intihar etmeyin. Hiç kuÅŸkusuz Allah, size karşı çok merhametlidir. Kim düşmanlık ve zulümle intihar günahını iÅŸlerse onu ateÅŸe sokacağız. Bu, Allah için çok da kolaydır. EÄŸer yasakladığımız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, diÄŸer kötülüklerinizi örteriz ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaÅŸtırırız. Allah'ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiÄŸi ÅŸeyleri isteyip durmayın! Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Allah, herÅŸeyi iyice bilmektedir. Ana-babanın ve akrabanın geriye bıraktığı malların hepsi için mirasçılar belirledik. Yeminlerinizin ilgili kaldığı kimselere gelince, onların paylarını da kendilerine verin. Allah herÅŸeyi dikkatli bir tanık olarak gözetlemektedir. Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Åžundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol blo harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduÄŸu gibi, gizliliÄŸi gereken ÅŸeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuÄŸunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden baÅŸka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine baÅŸka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür. EÄŸer karı-kocanın aralarının açılmasından endiÅŸe ederseniz, bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar, barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeÄŸin aralarını düzeltmede onları baÅŸarılı kılacaktır. Allah Alim'dir, herÅŸeyi bilir; Habir'dir, herÅŸeyden haberdardır. Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir ÅŸeyi ortak koÅŸmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komÅŸuya, uzak komÅŸuya, yanınızdaki arkadaÅŸa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez. Böyleleri cimriliÄŸe saparlar, insanlara cimriliÄŸi emrederler ve Allah'ın lütfundan kendilerine verdiÄŸi ÅŸeyi saklarlar. Nankörler için biz, rezil edici bir azap hazırladık. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe inanmazlar da halka gösteriÅŸ olsun diye mallarını dağıtırlar. Arkadaşı ÅŸeytan olan için ne kötü arkadaÅŸtır o. Ne olurdu onlara, Allah'a ve ahiret gününe inanıp da Allah'ın kendilerine verdiÄŸi rızıktan öyle dağıtsalardı! Allah onları bilmekteydi. Allah zerre kadar zulüm yapmaz. Küçücük bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve kendi katından da büyük bir ödül verir. Her ümmetten bir tanık getirip seni de ÅŸunlar üzerine bir tanık olarak diktiÄŸimizde iÅŸ nice olacak?! Bir gündür ki o, küfre sapıp resule isyan edenler topraÄŸa karışıp gitmeyi isteyecekler ve Allah'tan hiçbir sözü gizlemeyecekler. Ey iman edenler! SarhoÅŸken, ne söylediÄŸinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaÅŸmayın. EÄŸer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmiÅŸse yahut kadınlara dokunmuÅŸsanız, bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv'dür, günahları affeder, Gafur'dur, hataları bağışlar. Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilenlere baksana! Sapıklğı satın alıyorlar da istiyorlar ki, siz de yolu ÅŸaşırasınız. Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter. Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırırlar; din içinde sövgüler üreterek, dillerini eÄŸip-bükerek: "dinledik, , isyan ettik; dinle, dinlemez olası, davar güder gibi güt bizi!"derler. EÄŸer onlar, "dinledik, boyun eÄŸdik, dinle, bak bize" demiÅŸ olsalardı, kendileri için daha hayırlı ve daha yerinde olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden onlara lanet etmiÅŸtir. Çok az bir kısmı hariç iman etmezler. Ey kendilerine kitap verilenler! Biz bir takım yüzleri silip arkalarına çevirmeden, yahut Cumartesi Ashabı'nı lanetlediÄŸimiz gibi onları da lanetlemeden önce, yanınızda bulunanı tasdikleyici olarak indirdiÄŸimize inanın. Allah'ın emri yerine getirilmiÅŸ olacaktır. Åžu bir gerçek ki, Allah kendisine ÅŸirk koÅŸulmasını affetmez, onun dışında kalanı dilediÄŸi kiÅŸi için affeder. Allah ÅŸirk koÅŸan, gerçekten büyük bir günah iÅŸlemiÅŸtir. Bakmaz mısın, ÅŸu benliklerini ak-berrak gösterip duranlar! Hayır! İş, sandıkları gibi deÄŸil. Ancak Allah dilediÄŸini temizleyip aklar. Ve bir hurma lifi kadar zulme uÄŸratılmazlar. Bir bak, nasıl yalan düzüp iftira ediyorlar Allah'a! Açık günah olarak bu yeter. Görmedin mi ÅŸu kendilerine Kitap'tan bir pay verilmiÅŸ olanları? Puta, taÄŸuta inanıyorlar; küfre batmışlar için, "bunlar inananlardan daha doÄŸru yoldadır" diyorlar. İşte bunlardır, Allah'ın kendilerine lanet ettiÄŸi. Allah'ın lanetlediÄŸi kiÅŸi için bir yardımcı asla bulamazsın. Yoksa mülk ve yönetimden bir nasipleri mi var? EÄŸer öyle olsa, insanlara bir çekirdek bile vermezler. Yoksa insanları, Allah'ın lütfundan kendilerine verdiÄŸi nimet yüzünden kıskanıyorlar mı? Evet biz, İbrahim Ailesi'ne de Kitap'ı ve hikmeti vermiÅŸ, onlara çok büyük bir mülk de lütfetmiÅŸtik. Onlardan bir kısmı ona inanmıştır; bir kısmı da ondan alıkoymaktadır. Böylesine, çılgın alevli cehennem yeter. Ayetlerimizi inkar edenleri yakında bir ateÅŸe yaslayacağız. Derileri piÅŸtikçe, azabı tatsınlar diye, derilerini öncekinden baÅŸka derilerle deÄŸiÅŸtireceÄŸiz. Allah Aziz ve Hakim'dir. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlara gelince, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Hep orada kalacaklardır, sonsuza dek. Orada kendileri için tertemiz eÅŸler de olacaktır. Ve onları, en güzel biçimde serinleten bir gölgeye kavuÅŸturacağız. Åžu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiÄŸinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu ÅŸekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semi'dir, çok iyi duyar; Basir'dir çok iyi görür. Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan iÅŸ ve yönetim sahibine de itaat edin. Sonra birÅŸeyde tartışmaya girdiniz mi, eÄŸer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arzedin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir. Åžunları görmedin mi? Kendilerinin, sana indirilene de senden önce indirilene de inandıklarını sanarken, inkar etmekle emrolundukları taÄŸutu aralarında hakem yapmak istiyorlar. Zaten ÅŸeytan da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem hale getirmek istiyor. Kendilerine, Allah'ın indirdiÄŸine ve resule gelin denince, o ikiyüzlülerin senden iyice yüz çevirdiklerini görürsün. Peki nasıl oluyor da ellerinin hazırladıkları yüzünden baÅŸlarına bir musibet çöktüğünde, sana gelip, "biz sadece iyilik yapmak, barıştırmak istedik" diye Allah'a yeminler ediyorlar! Allah bunların kalplerindekini biliyor. Artık aldırma onlara; öğüt ver kendilerine ve öz benlikleri hakkında etkili sözler söyle onlara. Biz hiçbir resulü, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. EÄŸer onlar, öz benliklerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan af dileseler, resul de kendileri için af dileseydi, elbette ki Allah'ı tövbeleri cömertçe kabul eden bir Rahim olarak bulacaklardı. Hayır, Rabbine yemin olsun ki iÅŸ, onların sandığı gibi deÄŸil! Onlar, aralarında çıkan karmaşık iÅŸlerde seni hakem yapıp verdiÄŸin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaÅŸmadıkça iman etmiÅŸ olmazlar. EÄŸer onlar üzerine, " kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı. O takdirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik. Ve onları dosdoÄŸru bir yola elbette kılavuzlardık. Allah'a ve resule itaat eden kiÅŸilere gelince, bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler: Peygamberlerle, hak dostlarıyla, ÅŸehitlerle, iyilik ve barış sevenlerle. Ne güzel dosttur bunlar! Böylesi bir beraberlik Allah'ın lütfudur. HerÅŸeyi bilici olarak Allah yeter. Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. GerektiÄŸinde de bölükler halinde harekete geçin yahut toplu halde savaÅŸa çıkın. İçinizden öylesi de var ki, ne olursa olsun ağırdan alır. Size bir musibet gelip çatarsa şöyle diyecektir: "İyi ki onlarla birlikte ÅŸehit olmadım. Allah bana lütufta bulundu." EÄŸer size Allah'tan bir lütuf eriÅŸirse o -sizinle kendisi arasında hiçbir sevgi yokmuÅŸ gibi- şöyle diyecektir: "KeÅŸke ben de onlarla olsaydım da büyük bir baÅŸarı kazansaydım." İğreti hayatı ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz yakında büyük ödül vereceÄŸiz. Size ne oluyor da Allah yolunda ve "ey Rabbimiz, bizi, halkı zulme sapmış ÅŸu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder" diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaÅŸmıyormusunuz! İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Küfre sapanlarsa taÄŸut yolunda savaşırlar. O halde ÅŸeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuÅŸkusuz ÅŸeytanın tuzağı çok zayıftır. Kendilerine, "ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaÅŸ yazılınca, içlerinden bir grup insanlardan Allah'tan korkmuÅŸ gibi hatta daha ÅŸiddetli bir korkuyla korkar oldu. Ve şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ne diye yazdın üzerimize savaşı; yakın bir süreye kadar bizi erteleseydin ya!" De ki: "Dünya nimeti çok azdır. Kötülükten sakınan için ahiret daha hayırlıdır. Bir yıl kadar bile zulme uÄŸratılmazsınız." Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteÅŸem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiÄŸinde, "bu, Allah katındandır" derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduÄŸunda, "bu senin yüzündendir" derler. De ki: "Hepsi, Allah katındandır." Åžu topluluÄŸa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! İyilik ve güzellikten ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaÅŸan ÅŸeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter. Resule itaat eden Allah'a itaat etmiÅŸ olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. "BaÅŸ üstüne" diyorlar ama senin yanından ayrıldıklarında, içlerinden bir grup senin söylediÄŸinin tam tersini planlıyor. Allah onların sabahlara kadar kurup durduklarını yazıyor. Onlardan yüz çevir Allah'ı vekil et. Vekil olarak Allah yeter. Kur'an'ı iyice okuyup düşünmüyorlar mı? EÄŸer o, Allah'tan baÅŸka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde bir çok ihtilaf bulacaklardı. Onlara, güven yahut korkuya iliÅŸkin bir haber ulaÅŸtığında onu hemen yaydılar. Oysaki, onu resule ve içlerindeki sorumluluk sahiplerine götürmüş olsalardı, aralarındaki okuyup araÅŸtırarak hüküm çıkaranlar, onu elbette bileceklerdi. EÄŸer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız/pek az iÅŸiniz hariç, ÅŸeytanın ardısıra giderdiniz. Allah yolunda savaÅŸ. Kendinden baÅŸkasından sorumlu deÄŸilsin. İnananları da teÅŸvik et. Umulur ki Allah, küfre sapanların gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür. Kim güzel bir iÅŸe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir ÅŸeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah herÅŸeye, herkese gıda ulaÅŸtırır, Mukit'tir. Bir selam ile selamlandığınızda, onun daha güzeliyle yahut aynısıyla karşılık verin. Hiç kuÅŸkusuz Allah Hasib'dir, herÅŸeyi güzelce hesaplamaktadır. Allah'tır O, ilah yoktur O'ndan baÅŸka! Hakkında hiçbir kuÅŸku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Allah'tan daha doÄŸru sözlü kim olabilir? Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları yüzünden baÅŸ aÅŸağı etmiÅŸken, Allah'ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın ÅŸaşırttığına sen asla yol saÄŸlayamazsın. Onlarla eÅŸitlenesiniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dost edinmeyin. EÄŸer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduÄŸunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı. Ancak sizinle aralarında antlaÅŸma olan bir topluma sığınanlarla, kendi toplumlarıyla yahut sizinle savaÅŸma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı, onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle savaÅŸmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için bir yol vermemiÅŸtir. DiÄŸer bazılarını da bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama fitneyle yüzyüze getirildiklerinde baÅŸaÅŸağı içine dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuÄŸunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üstüne gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet verilmiÅŸtir. Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak ÅŸey deÄŸildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğe kavuÅŸturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaÅŸmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Varislerin diyeti bağışlaması hali müstesna. EÄŸer öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuÅŸturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında bir antlaÅŸma bulunan bir toplumdan ise o durumda öldürülenin ailesine tatmin edici bie diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuÅŸturmak da gerekli olur. Bunlara imkan bulamayan, Allah'a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereÄŸince bilendir, hikmeti sonsuzdur. Bir mümini kasten öldürene gelince, onun cezası, içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah gazap etmiÅŸtir böylesine, lanetlemiÅŸtir onu; çok büyük bir azap hazırlamıştır ona. Ey iman sahipleri! Allah yolunda gaza için dolaÅŸtığınızda, iyice anlayıp dinleyin de size selam verene/barış teklifi sunana "sen mümin deÄŸilsin" demeyin. İğreti hayatın menfaatine göz dikiyorsunuz ama Allah katında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyle idiniz ama Allah size lütufta bulundu. O halde iyice araÅŸtırın, anlayıp dinleyin. Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. İnsanların; özür sahibi olmaksızın oturanlarıyla, Allah yolunda malları ve canlarıyla didinip gayret gösrenleri aynı deÄŸildir. Allah, malları ve canlarıyla gayret gösterenleri oturanlara derece bakımından üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellik vaat etmiÅŸtir ama cihat edenleri, çok büyük bir ödülle, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah katında dereceler, bir bağışlanma, bir rahmet... Allah çok affedici çok merhametlidir. Melekler, öz benliklerine zulmetmiÅŸ olanların canlarını alırken, onlara şöyle dediler: "Neredeydiniz siz?" Cevap verdiler: "Yeryüzünde ezilip horlananlardık biz." Melekler dediler ki: "Allah'ın yeryüzü geniÅŸ deÄŸil miydi ki orada bir yerden bir yere göçesiniz?" İşte böylelerinin varacağı yer cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir o! Kadınlardan, erkeklerden, yavrulardan hiçbir beceri gösteremeyen, hiçbir yol bulamayanların durumu farklıdır. Bunların, Allah tarafından affedilmeleri umulur. Allah affedicidir, günahları bağışlayıcıdır. Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde, varıp sığınarak karşı harekete giriÅŸecek çok yer bulur; geniÅŸ bir imkan da bulur. Ve her kim, evinden Allah'a ve resulüne hicret niyetiyle çıkar da kendisine ölüm yetiÅŸirse onun ödülünü vermek Allah'a düşer. Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Gaza niyetiyle yeryüzünde dolaÅŸtığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Åžu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır. Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir grup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diÄŸerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmış olan diÄŸer grup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kafirler isterler ki, silahlarınızdan teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir çullanışla çullanıversinler. EÄŸer yaÄŸmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kafirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır. Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükunet bulduÄŸunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiÅŸ bir farz olmuÅŸtur. Düşman topluluÄŸu izlemekte gevÅŸeklik göstermeyin. Siz sıkıntıya düşüyorsanız, hiç kuÅŸkusuz tıpkı sizin gibi onlar da sıkıntıya düşüyorlar; ama siz, Allah'tan onların umamayacağı ÅŸeyleri umuyorsunuz. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Åžunda kuÅŸku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiÄŸi ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma! Allah'tan af dile; Allah çok affedici, çok merhametlidir. Öz benliklerine hainlik edenler için didinip durma. Çünkü Allah, sürekli hainlik eden günahkarı sevmez. İnsanlardan gizleniyorlar/gizliyorlar da Allah'tan gizlenmiyorlar/gizlemiyorlar. Oysaki O, O'nun hoÅŸlanmadığı sözü gece boyu sarf ederken onlarla beraberdir. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuÅŸatmıştır. Diyelim, siz onlar için dünya hayatında mücadele verdiniz. Peki, kıyamet günü Allah'a karşı onlar için kim mücadele verir, onlar hakkında kim vekillik yapar? Kim bir kötülük yapar yahut öz benliÄŸine zulmeder de sonra Allah'tan af dilerse Allah'ı çok affedici, çok merhametli bulur. Günah kazanan onu kendi nefsi aleyhine kazanır. Allah Alim ve Hakim'dir. Kim bir hata yahut günah iÅŸler de sonra onunla bir suçsuzu itham ederse hiç kuÅŸkusuz, büyük bir iftira ve açık bir günah yüklenmiÅŸ olur. EÄŸer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni ÅŸaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden baÅŸkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir ÅŸekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap'ı ve hikmeti indirmiÅŸ ve sana bilmediÄŸin ÅŸeyleri öğretmiÅŸtir. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür. Onların fısıldaÅŸmalarının çoÄŸunda hayır yoktur. Ancak, bir sadakayı, bir iyiliÄŸi ve insanlar arasında bir barıştırmayı emreden baÅŸka. Kim böyle birÅŸeyi Allah'ın hoÅŸnutluÄŸunu kazanmak niyetiyle yaparsa biz ona yakında çok büyük bir ödül vereceÄŸiz. Erdirici kılavuzluk kendisine ayan-beyan geldikten sonra, resulden kopup müminlerin yolunun dışını izleyeni biz, yöneldiÄŸiyle kaynaÅŸtırır, sonra da cehenneme sallarız. Ne kötü bir dönüş yeridir o! Allah, kendisine ortak koÅŸulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı dilediÄŸi kiÅŸi için affeder. Allah'a ÅŸirk koÅŸan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiÅŸtir. Allah'ın dışındakilere davet/dua edenler sadece diÅŸilere davet/dua ederler. Ve onlar inatçı bir ÅŸeytandan baÅŸkasına çağırıp yakarmıyorlar. Allah o ÅŸeytana lanet etmiÅŸtir. DemiÅŸti ki o: "Senin kullarında belirli bir pay elbette alacağım." "Yemin olsun, onları saptıracağım, onları boÅŸ kuruntulara mutlaka iteceÄŸim. Onlara mutlaka emir vereceÄŸim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceÄŸim de Allah'ın yaratışını/yarattıklarını deÄŸiÅŸtirecekler." Kim Allah'ı bırakıp da ÅŸeytanı yandaÅŸ edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır. Åžeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur. Ama o, onlara bir aldanıştan baÅŸka hiçbir ÅŸey vaat etmez. Bunların varacakları yer cehennemdir. Ve cehennemden kaçıp kurtulacak bir yer bulamazlar. İnanıp hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Sonsuza deÄŸin kalacaklardır orada. Allah'ın ÅŸaÅŸmaz vaadidir bu. Söz söyleme bakımından Allah'tan daha doÄŸru ve daha tutarlı kim olabilir? İş ne sizin kuruntularınızladır ne de Ehlikitap'ın kuruntularıyla. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Ve böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur ne de bir yardımcı. Erkek veya kadın, inanmış olarak hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar cennete gireceklerdir. Ve zerre kadar zulme uÄŸratılmayacaklardır. Güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doÄŸru bir halde İbrahim'in dinine uyarak yüzünü Allah'a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim'i dost edinmiÅŸti. Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. Allah Muhit'tir, herÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. Senden kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor." Yazılmış hakları olanı kendilerine vermeyip de kendileriyle nikahlanmak istediÄŸiniz yetim kadınlar hakkında, ezilip horlanan çocuklar hakkında, yetimler için adaleti yerine getirmeniz hakkında Kitap'ta olup da yüzünüze karşı okunan ÅŸeyler var. Hayır olarak yaptığınız herÅŸeyi Allah, hakkıyla bilmektedir. EÄŸer bir kadın kocasının sadakatsizliÄŸinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endiÅŸe ederse aralarını bir barış giriÅŸimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Ve barış hep hayırdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiÅŸtir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olacaktır. Tutkunluk derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adaleti saÄŸlamaya asla güç yetiremezsiniz. O halde tam bir eÄŸilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı esas alıp sakınırsanız, Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır. EÄŸer ayrılırlarsa Allah, geniÅŸ nimetinden her birini zenginleÅŸtirir. Allah Vasi'dir, geniÅŸler ve geniÅŸletir; Hakim'dir hikmeti sınırsızdır. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız Allah'ındır. Hem sizden önce kitap verilenlere hem de size, "Allah'tan korkun" diye önerdik. Nankörlüğe saparsanız ÅŸu bir gerçek ki, göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır. Allah Gani'dir, zenginliÄŸine sınır yoktur; Hamid'dir, övülen ve övendir. Hem göklerdekiler, hem yerdekiler Allah içindir. Vekil olarak Allah yeter. Ey insanlar! O dilerse sizi ortadan kaldırır, baÅŸkalarını getirir. Allah buna gerçekten Kadir'dir. Dünya nimeti ve bereketini isteyen bilsin ki, dünya nimeti de ahiret mutluluÄŸu da Allah katındadır. Allah, çok iyi iÅŸitir, çok iyi görür. Ey iman edenler! Öz benliÄŸiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun! Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. EÄŸer dilinizi eÄŸip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiÅŸ olduÄŸu Kitap'a, daha önce indirmiÅŸ olduÄŸu Kitap'a inanın. Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkar ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur. Onlar ki inandılar, sonra küfre saptılar; yine inandılar, tekrar küfre saptılar, sonra da küfrü artırdılar; iÅŸte Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır. İkiyüzlülere ÅŸunu muÅŸtula: kendileri için korkunç bir azap öngörülmüştür. Öyle kiÅŸiler ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dost ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüceliÄŸin tümü Allah'ındır. Allah, Kitap'ta size ÅŸunu da indirmiÅŸtir: Allah'ın ayetlerinin inkar edildiÄŸini, bu ayetlerle alay edildiÄŸini iÅŸittiÄŸinizde, bir baÅŸka lakırdıya dalıp gittikleri zamana kadar, o münafıkların yanında oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi sayılırsınız. Hiç kuÅŸkusuz Allah, münafıklarla kafirleri cehennemde bir araya getirecektir. Sizi gözetleyip duruyorlar. Allah'tan size fetih nasip olursa, "sizinle birlikte deÄŸil miydik" diyecekler. Kafirlere bir nasip ulaşırsa ÅŸunu diyecekler: "BaÅŸarınıza destek vermedik mi, müminlere karşı size siper olmadık mı?" Artık kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir. Allah, müminler aleyhine kafirlere bir yol asla nasip etmez. Åžu bir gerçek ki, ikiyüzlüler hileler düzerek Allah'ı aldatmaya uÄŸraşıyorlar. Ama Allah da onları aldatıyor. Onlar namaza kalktıklarında tembel-miskin bir halde kalkarlar, insanlara gösteriÅŸ yaparlar. Onlar Allah'ı çok az hatırlarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne ÅŸunlardan yanadırlar ne bunlardan yana. Allah'ın ÅŸaşırttığına sen asla yol saÄŸlayamazsın. Ey iman sahipleri! Müminleri bırakıp da küfre sapanları dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a açık bir kanıt mı vermek istiyorsunuz? Åžu da bir gerçek ki ikiyüzlüler, ateÅŸin en alt katındadırlar. Onlar için bir yardımcı asla bulamayacaksın. Ancak tövbe edip hallerini düzelterek Allah'a yapışan ve dinlerini samimiyetle özgüleyenler müstesnadır. İşte böyleleri, müminlerle beraber olacaktır. Ve Allah, müminlere yakında çok büyük bir ödül verecektir. İnanır şükrederseniz, Allah size azabı ne yapacak? Allah da teÅŸekkür eder, O herÅŸeyi gereÄŸince bilir. Allah, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uÄŸratılan kiÅŸi müstesna. Allah Semi'dir, Alim'dir. Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, bir kötülüğü afferderseniz, Allah da çok affedicidir, herÅŸeye güç yetirendir. Onlar ki Allah'ı ve O'nun resullerini inkar ederler, Allah'la O'nun resulleri arasını açmak isterler de "bir kısmına inanırız, bir kısmını inkar ederiz" derler; böylece imanla inkar arasında bir yol tutmak isterler. İşte bunlar gerçek kafirlerdir. Ve biz, kafirler için yere batırıcı bir azap hazırladık. Allah'a ve O'nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir. Allah, Gafur'dur, Rahim'dir. Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Zaten onlar Musa'dan da bundan daha büyüğünü istemiÅŸlerdi. DemiÅŸlerdi ki: "Allah'ı bize açıktan göster." Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık-seçik kanıtların geliÅŸi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Musa'ya apaçık bir kanıt/bir hükmetme gücü verdik. Kesin söz vermeleri için Tur'u üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin." dedik. Onlara ÅŸunu da söyledik: "Cumartesi gününde azgınlık yapmayın." Onlardan sapasaÄŸlam bir söz almıştık. BaÅŸlarına gelenler; ahiretlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve "kalplerimiz kılıflıdır" demeleri yüzündendir. DoÄŸrusu, Allah küfürleri yüzünden kalpleri üzerine mühür basmıştır da pek azı müstesna, iman etmezler. Küfürleri yüzünden, Meryem aleyhinde büyük bir yalan söylemeleri yüzünden... "Biz, Allah'ın resulü Meryem oÄŸlu İsa Mesih'i öldürdük!" demeleri yüzünden. Oysaki onu öldürmediler, onu asmadılar da; sadece o onlara benzer gösterildi. Onun hakkında tartışmaya girenler, onunla ilgili olarak tam bir kuÅŸku içindedirler. Onların, ona iliÅŸkin bir bilgileri yoktur; sadece sanıya uymaktalar. Onu kesinlikle öldürmediler. Tam aksine, Allah onu kendisine yükseltti. Allah, Aziz'dir, Hakim'dir. Ehlikitap'tan her biri ölümünden önce ona mutlaka inanacaktır. Kıyamet günü de o, onlar aleyhine bir tanık olacaktır. Yaptıkları zulümler ve birçok insanı Allah yolundan alıkoymaları yüzünden daha önce kendilerine helal kılınmış tertemiz ÅŸeyleri, Yahudilere haram kıldık. Ve ribayı almaları yüzünden -oysaki ondan yasaklanmışlardı- ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap hazırladık. Ama onların ilimde derinleÅŸmiÅŸ olanları ve müminler, sana indirilene de senden önce indirilene de inanırlar. Namazı kılıcıdırlar, zekatı vericidirler, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İşte bunlara yakında büyük bir ödül vereceÄŸiz. Biz, tıpkı Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiÄŸimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyüb'e, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. Resuller var, hayat ve hatıralarını daha önce sana anlattık; resuller var, hayat ve hatıralarını sana anlatmadık. Allah, Musa'ya kelime kelime söz söylemiÅŸti. Müjdeleyici ve uyarıcı resuller gönderdik ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah'a karşı kanıtı olmasın. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Åžu da var ki, Allah sana indirdiÄŸini, kendi ilmiyle indirdiÄŸine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ediyorlar. Zaten tanık olarak Allah yeter. İnkar edip Allah yolundan geri çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir. İnkar edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır. Cehennem yolu hariç! Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah için çok kolaydır bu. Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun! Nankörlük ederseniz, göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Ey Ehlikitap! Dininizde aşırılığa gidip doymazlık etmeyin! Allah hakkında gerçek dışı birÅŸey söylemeyin. Meryem oÄŸlu İsa Mesih, Allah'ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem'e atmıştır. Artık Allah'a ve resullerine inanın! "Üçtür" demeyin! Son verin, sizin için daha iyi olur. Allah Vahid'dir, tek ve biricik ilahtır. Kendisi için bir çocuk olmasından arınmıştır O. Yalnız O'nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Vekil olarak Allah yeter. Ne Mesih Allah'ın bir kulu olmaktan çekinir ne de Allah'a yakınlaÅŸtırılmış melekler! Allah'a kulluk ve ibadetten çekinerek kibre saplanan bilsin ki, Allah onların tümünü huzurunda haÅŸredecektir. Bunun ardından da inanıp hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanların ödüllerini tam verecek ve lütfundan onlara fazlalıklar da bağışlayacaktır. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara gelince onlara korkunç bir azapla azap edecektir. Böyleleri, kendileri için Allah'tan baÅŸka ne bir dost bulacaklardır ne de bir yardımcı. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiÅŸtir. Biz size, herÅŸeyi açık-seçik gösteren bir ışık gönderdik. Allah'a inanıp O'na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaÅŸan dosdoÄŸru bir yola kılavuzlayacaktır. Fetva istiyorlar senden. De ki: "Allah size, ana-babasız ve çocuksuz kiÅŸi hakkında şöyle fetva veriyor: ÇocuÄŸu olmayan, bir kızkardeÅŸi bulunan kiÅŸi öldüğünde, onun terekesinin yarısı kızkardeÅŸindir. Böyle bir kiÅŸi, çocuÄŸu olmayan kızkardeÅŸi öldüğünde, onun terekesinin tamamına mirasçı olur. EÄŸer ölenin iki kızkardeÅŸi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. EÄŸe mirasçılar, kadın-erkek, birçok kardeÅŸlerse bu durumda erkek kardeÅŸe, iki kızkardeÅŸin payı kadar verilir." Allah size açık-seçik bildiriyor ki sapmayasınız. Allah, herÅŸeyi gereÄŸince bilmektedir. Ey iman edenler! Akitlerin ve ahitlerin icaplarını yerine getirin. Siz ihramlı iken avlanmayı helal saymamak ÅŸartıyla ve ileride size okunacaklar müstesna olmak üzere, davar cinsinden hayvanlar size helal kılınmıştır. KuÅŸkunuz olmasın ki, Allah, iradesi yönünde hüküm verir. Ey iman edenler! Allah'ın ibadet, iyilik ve güzellik alameti kıldığı ÅŸeylere, çarpışmanın yasak olduÄŸu haram aya, kurbanlık hediyelere, onların gerdanlıklarına, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram'a gelmiÅŸ olanlara saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız vakit avlanın. Mescid-i Haram'a girmenizi engellediler diye bir topluluÄŸa duyduÄŸunuz kin, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin! İyilik, güzellik, hayır, mutluluk ve takva üzere yardımlaşın. Kötülük/çirkinlik, düşmanlık/saldırganlık üzere yardımlaÅŸmayın. Allah'tan korkun! KuÅŸkunuz olmasın ki, Allah'ın azabı çok ÅŸiddetlidir. Åžunlar size haram kılınmıştır: BoÄŸazlanmayarak ölmüş hayvanın eti, kan, domuz eti, Allah'tan baÅŸkası adına boÄŸazlananlar, bir de boÄŸulmuÅŸ yahut vurulmuÅŸ yahut yuvarlanmış yahut süsülmüş yahut canavar yırtmış olup da canı üzerindeyken kesemedikleriniz, dikili adak taÅŸları üzerine boÄŸazlanan hayvanlar, fal oklarıyla kısmet paylaÅŸmanız... Bütün bunlar birer fısktır, yoldan çıkıştır. Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim. Åžu da var ki, her kim ciddi bir açıklıkla yüzyüze gelir de günaha kaçmak maksadı olmaksızın onlardan yemek zorunda kalırsa, elbette Allah Gafur ve Rahim'dir. Sana soruyorlar, onlar için helal kılınan ne? Şöyle söyle: "Sizin için bütün temiz nimetler helal kılınmıştır. Allah'ın size öğretmiÅŸ olduÄŸundan kendilerini öğretip hüner sahibi kıldığınız avcı hayvanların sizin için tuttuklarından da yiyin ve üzerine Allah'ın ismini anın. Allah'tan korkun. Allah gerçekten hesabı çok çabuk görür." Bugün size bütün temiz nimetler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiÅŸ olanların yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin kadınların iffetleriyle, sizden önce kendilerine kitap verilmiÅŸ olanların iffetli hanımları da mehirlerini vermeniz, zinadan uzak kalmaları ve ÅŸunu bunu dost tutmamaları ÅŸartıyla size helaldir. İmanı tanımayıp nankörlük edenin ameli boÅŸa gitmiÅŸtir. Ve o, ahirette de hüsrana uÄŸrayanlardandır. Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; baÅŸlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin/yahut yıkayın. EÄŸer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmiÅŸse yahut kadınlara dokunmuÅŸ da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki şükredebilesiniz. Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve sizi baÄŸladığı misakını unutmayın. Hani, "iÅŸittik, boyun eÄŸdik" demiÅŸtiniz. Allah'tan korkun. Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilir. Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun. Bir topluluÄŸun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allah'tan korkun. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Allah, inanıp hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlara vaatte bulunmuÅŸtur: Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, bunlar cehennemin dostlarıdır. Ey iman edenler! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmiÅŸti de Allah onların ellerini sizden çekmiÅŸti. Allah'tan korkun. Allah'a tevekkül etsinler. Yemin olsun ki, Allah İsrailoÄŸullarının misakını almıştı da içlerinden oniki temsilci/baÅŸkan göndermiÅŸtik. Allah şöyle demiÅŸti: "Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekatı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceÄŸim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur." Sonunda verdikleri misakı bozdukları için onları lanetledik de kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğütlenmek üzere çağırıldıkları ÅŸeyden nasiplenmeyi unuttular. İçlerinde çok azı hariç, sen onlardan hep hainlik görürsün. Bununla birlikte onları affet, ellerini tut. Çünkü Allah güzellik sergileyenleri sever. "Biz Hıristiyanlarız!" diyenlerden de misaklarını almıştık. Onlar da öğütlenmek üzere çağırıldıkları ÅŸeyden nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden aralarına kıyamete deÄŸin düşmanlık ve kin saldık. Sınaat/teknoloji olarak ürettikleri ÅŸeylerin ne olduÄŸunu Allah onlara yakında haber verecektir. Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap'tan saklamış olduklarınızın çoÄŸunu size ayan-beyan açıklıyor; çoÄŸundan da geçiyor. Åžu bir gerçek ki, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiÅŸtir. Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp ÅŸaÅŸmayan ve sapmayan dosdoÄŸru yola kılavuzlar. Yemin olsun ki, "Allah Meryem oÄŸlu Mesih'tir" diyenler küfre batmışlardır. De ki: "Allah; Meryem oÄŸlu Mesih'i annesini ve yeryüzündeki insanların hepsini helak etmek istese Allah'a karşı kimin elinde bir güç vardır." Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. DilediÄŸini yaratır. Allah herÅŸeye Kadir'dir. Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah'ın oÄŸulları ve sevgilileriyiz. De ki: "O halde niçin size günahlarınız yüzünden azap ediyor?" Hayır, siz de O'nun yarattıklarından birer insansınız. DilediÄŸini affeder O, dilediÄŸine azap eder. Hem göklerin hem yerin hem de bunların arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. Dönüş de O'nadır. Ey Ehlikitap! Resullerin arası kesildiÄŸi bir sırada resulümüz size geldi; ayan-beyan açıklamalarda bulunuyor. "Bize ne müjdeci geldi ne uyarıcı" demeyesiniz. İşte müjdeci de geldi size, uyarıcı da. Allah herÅŸeye kadirdir. Musa, kavmine şöyle demiÅŸti; "Ey toplumum! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. İçinizde peygamberler vücuda getirdi, sizi krallar yaptı, alemlerden hiç kimseye vermediklerini size verdi." "Ey toplumum! Allah'ın sizin için yazdığı kutsal topraÄŸa girin, arkanıza dönmeyin; yoksa hüsrana uÄŸramışlar durumuna düşersiniz." Şöyle dediler: "Ey Musa, orada zorbalardan oluÅŸan bir toplum var. Onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyeceÄŸiz. EÄŸer çıkarlarsa o zaman gireceÄŸiz." İçine ürperti düşenlerden, Allah'ın nimet verdiÄŸi iki adam dedi ki: "Onların içine kapıdan girin. Oraya girdiÄŸinizde galip geleceksiniz. EÄŸer inananlar iseniz yalnız Allah'a güvenin." Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceÄŸiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz ÅŸuracıkta oturacağız." Şöyle yakardı Musa: "Rabbim! Nefsimle kardeÅŸimden baÅŸkasına söz geçiremiyorum. Artık fasıklar topluluÄŸu ile bizim aramızı ayır!" Allah dedi ki: "Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Yeryüzünde sersem sersem dolaÅŸacaklar. Sen o fasıklar topluluÄŸu için kederlenme!" Onlara Adem'in iki oÄŸlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani ikisi birer kurban sunmuÅŸlardı da birinden kabul edilmiÅŸti, ötekinden kabul edilmemiÅŸti. "Seni mutlaka öldüreceÄŸim!" dedi. Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi. "Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Åžu bir gerçek ki ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." "Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateÅŸ halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası." Nihayet nefsi onu kardeÅŸini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uÄŸramışlardan oldu. Derken Allah, kardeÅŸinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eÅŸeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: "Vay be! Åžu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeÅŸimin cesedini saklayayım." Bu arada piÅŸmanlık duyanlardan olmuÅŸtu. İşte bu yüzden biz, İsrailoÄŸulları üzerine ÅŸunu yazdık: Kim bir kiÅŸiyi, bir kiÅŸiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kiÅŸiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiÅŸ gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmiÅŸlerdir. Ama onlardan birçoÄŸu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır. Allah ve resulüyle savaÅŸanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası ÅŸudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır. Ancak onları gücünüz altına almadan önce tövbe edenler olursa biliniz ki, Allah Gafur ve Rahim'dir. Ey iman edenler! Allah'tan korkun; O'na varmaya vesile arayın. O'nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluÅŸa erebilesiniz. Küfre batanlar var ya, yeryüzündekilerin hepsi ve yanında bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabıdan kurtulmak için hepsini fidye verseler, onlardan bu bile kabul edilmez. Korkunç bir azap vardır onlar için. AteÅŸten çıkmak isterler ama ondan çıkamayacaklardır. Onlar için tepelerinden hiç inmeyecek bir azap vardır. Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse kuÅŸkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Göklerin de yerin de mülk ve saltanatının Allah'ın olduÄŸunu bilmedin mi? DilediÄŸine azap eder O, dilediÄŸini affeder. Allah'ın gücü herÅŸeye yeter. Ey resul! Kalpleri inanmamış olduÄŸu halde ağızlarıyla "inandık!" diyenlerin küfürde yarışırcasına koÅŸanları seni üzmesin! Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan baÅŸka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuÅŸ kelimeleri, yapılarını bozup deÄŸiÅŸtirirler. "Size ÅŸu verilirse alın, eÄŸer o verilmezse çekinin." derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir ÅŸey yapamazsın. Bunlar o kiÅŸilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; ahirette de büyük bir azap var onlara. Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka-basa yerler. Sana geldiklerinde ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. EÄŸer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir ÅŸekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Allah, adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever. İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliÄŸine baÅŸ vuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar inanan kiÅŸiler deÄŸillerdir. Biz indirdik Tevrat'ı, biz! İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var! Allah'a teslim olmuÅŸ peygamberler, Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı. Kendini Rabb'e adayanlarla ilim ve hikmette derinleÅŸmiÅŸ olanlar da Allah'ın Kitabı'ndan korumakla görevli olduklarıyla hükmederlerdi. Zaten onlar Allah'ın Kitabı'na tanıklardı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah'ın indirdiÄŸi ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir. O Kitap'ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulaÄŸa kulak, diÅŸe diÅŸ... Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara perde olur. Allah'ın indirdiÄŸiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Ardından, o peygamberlerin izleri üzere Meryem oÄŸlu İsa'yı gönderdik. Tevrat'tan yanında bulunanı doÄŸruluyordu. Ona İncil'i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat'tan yanında olanı tasdikleyici idi. DoÄŸruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt. İncil baÄŸlıları Allah'ın onda indirdiÄŸiyle hükmetsinler. Allah'ın indirdiÄŸiyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir. Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenirliÄŸini saÄŸlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiÄŸi ile hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden herbiri için bir yol/ÅŸeriat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiÅŸ olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde, hayırlarda yarışın! Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduÄŸunuz ÅŸeylerin esasını bildirecektir. Sen de aralarında, Allah'ın indirdiÄŸiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah'ın sana indirdiÄŸinin bir kısmından seni uzaklaÅŸtırıp fitneye düşürmesinler. EÄŸer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların çokları, doÄŸru yoldan tamamen sapmış olanlardır. Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? GerçeÄŸi görebilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır? Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doÄŸruya ve güzele kılavuzlamaz. Kalplerinde hatalık olanların, "başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların içine daldıklarını görürsün. Olabilir ki Allah, bir fetih yahut katından bir buyruk getirir de bunu yapanlar, benliklerinde sakladıkları ÅŸeye piÅŸmanlık duyar hale gelirler. İman edenler derler ki: "Åžunlar mıdır o tüm güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?" Bütün amelleri boÅŸa çıkmıştır da hüsrana uÄŸrayanlardan oluvermiÅŸlerdir. Ey inanlar! İçinizden kim dininden dönerse ÅŸunu bilsin: Allah, yakında, kendilerini sevdiÄŸi ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kafirlere karşı başı dik bir toluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediÄŸine yönelttiÄŸi bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını geniÅŸletir, her ÅŸeyi bilir. Sizin gönül dostunuz Allah'tır, O'nun resulüdür, bir de rüku eder bir halde namazı kılıp zekatı vererek iman edenlerdir. Allah'ı, O'nun resulünü ve iman edenleri dost edinen/Allah'tan, O'nun resulünden ve iman edenlerden yüz çeviren bilsin ki, galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır. Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eÄŸlence edinenleri dost tutmayın. EÄŸer inanıyorsanız Allah'tan korkun. Namaza çağırdığınızda onu oyun ve eÄŸlence edindiler. Böyle yaptılar; çünkü onlar akıllarını iÅŸletmeyen bir topluluktur. De ki: "Ey Ehlikitap! Sadece ÅŸunun için bizden hoÅŸlanmıyorsunuz: Allah'a, bize indirilene, daha önce indirilene inanmışız. DoÄŸrusu ÅŸu ki, sizin çoÄŸunuz yoldan sapmış olanlardır." De ki;"Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediÄŸi, üzerine gazap indirdiÄŸidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve taÄŸut uÅŸakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha ÅŸaÅŸkın olanlar." Size geldiklerinde "inandık" derler. Gerçekte ise küfürle girmiÅŸ, yine onunla çıkmışlardır. Neler saklıyor olduklarını Allah daha iyi bilir. Onların birçoÄŸunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede yarıştıklarını görürsün. Ne kötüdür o yapmakta oldukları! Ruhbanları ve hahamları onları, günah oluÅŸturan sözlerinden, haram yemekten alıkoysalardı olmaz mıydı? Ne kötüdür onların sınaat/teknoloji olarak üretmekte oldukları. Yahudiler dediler ki: "Allah'ın eli baÄŸlıdır." Kendi elleri baÄŸlandı/elleri baÄŸlanasıcalar! SöylemiÅŸ oldukları lakırdı yüzünden lanetlendiler. Söylediklerinin aksine, Allah'ın iki eli de alabildiÄŸine açıktır: dilediÄŸi gibi bağışta bulunur. İnan olsun ki, Rabbinden sana indirilen, küfür ve taÅŸkınlık yönünden onları iyice azdıracaktır. Onların arasına, ta kıyamet gününe kadar düşmanlık ve nefret atmışızdır. Ne zaman savaÅŸ için bir ateÅŸ yaksalar, Allah onu söndürür de onlar yeryüzünde yine bozgunculuÄŸa koÅŸarlar. Ama Allah, bozguncuları sevmez. EÄŸer Ehlikitap, iman edip korunsaydı, onların kötülüklerini mutlaka örter ve kendilerini bol nimetli cennetlere mutlaka sokardık. EÄŸer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirilmiÅŸ olanı gerektiÄŸi ÅŸekilde uygulasalardı andolsun, hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı. İçlerinde orta yolu izleyen bir topluluk var. Ama onların çoÄŸunluÄŸunun yapmakta olduÄŸu ne kadar da kötü! Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliÄŸ et. EÄŸer bunu yapmazsan onun verdiÄŸi peygamberlik görevini yerine getirmemiÅŸ olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluÄŸa kılavuzluk etmez. De ki: "Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir ÅŸey deÄŸilsiniz." Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoÄŸunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık. Åžu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iÅŸ yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar. Yemin olsun ki biz, İsrailoÄŸullarının kesin sözlerini almış da onlara resuller göndermiÅŸtik. Ne zaman bir resul onlara nefislerinin hoÅŸlanmadığı birÅŸeyi getirdiyse bir kısmını yalanladılar; bir kısmını da öldürüyorlardı. Bir fitne kopmayacak sandılar. Kör oldular, sağır kesildiler. Derken Allah tövbelerini kabul etti. Sonra yine birçokları körleÅŸtiler, sağırlaÅŸtılar. Allah, onların yaptıklarını ayan-beyan görüyor. Andolsun ki, "Allah Meryem oÄŸlu Mesih'in ta kendisidir" diyenler küfre batmışlardır. Mesih şöyle demiÅŸti: "Ey İsrailoÄŸulları, hem sizin Rabbiniz hem de benim Rabbim olan Allah'a kulluk/ibadet edin. Gerçek olan ÅŸu ki, Allah'a ortak koÅŸana Allah, cenneti haram kılmıştır. Varacağı yer ateÅŸtir onun. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır." Yine andolsun ki, "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de küfre batmıştır. Bir tek Tanrı dışında hiçbir ilah yoktur. Bu söyleyegeldiklerine son vermezlerse, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap mutlaka gelip çatacaktır. Hala Allah'a yönelip tövbe ederek ondan af dilemiyorlar mı? Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Meryem oÄŸlu Mesih, bir resulden baÅŸkası deÄŸildir! Ondan önce de resuller gelip geçmiÅŸtir. Onun annesi de özü-sözü doÄŸru biriydi. İkisi de yemek yerlerdi. Bak nasıl açıklıyoruz onlara ayetleri! Sonra bak, nasıl gerisin geri çeviriyorlar! Söyle onlara: "Allah' bırakıp da size zarar yahut yarar saÄŸlama gücü olmayan ÅŸeylere mi kölelik/kulluk ediyorsunuz? Allah, en iyi duyan, en iyi bilenin ta kendisidir." De ki: "Ey Ehlikitap! Dininizde azgınlık edip hak dışına çıkarak aşırılığa gitmeyin. Daha önce sapmış, bir çoÄŸunu saptırmış ve yolun denge noktasından uzaÄŸa düşmüş bir topluluÄŸun keyiflerine uymayın." İsrailoÄŸullarının küfre sapanları, Meryem oÄŸlu İsa'nın ve Davud'un diliyle lanetlendiler. Bu onların isyan etmeleri ve sınır tanımaz duruma düşmeleri yüzündendi. İşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmiyorlardı. Ne kötü ÅŸeydi yapmayı sürdürdükleri! Onlardan birçoÄŸunun küfre sapanlarla dostluk kurduklarını görürsün. Öz benliklerinin onlar için hazırlayıp sunduÄŸu ÅŸey gerçekten çok kötü! Allah, üzerlerine gazap indirmiÅŸtir. Azap içinde de onlar sürekli kalacaklardır. EÄŸer Allah'a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, küfre sapanları dostlar edinmezlerdi. Ama onlardan birçoÄŸu yoldan sapanlardır. Åžu tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere en ÅŸiddetli düşmanlık duygularını, Yahudilerle ÅŸirke batanlar bulursun. Åžu da tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere sevgide en yakın olanlarını "biz Hıristiyanlarız" diyenler bulursun. Bu böyledir. Çünkü o Hıristiyanlar içinde derin araÅŸtırmalar yapan keÅŸiÅŸler, kendini Allah'a adamış rahipler vardır. Ve onlar, kibre sapmazlar. Resule indirileni dinlediklerinde farkına vardıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaÅŸla dolup taÅŸtığını görürsün. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz, iman ettik. Artık bizi de gerçeÄŸin tanıklarıyla birlikte kaydet." "Rabbimizin bizi barışseverler arasına koymasını umup dururken, Allah'a ve haktan bize gelene neden inanmayacakmışız?" Böyle söyledikleri için Allah onları, altlarından ırmaklar akan cennetlerle lütuflandırdı. Sürekli kalıcıdırlar orada. İşte budur güzel davrananların ödülü. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennemin dostlarıdır. Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı ÅŸeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaÅŸtırmayın; azıp sınırı aÅŸmayın; Allah azıp sınırı aÅŸanları sevmez. Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiÄŸi rızıklardan yiyin! Kendisine iman ettiÄŸiniz Allah'tan korkun! Allah sizi yeminlerinizdeki boÅŸ lakırdıdan ötürü hesaba çekmez, ama bilinçli olarak gerçekleÅŸtirdiÄŸiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yeminin keffareti, ailenize yedirmekte olduÄŸunuzun orta derecesinden en yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da özgürlüğünden yoksun kalmış bir benliÄŸi özgürlüğüne kavuÅŸturmaktır. Bunlara imkan bulamayan üç gün oruç tutar. Yemin ettiÄŸinizde yeminlerinizin keffareti iÅŸte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredebilesiniz. Ey iman edenler! UyuÅŸturucu, kumar, tapılmak içim dikilen taÅŸlar, fal okları ÅŸeytan iÅŸi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluÅŸa eresiniz. Åžeytan; uyuÅŸturucu ve kumara sokularak aranıza düşmanlık ve nefret yerleÅŸtirip sizi Allah'ı anmaktan namazdan geri çevirmek ister. Artık son veriyorsunuz deÄŸil mi? Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının! EÄŸer yüz çevirirseniz ÅŸunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliÄŸdir. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlara; bundan böyle korunup iman ederek iyi iÅŸler yaptıkları, sonra takvaya sarılıp imanda kemale erdikleri, sonra bir mertebe daha korunup güzellikler sergiledikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından ötürü hiçbir günah yoktur. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever. Ey iman sahipleri! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın eriÅŸeceÄŸi av türünden bir ÅŸeyle mutlaka deneyecektir ki, gözün fark edemediÄŸi alanlarda O'ndan kim korkuyor bilsin. Bundan sonra azıp sınırı çiÄŸneyen için korkunç bir azap olacaktır. Ey iman sahipleri! İhramda olduÄŸunuz zaman av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse cezası ÅŸudur: Öldürdüğü hayvana denk deve-sığır, davar cinsinden, Kabe'ye varacak kurbanlık bir ÅŸey ki, içinizden adalet sahibi iki kiÅŸi belirleyecektir. Yahut yoksullara yedirmek ÅŸeklinde bir keffaret, yahut buna denk oruç. Taki yaptığının vebalini tatsın. Allah, geçmiÅŸi affetmiÅŸtir. Kim bir daha yaparsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah çok güçlüdür, öc alıcıdır. Hem size hem de yolculara bir geçimlik olarak deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı. Fakat ihramlı olduÄŸunuz sürece karada avlanmak size haram edilmiÅŸtir. Huzurunda haÅŸredileceÄŸiniz Allah'tan korkun. Allah Kabe'yi, o saygıya layık evi, o saygıya layık "ay" ı, o boynu baÄŸsız ve baÄŸlı kurbanlıkları insanlar için bir dayanak, bir güven unsuru kıldı. Böyle yaptı ki, Allah'ın göklerde olanı da yerde olanı da bildiÄŸini, Allah'ın herÅŸeyi bilici olduÄŸunu siz de bilesiniz. Bilin ki Allah, azap ettiÄŸinde çok ÅŸiddetli eder. Allah; Gafur'dur, Rahim'dir. Resule düşen, tebliÄŸden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir! Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. De ki: "Pisin çokluÄŸu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl ve gönül sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluÅŸa erebilesiniz!" Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak ÅŸeylerle ilgili soru sormayın. Kur'an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiÅŸtir. Allah Gafur'dur, Halim'dir. Sizden önceki bir toplum da onları sormuÅŸtu; sonra tutup hepsini inkar ettiler. Allah ne bahire yapmıştır ne saibe ne vasile ne de ham. Ne var ki küfre sapanlar yalan uydurarak Allah'a iftira ediyorlar ve çokları da akıl erdiremiyorlar. Onlara, Allah'ın indirdiÄŸine ve resule gelin dendiÄŸinde şöyle derler: "Atalarımızı üzerinde bulduÄŸumuz ÅŸey bize yeter." Peki, ataları hiçbir ÅŸey bilmiyor, doÄŸru yolu bulamıyor idiyseler de mi? Ey iman edenler! Siz, kendinizi düzeltmeye bakın! Siz, doÄŸru yolda oldukça sapmış olan, size zarar veremez! Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size neler yapıyor olduÄŸunuzu haber verecektir. Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında, vasiyet zamanı aranızdaki tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kiÅŸi yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızdan iki kiÅŸi. Bunları namazdan sonra alıkoyarsınız; kuÅŸkulanırsanız şöyle yemin ederler: "Vallahi, yakınlarımız da olsa yeminimizi hiçbir ücret karşılığı satmayacağız, Allah'ın tanıklığını saklamayacağız. Çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkarlardan oluruz." EÄŸer onların bir günah iÅŸledikleri kesinlikle anlaşılırsa o zaman, tercih edilmiÅŸ olan bu ikisinin yerine bunların aleyhinde bulundukları taraftan iki kiÅŸi geçerek şöyle yemin ederler: "Allah ÅŸahit olsun ki bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doÄŸrudur. Biz hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi halde mutlaka zalimlerden olurduk." İşte bu yol, tanıklığı gereÄŸince yerine getirmelerine, yemin etmelerinden sonra yeminlerinin reddedileceÄŸinden korkmalarına en yarayışlı olanıdır. Allah'tan korkun ve söylenene kulak verin. Allah, fasıklar topluluÄŸunu doÄŸruya ve güzele kılavuzlamaz. Allah, resulleri bir araya getireceÄŸi gün şöyle der: "Size ne cevap verildi?" Şöyle derler: "Hiçbir bilgimiz yok. Gaybları en iyi biçimde bilen sensin, sen." Hani Allah şöyle demiÅŸti: "Ey Meryem oÄŸlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla! Seni Ruhulkudüs'le desteklemiÅŸtim, beÅŸikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuÅŸuyordun. Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretmiÅŸtim. Benim iznimle çamurdan kuÅŸ görünümünde bir ÅŸey vücuda getiriyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuÅŸ oluyordu. DoÄŸuÅŸtan körü, abraşı benim iznimle iyileÅŸtiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoÄŸullarını senden uzak tutmuÅŸtum. Hani sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiÄŸinde, küfre sapanları şöyle deyivermiÅŸti: Açık bir büyüden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil bu." Havarilere ÅŸunu vahyetmiÅŸtim: "Bana ve resulüme iman edin." Şöyle demiÅŸlerdi: "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız." Havariler demiÅŸlerdi ki: "Ey Meryem oÄŸlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" İsa dedi ki: "EÄŸer müminlerseniz Allah'tan korkun." Dediler: "İstiyoruz ki ondan yiyelim, gönüllerimiz tatmin bulsun, senin bize doÄŸruyu söylediÄŸini bilelim ve buna tanıklık edenlerden olalım." Meryem oÄŸlu İsa şöyle yakardı: "Allah'ım, ey Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir de bizim hem öncekilerimize hem sonrakilerimize bir bayram olsun, senden bir mucize olsun. Rızıklandır bizi. Rızık verenlerin en hayırlısı sensin." Allah dedi ki: "Ben onu üzerinize indireceÄŸim. Ama bundan sonra küfre sapanınıza öyle bir azapla azap edeceÄŸim ki, alemlerden hiç kimseye böyle bir azap yapmamışım." Allah ÅŸunu da söyledi: "Ey Meryem oÄŸlu İsa! Allah'ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?" İsa dedi: "HaÅŸa! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan bir ÅŸeyi söylemek benim haddime deÄŸildir. EÄŸer onu söylemiÅŸsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Çünkü sen, evet sen gaybları çok iyi bilensin." "Onlara, senin bana emrettiÄŸin ÅŸu sözden baÅŸka bir ÅŸey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde oolduÄŸum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten herÅŸey üzerinde bir Åžehid'sin, bir tanıksın." "Onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. Ama onları bağışlarsan hiç kuÅŸkusuz sen tüm gücün sahibi, tüm hikmetlerin sahibisin." Allah buyurdu: "Özü-sözü doÄŸru olanlara, doÄŸruluklarının yarar saÄŸlayacağı gün budur! Altlarından ırmaklar akan cennetler var onlar için. Sonsuza dek kalacaklardır orada." Allah onlarda razı olmuÅŸtur, onlar da Allah'tan razı olmuÅŸlardır. İşte budur büyük kurtuluÅŸ! Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü/yönetimi Allah'ındır. O'nun herÅŸeye gücü yeter. Hamd Allah'adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiÅŸtir. Sonra, gerçeÄŸi örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar. Sizi bir balçıktan yaratan O'dur. Sonra hüküm verip bir süre belirlemiÅŸtir. BelirlenmiÅŸ bir sürede onun katındadır. Bütün bunlardan sonra siz hala kuÅŸkulanıp duruyorsunuz. O, göklerde de Allah'tır, yerde de. O, sizin iç dünyanızıda bilir, açığa vurduklarınızı da. Neler kazanmakta olduÄŸunuzu da bilir O... Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelir gelmez, ondan hemen yün çeviriyorlardı. Böylece hakkı, kendilerine geldiÄŸi anda yalanladılar. Fakat yakında onlara, alay etmekte oldukları ÅŸeyin haberleri gelecektir. Kendilerinden önce nice yurt ve medeniyeti yerle bir ettiÄŸimizi görmediler mi? Biz o yurtlara yeryüzünde size vermediÄŸimiz imkanları vermiÅŸ, üzerlerine gök bereketini bol bol indirmiÅŸ, nehirleri altlarından akar hale getirmiÅŸtik. Derken onları kendi günahlarıyla helak ettik ve arkalarından baÅŸka bir nesil oluÅŸturduk. EÄŸer biz sana parşömen üzerine yazılı bir kitap göndermiÅŸ olsaydık, onlar da onu elleriyle dokunmuÅŸ olsalardı, o küfre batmışlar, hiç kuÅŸkusuz şöyle diyeceklerdi: "Bu, apaçık bir büyüden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir." Åžunu da söylediler: "Bu peygambere bir melek indirilseydi ya!" EÄŸer böyle bir melek indirmiÅŸ olsaydık iÅŸ mutlaka bitirilmiÅŸ olurdu da kendilerine göz bile açtırılmazdı. EÄŸer o peygamberi bir melek kılsaydık kuÅŸkusuz onu bir er kiÅŸi yapacaktık ve içine yuvarladıkları kuÅŸku ve karmaÅŸayı onların üzerlerine giydirmiÅŸ olacaktık. Yemin olsun ki, senden önceki resullerle de alay edildi; fakat eÄŸlence konusu yaptıkları ÅŸey, o maskaralığı sergileyenleri kıskıvrak sarıverdi. Åžunu söyle: Dolaşın yeryüzünde de bakın nasıl olmuÅŸ gerçeÄŸi yalanlayanların sonu! Sor: "Kimindir gökler ve yer?" Cevap ver: "Allah'ındır." O Allah ki, rahmeti öz benliÄŸi üzerine yazmıştır. O sizi, varlığında hiç kuÅŸku duyulmayan kıyamet gününde bir araya mutlaka toplayacaktır. Benliklerini hüsrana yuvarlamış kiÅŸiler var ya, onlar iman etmezler. Gecenin ve gündüzün içinde yeralan her ÅŸey O'nundur. O, Semi'dir, herÅŸeyi duyar; Alim'dir, herÅŸeyi bilir. Deki: "Göklerin ve yerin Fatır'ı olan o yaratıcıdan, o yedirip doyuran ama kendisi yedirilip beslenmeyen Allah'tan baÅŸkasını mı veli edineyim?" De ki: "Bana İslam'ı seçenlerin ilki olmam emredildi." Ve sakın ÅŸirke sapanlardan olma. Åžunu da söyle: "Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarın ben." Kendisinden azap uzaklaÅŸtırılana o gün rahmet etmiÅŸtir. İşte açık kurtuluÅŸ budur. Allah sana bir keder dokundurursa, onu O'ndan baÅŸka açacak yoktur. EÄŸer sana bir hayır dokundurursa, O herÅŸey üzerinde güç sahibidir. Ve kulları üzerinde hüküm sahibi Kaahir'dir O. Tüm hikmetlerin kaynağıdır O. HerÅŸeyden haberdardır. Sor: "Tanıklık bakımından hangi ÅŸey daha büyüktür?" Dedi ki: "Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kur'an bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaÅŸtığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allah'ın yanında baÅŸka ilahların bulunduÄŸuna tanıklık ediyor musunuz?" De ki: "Ben buna tanıklık etmiyorum." De ki: "O, sadece tek bir tanrıdır. Ve ben, sizin ortak tuttuÄŸunuz ÅŸeylerden uzağım." O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, onu öz oÄŸullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ama öz benliklerini hüsrana uÄŸratan bunlar, iman etmezler. Yalan düzerek Allah'a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Åžu da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar. Gün olur, onları bir araya toplayıp haÅŸrederiz. Sonra ÅŸirke batanlara sorarız: "Nerededir o birÅŸey zannedip durduÄŸunuz ortaklarınız?" Sonunda ÅŸunu söylemekten baÅŸka bahaneleri kalmaz: "Rabbimiz Allah'a yemin olsun ki, biz, ortak koÅŸanlar deÄŸildik." Bak da gör, nasıl yalan söylediler öz benliklerine karşı! Ve iftira için kullandıkları ÅŸeyler, onları bırakıp kayboldu. İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereÄŸince anlamamaları için kalplerine kılflar geçirmiÅŸ, kulaklarına bir ağırlık koymuÅŸuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekiÅŸerek şöyle derler küfre sapanlar: "Bu, eskilerin masallarından baÅŸka birÅŸey deÄŸildir." Hem ondan alıkoyarlar hem ondan uzaklaşırlar. Öz benliklerinden baÅŸkasını helak etmiyorlar. Ama farkında deÄŸiller. Ah bir görsen, ateÅŸin başında durdurulup da şöyle dediklerini: "Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek." İşin doÄŸrusu ÅŸu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları ÅŸeyi mutlaka yineleyeceklerdi. DoÄŸrusu, onlar, tam yalancıdırlar. Dediler ki: "Åžu dünya hayatımızdan baÅŸkası yok. Biz diriltecek de deÄŸiliz." Rableri huzurunda durdurulduklarını bir görsen! Sordu: "Gerçek deÄŸil miymiÅŸ bu?" Dediler: "Rabbmiz yemin olsun ki, gerçekmiÅŸ." Dedi: "O halde, küfre sapmış olmanızdan dolayı tadın azabı." Allah'ın huzuruna varmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uÄŸramıştır. Sonunda o saat ansızın kendilerine gelip çatınca, sırtlarında günahlarını taşır bir halde şöyle demiÅŸlerdir: "Dünya hayatında düştüğümüz aşırılıklardan dolayı vay hasretimize!" Dikkat edin! Ne kötü ÅŸeylerdir taşıyıp durdukları. Åžu iÄŸreti, basit hayat bir oyun ve eÄŸlenceden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. sakınıp korunanlar için ahiret yurdu elbette ki daha iyidir. Hala aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz? Söylediklerinin seni kederlendirdiÄŸini çok iyi biliyoruz. Gerçek ÅŸu ki, onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler Allah'ın ayetlerine karşı direnmekteler. Yemin olsun ki, senden önce de resuller yalanlanmış ama yalanlanmalarına, eziyet görmelerine sabretmiÅŸlerdi. Nihayet yardımımız onlara ulaÅŸtı. Allah'ın kelimelerini deÄŸiÅŸtirecek hiçbir kuvvet yoktur. Yemin olsun, elçi olarak gönderilenlerin haberinden bir kısmı sana da gelmiÅŸtir. EÄŸer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doÄŸru ve güzelde birleÅŸtirirdi. Artık cahillerden olma. Ancak gereÄŸince dinleyenler çaÄŸrıya cevap verir. Ölülere gelince, Allah onları diriltecektir, sonra O'na döndülecekler. Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "KuÅŸkusuz, Allah bir mucize indirmeye Kaadir'dir. Fakat çokları bilmiyorlar." Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuÅŸ istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birÅŸeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haÅŸredilirler. Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklara gömülmüş sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediÄŸi/dileyen kiÅŸiyi ÅŸaşırtır, dilediÄŸini/dileyeni de dosdoÄŸru yol üzerine koyar. De ki: "Bir düşünün bakalım! Allah'ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah'tan baÅŸkasınsa mı yakarırsınız? DoÄŸru sözlü iseniz söyleyin!" Hayır, yalnız O'na yakarırsanız da O dilerse yakındığınız belayı uzaklaÅŸtırır. Ve siz, ortak koÅŸtuklarınızı unutuverirsiniz. Andolsun ki, senden önce de ümetlere elçiler göndermiÅŸtik. O ümmetleri, bize yaklaşıp sığınsınlar diye zorluklar ve darlıklarla yakalamıştık. ZorluÄŸumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi! Ne yazık ki kalpleri katılaÅŸtı; ÅŸeytan, yapmakta olduklarını onlara süslü-püslü gösterdi. Ögütlenmeye çağırıldıkları ÅŸeyi unutunca, herÅŸeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler. Böylece, zulme saplanan topluluÄŸun kökü kesilmiÅŸti; hamd olsun alemlerin Rabbi'ne! De ki: "Düşünün bakalım. Allah, iÅŸitme gücünüzü, gözlerinizi alsa, kalpleriniz üzerine mühür bassa, Allah'tan baÅŸka hangi ilah onları size geri vercek?" Bak nasıl türlü türlü açıklıyoruz ayetleri, yine de yüz çeviriyorlar! Åžunu da söyle: "Düşünün bakalım! Allah'ın azabı size ansızın, açıktan geliverse, zalimler topluluÄŸundan baÅŸkası mı helak edilecek?" Biz o gnderilen elçileri, müjdeciler ve uyarıcılar olmaktan öte birÅŸey için göndermiyoruz. İman edip hayrı ve barışı yerleÅŸtirenlere korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar. Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, fenalığa bulaÅŸmaları yüzünden kendilerine azap dokunacaktır. Onlara ÅŸunu söyle: "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben. Size ben bir meleÄŸim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben." Sor onlara: "Körle gören bir olur mu? Hala düşünmüyor musunuz?" Rablerinin huzurunda haÅŸredileceklerinden korkanları, o vahiy ile uyar ki korunabilsinler. Onların O'ndan baÅŸka ne bir dostu vardır ne de ÅŸefaatçısı! Sabah akÅŸam, yüzünü isteyerek Rablerine yalvarıp yakaranları kovma. Onların hesabından birÅŸey sana ait olmadığı gibi, senin hesabından birÅŸey de onlara ait deÄŸildir. O halde onları kovarsan zalimlerden olursun. Biz böylece onların bir kısmını diÄŸer bir kısmıyla imtihana çektik ki, ÅŸunu söylesinler: "Allah aramızdan ÅŸunlara mı lütufta bulundu?" Allah şükredenleri daha iyi bilmiyor mu? Ayetlerimize iman edenler sana geldiÄŸinde şöyle söyle: "Selam size! Rabbiniz, benliÄŸi üzerine rahmeti yazmıştır. İçinizden her kim bilgisizlikle bir kötülük iÅŸler de ardından tövbe edip halini düzeltirse, hiç kuÅŸkusuz Allah çok affedici, çok merhametlidir." İşte biz, ayetlerimizi bu ÅŸekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, günaha sapmışların yolu açık-seçik ortaya çıksın/günaha sapmışların yolunu açık-seçik göresin! De ki: "Ben, Allah'ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım." De ki: "Sizin keyiflerinize uymam. Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doÄŸruyu ve güzeli bulanlardan olamam." De ki: "Ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeyim. Ama siz onu yalanladınız. Acele istediÄŸiniz ÅŸey benim yanımda deÄŸil. Hüküm yalnız ve yalnız Allah'ındır. Hakkı O anlatır. Ayırt edip çözüm getirenlerin en hayırlısı O'dur." Åžunu da söyle: "Acele istediÄŸiniz ÅŸey benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki iÅŸ çoktan bitirilmiÅŸ olurdu. Zalimleri, Allah daha iyi bilir." Gaybın anahtarları O'nun yanındadır; onları O'ndan baÅŸkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O'nun blgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaÅŸ ve kuru herÅŸey apaçık bir Kitap'ın içindedir. O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı biilir. Sonra, belirlenmiÅŸ süre iÅŸletilip tamalansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O'nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir. Kulları üzerinde egemenlik sahibi Kaahir'dir O. Üzerinize koruyucular gönderir. Nihayet ölüm birinize geldiÄŸinde, elçilerimiz onu vefat ettirirler. Ne vaktinden önce iÅŸ yaparlar onlar ne de vaktinden sonra. Sonra onlar gerçek Mevla'ları olan Allah'a götürürler. Gözünüzü açın! Hüküm yalnız O'nundur. Ve hesap görenlerin en süratlisi de O'dur. Åžunu sor: "Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız' diye boyun büküp ürpererek O'na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?" De ki: "Ondan da tüm sıkıntılardan da sizi Allah kurtarıyor; sonra siz O'na ortak koÅŸuyorsunuz." De ki: "O size, üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye yahut sizi fırka fırka birbirinize düşürerek/fırkalara bölüp içinden çıkılmaz durumlara düşürerek/fırkaları elbise gibi size giydirerek kiminizin ÅŸiddetini kiminize tattırmaya Kaadir'dir." Bak nasıl sıralıyoruz ayetleri, iyice kavrayabilsinler diye. O, hak olduÄŸu halde senin toplumun onu yalandı. De ki: "Ben size vekil deÄŸilim." Her haberin gerçekleÅŸeceÄŸi bir zaman/mekan vardır. Yakında bileceksiniz. Ayetlerimiz hakkında lakırdıya dalanları gördüğünde, onlar baÅŸka bir söze dalıncaya deÄŸin onlardan yüz çevir. EÄŸer ÅŸeytan sana unutturusa, hatıladıktan sonra o zalimler topluluÄŸu ile oturma. Allah'tan korkanlara onların hesabından birÅŸey yoktur ama yine de bir hatırlatma olmalı. Belki sakınırlar. Dinleri oyun ve eÄŸlence haline getirmiÅŸ, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur'an ile ÅŸunu hatırlat: Bir kiÅŸi, kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun, Allah dışında ne bir dostu kalır ne de bir ÅŸefaatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar, kazandıklarına teslim edilmiÅŸlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır. De ki: "Allah'ın berisinden, bize yarar da zarar da veremeyecek ÅŸeylere mi yakaralım? Allah bize kılavuzluk ettikten sonra ökçelerimiz üstüne geri mi döndürülelim? O kiÅŸi gibi ki ÅŸeytanlar kendisini ayartıp yeryüzünde ÅŸaÅŸkın dolaşır hale getirmiÅŸlerdir. Oysaki onun, "bize gel" diye doÄŸruya ve güzele çağıran arkadaÅŸları vardır." De ki: "Allah'ın kılavuzluÄŸudur gerçek kılavuzluk. Alemlerin Rabbi Allah'a teslim olmakla emrolunduk biz." Ve "namazı kılın, O'ndan korkun" diye emrolunduk. Huzurunda haÅŸrolunacağınız O'dur. Gökleri ve yeri hak olarak yaratan da O'dur. "Ol" dediÄŸi gün, hemen oluverir. Sözü haktır O'nun. Sura üfleneceÄŸi gün de mülk ve yönetim O'nundur. Alim'dir, görünmeyeni de görüneni de bilen O'dur. O'dur Hakim, O'dur Habir! İbrahim, babası Azer'e şöyle demiÅŸti: "Putları tanrılar mı ediniyorsun? Seni de toplumunu da açık bir sapıklık içinde görüyorum." Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, gerçeÄŸi görüp bilerek inananlardan olsun. Gece üstüne çökünce bir yıldız gördü de "Rabbim buymuÅŸ" dedi. Yıldız battığında ise "batıp gidenleri sevmem" diye konuÅŸtu. Ay'ı doÄŸar halde görünce, "Rabbim buymuÅŸ" dedi. O batınca da şöyle konuÅŸtu: "EÄŸer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum." Nihayet güneÅŸin doÄŸmakta olduÄŸunu gördüğünde, "beni Rabbim bu, bu daha büyük" dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: "Ortak koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeylerden uzağım ben." "Ben bir hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden deÄŸilim ben." Toplumu ona karşı çıkıp kanıt getirmeye kalkıştı. O dedi ki: "Allah hakkında benimle çekiÅŸiyor musunuz? Beni doÄŸru yola O iletti. O'na ortak koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeylerden korkmam. Rabbimin dilediÄŸi dışında hiçbir ÅŸey olmaz. Rabbim bilgice herÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. Hala öğüt almayacak mısınız?" "Hem siz, hakkında size hiçbir kanıt indirmediÄŸi ÅŸeyleri Allah'a ortak koÅŸtuÄŸunuz halde korkmuyorsunuz da ben, ortak tuttuÄŸunuz ÅŸeylerden nasıl korkarım!" ÅŸimdi, eÄŸer biliyorsanız, iki gruptan hangisi güvende olmaya/güvenilmeye daha layıktır? İman edip de imanlarını herhangi bir zulümÅŸe kirletmeyenler var ya, güvende olma/güvenilir olma iÅŸte onların hakkıdır; doÄŸruyu ve güzeli yakalayanlar da onlardır. İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiÄŸimiz kanıtlardır. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz. Senin Rabbin Hakim'dir, Alim'dir. Biz ona İshak'ı ve Yakub'u hediye ettik. Hepsini doÄŸruya ve güzele kılavuzladık. Daha önce Nuh'a ve onun soyundan olan Davud'a, Süleyman'a, Eyyüb'e, Yusuf'a, Musa'ya, Harun'a da kılavuzluk etmiÅŸtik. Güzel düşünüp güzel davranaları böyle ödüllendiririz biz. Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas... Hepsi iyilik ve barış için çalışanlardandı. İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut... Hepsini alemlere üstün kıldık. Atalarından, soylarından, kardeÅŸlerinden bir kısmını da... Onları seçtik ve onları dosdoÄŸru bir yola kılavuzladık. Allah'ın yol göstermesidir bu. Kullarından dilediÄŸini bunula iletir iyiye ve güzele. EÄŸer onlar ÅŸirke bulaÅŸsalardı yapıp ettikleri kendilerine yararsız hale gelirdi. İşte bunlardır kendilerine kitap, hükmetme gücü ve peygamberlik verdiklerimiz. Åžimdi ÅŸu insanlar bütün bunları inkar ederlerse biz, bunları inkar etmeyecek bir topluluÄŸu onlara vekil ederiz. İşte böyleleri, Allah'ın yol gösterdiÄŸi kimselerdir. Sen de onların yolunu izle ve şöyle söyle: "Ben ÅŸu yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece alemlere bir öğüttür." Allah'ı, kadrine/ÅŸanına yaraşır ÅŸekilde tanıyamadılar. Çünkü, "Allah, insana hiçbirÅŸey vahyetmemiÅŸtir" dediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiÄŸi Kitap'ı kim indirdi.? Siz o Kitap'ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoÄŸunu da saklıyorsunuz. Size, sizin de atalarınızın da bilmediÄŸi ÅŸeyler öğretildi." "Allah" de, sonra da bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar. Bu da bizim, kentlerin/medeniyetlerin anasını uyarman için indirdiÄŸimiz bir Kitap. Kutsal-bereketli, kendinden öncekini doÄŸrulayıcı. Ahirete inanalar, ona da inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler. Yalan düzüp Allah'a iftira eden veya kendine birÅŸey vahyedilmediÄŸi halde "bana vahyedildi" diyen kiÅŸi ile, "Allah'ın ayet indirdiÄŸi gibi ben de indireceÄŸim" diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken! Melekler ellerini uzatmış, "çıkarın canlarınızı!" diye! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah'a karşı gerçek dışı ÅŸeyler söylüyordunuz ve çünkü O'nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz. Andolsun, sizi ilk yarattığımızdaki gibi yapayalnız/teker teker bize geldiniz. Size verip hayaline daldırdığımız ÅŸeyleri de sırtlarınızın arkasında bıraktınız. Sizinle ilgili hususlarda ortaklar olduklarını sandığınız ÅŸefaatçılarınızı da yanınızda görmüyoruz. Yemin olsun, koptu aranızdaki tüm baÄŸlar ve uzaklaşıp kayboldu yanınızdan o bir ÅŸey sandıklarınız. Hiç kuÅŸkusuz Allah'dır daneyi yaran, çekirdeÄŸi patlatan. Ölüden diri çıkarır O; diriden ölüyü çıkaran da O'dur. IÅŸte budur Allah! Peki nasıl ters bir yöne çevriliyorsunuz? Åžafağı yarıp sabahı ortaya çıkaran O'dur. Geceyi dinlenme zamanı yaptı; GüneÅŸ'i ve Ay'ı hesap aracı. İşte budur ölçülendirilmesi o Aziz'in, o Alim'in. Karanın ve denizin karanlıklarında, kendileriyle yol bulmanız için yıldızları hizmetinize veren O'dur. Bilgiden nasipli bir topluluk için ayetleri gerçekten ayrıntılı kılmışızdır. Sizi bir tek canlıdan vücuda getiren O'dur. Bu oluÅŸumda bir karar kılma yeri var, bir de emanet olarak kalma yeri. İyice araÅŸtırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık. Size gökten su indiren de O'dur. Biz o suyla herÅŸeyin bitkisini çıkardık. Ondan da bir yeÅŸillik çıkardık. O yeÅŸillilkten birbiri üzerine binmiÅŸ daneler çıkardık. Hurma aÄŸacının tomurcuÄŸundan sarkan salkımlar, üzümlerden baÄŸlar, zeytin, nar çıkardık. Birbirine benzeyeni var, benzemeyeni var. Meyva verdiÄŸinde ve meyvalar olgunlaÅŸtığında bir bakın onun ürününe! Bu size gösterilenlerde, iman eden bir topluluk için, çok ibretler vardır. Allah'a bir de cinleri/gözle görülmeyen yaratıkları ortak koÅŸtular. Oysaki, onları O yaratmıştır. Bilgisizce O'na oÄŸullar ve kızlar isnat etme saçmalığını gösterdiler. Åžanı yücedir O'nun. Onların nitelemelerinin ötesindedir O. Gökleri ve yeri yaratıp donatan Bedi O'dur. Nasıl çocuÄŸu olur O'nun, kendisinin bir eÅŸi olmadı ki! HerÅŸeyi O yarattı ve herÅŸeyi en iyi ÅŸekilde bilen de O'dur. Rabbiniz Allah budur! İlah yok O'ndan baÅŸka. HerÅŸeyin yaratıcısıdır, Haalik'tir O. O'na kulluk/ibadet edin. O herÅŸeye Vekil'dir. Gözler onu fark edip kavrayamaz. Oysaki O, gözleri görür/bilir. O Latif'tir, lütfu çok olduÄŸu halde kendisi görülemez; Habir'dir, herÅŸeyden haberdardır. Gerçek ÅŸu ki size Rabbinizden gönül gözleri gelmiÅŸtir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi deÄŸilim. Ayetleri bu ÅŸekilde, çeÅŸitli baÅŸlıklarla veriyoruz ki "sen ders aldın" desinler, biz de ilimden nasiplenen bir toplum için onu iyice açıklayalım. Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan baÅŸka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir. Allah dileseydi, ÅŸirke batmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de deÄŸilsin. Onların Allah dışında dua ettiklerine/çaÄŸrıda bulunduklarına sövmeyin! Yoksa onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah'a söverler. Biz her ümmete yaptığı iÅŸi bu ÅŸekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir. Tüm yeminleriyle Allah'a yemin ettiler ki, eÄŸer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklar. Söyle onlara: "Mucizeler ancak Allah'ın katındadır." Mucize geldiÄŸinde de iman etmeyeceklerini anlamıyor musunuz? Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk seferinde buna iman etmedikleri gibi bırakırız kendilerini de azgınlıkları içinde körü körüne bocalar dururlar. EÄŸer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuÅŸsaydı ve herÅŸeyi toplayıp karşılarına dikseydik, Allah'ın dilemesi dışında, yine de inanmazlardı. Ne var ki, çokları cehalet sergiliyorlar. İşte böyle, biz her peygambere insan ve cin ÅŸeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla baÅŸbaÅŸa kalsınlar. Ki ahirete inanmayanların gönülleri ona ısınsın, ondan hoÅŸlansınlar, elde ettikleri ÅŸeylere sahip olmaya devam etsinler. Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmiÅŸken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiÄŸini biliyorlar. Sakın kuÅŸkuya düşenlerden olma. Rabbinin sözü hem doÄŸruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini deÄŸiÅŸtirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi iÅŸiten, en iyi bilendir O. Yeryüzündeki insanların çoÄŸunluÄŸuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar. Kendi yolundan kimin saptığını en iyi senin Rabbin bilir. Hidayete ermiÅŸ olanları en iyi bilen de O'dur. O halde, O'nun ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yiyin. Size ne oluyor da üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? Zorda kalışınız dışında üzerinize haram kıldığını bizzat kendisi size ayrıntılı bir biçimde açıklamıştır. Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı ÅŸaşırtıyorlar. Hiç kuÅŸkusuz, senin Rabbin sınır tanımaz azgınları çok iyi bilmektedir. Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Günah kazananlar yapıp ettiklerinin karşılığını yakında göreceklerdir. Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin. Böyle birÅŸey tam bir yoldan çıkıştır. Åžeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için gizlice telkinde bulunurlar. Onlara boyun eÄŸerseniz siz de müşriklerden oldunuz demektir. Bir ölü iken kendisine hayat verdiÄŸimiz, insanlar içinde yürümesi için kendisine bir ışık tuttuÄŸumuz kiÅŸinin durumu, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamayan kiÅŸininki gibi olur mu? İşte böyle! Küfre sapanlara, yapmakta oldukları süslü-püslü gösterilmiÅŸtir. Biz bu ÅŸekilde her kentte/her medeniyette kodamanları, o kent ve medeniyetin suçluları yaptık ki, orada oyunlar tezgahlayıp tuzaklar kursunlar. Aslında onlar öz benliklerinden baÅŸkasına oyun oynamıyorlar ama farkında deÄŸiller. Onlara bir ayet geldiÄŸinde şöyle demiÅŸlerdir: "Allah resullerine verilenin tıpkı bize de verilmedikçe asla inanmayacağız." Allah resullük görevini nereye vereceÄŸini daha iyi bilir. Suç iÅŸleyenlere, oynadıkları oyunlar yüzünden Allah katında bir küçüklük ve ÅŸiddetli bir azap öngörülmüştür. Allah, iyiye ve güzele götürmek istediÄŸinin göğsünü İslam'a açar. Saptırmak dilediÄŸinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyomuÅŸ gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliÄŸi iÅŸte böyle atıverir. Rabbinin yolu iÅŸte budur; dosdoÄŸru, kıvamında... Biz öğüt alan bir topluluÄŸa ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık. Rableri katındaki huzur ve esenlik yurdu onlarındır. İşler oldukları ameller yüzünden O, onların Veli'si oluvermiÅŸtir. Gün olur şöyle diyerek onları huzurunda toplar: "Ey cinler/görünmez varlıklar topluluÄŸu! Åžu insanlara gerçekten çok ettiniz." Onların insanlardan olan dostları şöyle derler: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlanmıştı. Bizim için belirlediÄŸim sürenin sonuna geldik." Buyurur ki: "Barınağınız ateÅŸtir. DilediÄŸim zamanlar hariç orada süreklisiniz." Senin Rabbin Hakim'dir, Alim'dir. İşte biz, zalimlerin bir kısmını bir kısmına, kazanır oldukları ÅŸeyler yüzünden bu ÅŸekilde dost ederiz/musallat ederiz. Ey cinler ve insanlar topluluÄŸu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve ÅŸu gününüzle yüzyüze geleceÄŸiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi? "Kendi aleyhimize tanıklık ettik." dediler. İğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına iliÅŸkin, öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler. Sebep ÅŸudur: Rabbin, halkı habersiz bir haldeyken kentleri helak edici deÄŸildir. Herbirinin, yapıp ettiklerinden kaynaklanan derceleri vardır. Rabbin onların iÅŸlediklerinden gafil deÄŸildir. Senin o Gani Rabbin rahmet sahibidir! Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir baÅŸka topÄŸluluÄŸun soyundan vücuda getirdiÄŸi gibi, ardınızda da dilediÄŸini sizin yerinize getirir. Size vaat edilen ÅŸeyler kesinlikle meydana gelecektir. Siz engel olamazsınız. Ey toplumum! YapabileceÄŸinizi yapın. Ben de yapıp ediyorum. Yakında yurdun sonunun kime ait olacağını bileceksiniz. Gerçek olan ÅŸu ki, zalimler kurtulamayacaktır. Kendi döllendirip yaydığı ekinden ve hayvanlardan Allah'a bir pay ayırdılar da kendi zanlarınca şöyle dediler: "Bu Allah için, bu da ortaklarımız için." Ortakları için olan Allah'a ulaÅŸmaz. Ama Allah için olan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar! Aynen bunun gibi, müşriklerden birçoÄŸuna, Allah'a ortak koÅŸtukları putlar öz evletlarını öldürmeyi güzel göstermiÅŸtir ki, hem onları yok etsinler hem de dinlerini karmaşık hale getirsinler. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, düzdükleri iftiralarla baÅŸbaÅŸa bırak. Kendi kuruntularına uygun olarak şöyle dediler: "Åžunlar, dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bizim dilediÄŸimizden baÅŸkası yiyemez bunları." Hayvanlar var, sırtlarına binmek yasaklanmış; bir kısım hayvanları da Allah'a iftira ederek üzerlerine Allah'ın adını anmadan boÄŸazlarlar. Allah onları düzdükleri iftiralar yüzünden cezalandıracaktır. Åžunu da söylediler: "Åžu hayvanların karınlarındakiler erkelerimize özgülenmiÅŸtir. Kadınlarımıza haramdır. Yavru ölü doÄŸarsa kadın-erkek hepsi onda hak sahibidir." Bu nitelendirmeleri yüzünden Allah cezalarını verecektir. Hakim'dir O, Alim'dir. İlimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenler, Allah'a iftira ederek, Allah'ın kendilerine verdiÄŸi rızıkları haramlaÅŸtıranlar hüsrana uÄŸramışlardır, sapıtmışlardır; hiçbir zaman doÄŸruyu ve güzeli bulamazlar. Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeÅŸit çeÅŸit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimlerde oluÅŸturan O'dur. Herbirinin meyvasından olgunlaÅŸtığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez. Hayvanlardan yük taşıyanı da yaygı/döşek yapılanı da yaratan yine O'dur. Allah'ın size verdiÄŸi rızıklardan yiyin, ÅŸeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin için açık bir düşmandır. Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden de iki. De ki: "İki ekeÄŸi mi haram kıldı, iki diÅŸiyi mi, yoksa iki diÅŸinin rahimlerinin kuÅŸattığını mı? EÄŸer doÄŸru sözlü iseniz bana ilimle haber verin." Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: "İki erkeÄŸi mi haram kıldı, iki diÅŸiyi mi, yoksa iki diÅŸinin rahimlerince kuÅŸatılanı mı? Yoksa Allah size bunu önerirken siz de tanıklık mı ediyordunuz?" İlim dışı bir ÅŸekilde insanları ÅŸaşıtmak için yalan düzüp Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Allah, zulme sapan bir topÅŸuluÄŸa kılavuzluk etmiyor. De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış birÅŸey bulamıyorum. Yalnız ÅŸunlardan biri olursa baÅŸka: leÅŸ, akıtılmış kan, domuz etiki o bir pisliktir-Allah'tan baÅŸkası adına boÄŸazlanmış bir murdar." Iztırar haline düşen, baÅŸkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aÅŸmamak ÅŸartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Onlara ayrıca sığır ve koyunun yaÄŸlarını da haram kıldık. Sığır ve koyunun sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı yaÄŸlarla, kemiklerle karışan yaÄŸlar bunun dışındadır. Bunu onlara azgınlıkları yüzünden bir ceza olarak yaptık. Biz elbette sözünde duranlarız. Artık seni yalanlarlarsa ÅŸunu söyle: "Rabbiniz çok geniÅŸ bir rahmetin sahibidir. Ancak, O'nun azabı günaha batmışlar topluluÄŸundan uzak tutulamaz." Åžirke batanlar şöyle diyecekler: "Allah dileseydi, ne biz ÅŸirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir ÅŸeyi haram da yapmazdık." Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu ÅŸekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan baÅŸka birÅŸeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz." En mükemmel kanıt Allah'ındır. O dileseydi hepinizi toptan doÄŸru yola iletirdi. Åžunu da söyle: "Allah ÅŸunu haram etmiÅŸtir diye tanıklık edip duran ÅŸahitlerinizi getirin. "EÄŸer tanıklık ederse sakın onlarla birlikte tanıklık etme. Ayetlerimizi yalanlayanlarla ahirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme. Onlar, kendi Rablerine baÅŸkalarını denk tutuyorlar. De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir ÅŸeyi O'na ortak koÅŸmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endiÅŸesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaÅŸmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı iÅŸletebilesiniz." "Yetimin malına yaklaÅŸmayın. Ancak rüştüne erinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. KonuÅŸtuÄŸunuz zaman yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah'a verdiÄŸiniz söze sadık kalın. Düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları önerdi. Bu benim dosdoÄŸru yolumdur, onu izleyin, baÅŸka yolları izlemeyin ki, sizi O'nun yolundan ayırıp parçalara bölmesinler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiÅŸtir size. Sonra, güzel davrananlara nimetimizi tamamlamak, herÅŸeyi ayrıntılı kılmak, bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Musa'ya o Kitap'ı verdik ki onlar Rablerine kavuÅŸacaklarına inanabilsinler. Bu da bizim indirdiÄŸimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve korunun ki size rahmet edilebilsin. "Kitap, bizden önceki iki topluluÄŸa indirildi. Biz onu okuyup araÅŸtırmaktan gerçekten habersizdik." demeyesiniz. Åžunu da söylemeyesiniz: "EÄŸer bize Kitap indirilmiÅŸ olsaydı, onlardan daha doÄŸru yürüyüşlü olurduk." Artık size de Rabbinizden bir beyyine, bir kılavuz ve bir rahmet gelmiÅŸ bulunuyor. Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim var? Ayetlerimize sırt dönenleri, yüz çevirmeleri yüzünden azabın en acıklısıyla cezalandıracağız. Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiÄŸi gün, daha önce iman etmemiÅŸ yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kiÅŸiye imanı hiçbir yarar saÄŸlamayacaktır. De ki: "Bekleyin! DoÄŸrusu biz de bekliyoruz." Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir iliÅŸiÄŸin yoktur. Onların iÅŸi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. Kim bir güzellikle gelirse ona, getirdiÄŸinin on katı var. Kötülükle gelene ise yaptığı kadarından fazla ceza verilmez. Onlar, haksızlığa uÄŸratılmayacaklardır. De ki: "Beni, dosdoÄŸru yola Rabbim iletmiÅŸtir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanif olan İbrahim'in dinine. Müşriklerden deÄŸildi o." De ki: "Benim namazım, ibadetlerim/kurbanlarım, hayatım, ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir." "Ortağı yoktur O'nun. Bununla emrolundum ben. Ve Müslümanların ilkiyim ben." Åžunu da söyle: "Allah herÅŸeyin Rabbi iken O'ndan baÅŸka rab mı arayayım? Her benliÄŸin kazandığı kendi üstünde kalır. Hiçbir günahkar bir baÅŸka günahkarın yükünü taşımaz. Nihayet dönüşünüz Rabbinizedir. Tartışmaya girdiÄŸiniz ÅŸeyleri O size haber verecektir." Sizi yeryüzünde, öncekilere halefler yapan O'dur. VerdiÄŸi nimetlerle sizi denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiÅŸtir. Rabbin ceza verdiÄŸinde çok süratli verir. Ama O, gerçekten çok affedici, çok merhametlidir. Elif, Lam, Mim, Sad. Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak... O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! Nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki, geceleyin yahut öğle uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi. Azabımız onlara gelip çattığında, yaptıkları, ÅŸu çığlığı yükseltmekten baÅŸka birÅŸey olmamıştır. Biz gerçekten zalimlerdik. Yemin olsun, kendilerine elçi gönderilenleri muhakkak hesaba çekeceÄŸiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceÄŸiz. Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz deÄŸildik. O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak ÅŸeyleri ağır basarsa kurtuluÅŸa erenler onlar olacaktır. Ölçülüp tartılacak ÅŸeyleri hafif kalanlara gelince, iÅŸte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiÅŸ oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiÅŸ olacaklar. Andolsun, sizi yeryüzünde yerleÅŸtirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkanlara vücut verdik. Ne de az şükrediyorsunuz! Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o. Allah buyurdu: "Sana emrettiÄŸimde secde etmeni engelleyen neydi?" İblis dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateÅŸten yarattın, onu çamurdan yarattın." Buyurdu: "O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın." Dedi: "İnsanların diriltileceÄŸi güne kadar bana süre ver." Buyurdu: "Süre verilenlerdensin." Dedi: "Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoÄŸru yolun üzerine kurulacağım." "Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, saÄŸlarından, sollarından musallat olacağım. Bir çoklarını şükreder bulamayacaksın." Allah buyurdu: "Çık oradan, yenik düşmüş ve kovulmuÅŸ olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki, cehennemi tamamen sizden dolduracağım." "Ey Adem! Sen ve eÅŸin cennette oturun, dilediÄŸiniz yerden yiyin ama ÅŸu aÄŸaca yaklaÅŸmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz." Derken, ÅŸeytan, kendilerinden gizlenmiÅŸ çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: "Rabbinizin sizi ÅŸu aÄŸaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir." Ve onlara, "ben size öğüt verenlerdenim" diye yemim de etti. Nihayet onları kandırarak aÅŸağı çekti. O ikisi aÄŸaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye baÅŸladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben size bu aÄŸacı yasaklamadım mı? Ben size, ÅŸeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?" "Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. EÄŸer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uÄŸrayanlardan olacağız." Buyurdu: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür." Buyurdu: "Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız." Ey ademoÄŸulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor. Ey ademoÄŸulları! Åžeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceÄŸiniz yerden görürler. Biz o ÅŸeytanları, inanmayanlara dostlat yaptık. Bir iÄŸrençlik yaptıklarında şöyle derler: "Atalarımızı bu hal üzere bulmuÅŸtuk. Yani Allah emretti bize bunu." De ki: "Allah, edepsizliÄŸi/iÄŸrençliÄŸi emretmez. Allah hakkında, bilmediÄŸiniz ÅŸeyler mi söylüyorsunuz?" Åžunu da söyle: "Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O'na doÄŸrultun. Dini yalnız O'na özgüleyerek O'na yakarın. Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi O'na döneceksiniz." Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah'ı bırakıp ÅŸeytanları dost edinmiÅŸlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar. Ey ademoÄŸulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuÅŸanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez. De ki: "Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiÅŸ?" De ki: "Dünya hayatında inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler." Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyor. De ki: "Rabbim, ancak ÅŸunları haram kıldı: İğrençlikleri-görünenini, gizli olanı-günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediÄŸi ÅŸeyi Allah'a ortak koÅŸmayı, bir de Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyler söylemeyi." Her ümmet için belirlenmiÅŸ bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler. Ey ademoÄŸulları! İçinizden size ayetlerimi yüzünüze karşı anlatan resuller geldiÄŸinde, korunup hallerini düzeltenlere hiçbir korku dokunmayacaktır. Onlar tasalanmayacaklardır da. Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateÅŸin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde. Yalan düzerek Allah'a iftira eden yahut O'nun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kim vardır? İşte bunların Kitap'tan nasipleri kendilerine ulaşır, nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken şöyle derler: "Allah dışındaki yakardıklarınız nerede?" Åžu cevabı verirler: "Bizden uzaklaşıp kayboldular." Böylece, öz benlikleri aleyhine kendilerinin kafir olduÄŸuna tanıklık ettiler. Allah buyurdu: "Sizden önce gelip geçmiÅŸ cin ve insan topluluklarıyla içiçe, girin bakalım ateÅŸe." Her ümmet girdiÄŸinde, yoldaşına/kızkardeÅŸine lanet eder. Nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. AteÅŸ azabını bunlara bir kat daha fazla ver." Allah buyurur: "Her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz." Öncekiler de sonrakiler için şöyle konuÅŸurlar: "Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüğünüz yok. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın." Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iÄŸne deliÄŸinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz. Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız biz. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar -ki biz, her benliÄŸe ancak yaratılış kapasitesi ölçüsünde görev yükleriz- ise cennetin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada. Göğüslerinde düşmanlıktan ne varsa söküp atmışızdır. Irmaklar akar altlarından. Şöyle derler: "Hamdolsun bizi buraya ulaÅŸtıran Allah'a. EÄŸer Allah bize kılavuzluk etmeseydi, biz buraya ulaÅŸamazdık. Andolsun ki, Rabbimizin resulleri gerçeÄŸi getirmiÅŸler." Şöyle seslenilir: "İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet." Cennet halkı ateÅŸ halkına şöyle seslenir: "Biz, Rabbimizin bize vaat ettiÄŸini gerçek bulduk. Peki siz, Rabbinizin size vaat ettiÄŸini gerçek buldunuz mu?" Onlar, "evet" derler. Aralarında bir duyurucu ÅŸunu ilan eder: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!" Onlar, Allah'ın yolundan geri çevirip yolun eÄŸri-büğrüsünü isterler. Onlar ahireti de inkar edenlerdir. İki taraf arasında bir perde, A'raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiÅŸ olanlara şöyle seslenirler: "Selam size!" Gözleri ateÅŸ halkı tarafına çevrildiÄŸinde de şöyle yakardılar: "Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluÄŸuyla birleÅŸtirme." A'raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip şöyle derler: "Bir araya gelmeniz de büyüklük taslamanız da size hiçbir yarar saÄŸlamadı." "Åžunlar mıydı o, 'Allah kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecek' diye yemin ettikleriniz?" Ey cennetliler! Siz de girin cennete. Ne bir korku var size ne de kederleneceksiniz. AteÅŸ halkı, cennet halkına seslenir: "Åžu sudan yahut Allah'ın sizi rızıklandırdığından biraz da bize akıtın!" Åžu cevabı verirler: "Allah, o ikisini de küfre sapanlara haram kılmıştır." Onlar kendi dinlerini eÄŸlence ve oyun haline getirdiler, iÄŸreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuÅŸacaklarını unutmuÅŸlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz. Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir o. Onun yalnız tevilini gözetirler. Onun teveli geldiÄŸi gün, daha önce onu unutanlar şöyle derler: "İnan olsun, Rabbimizin resulleri gerçeÄŸi getirmiÅŸler. Acaba bizim için ÅŸefaatçılar var mı ki, bize ÅŸefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan baÅŸkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?" Öz benliklerini hüsrana ittiler. İftiralarına alet ettikleri, onlardan uzaklaşıp kayboldu. Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arÅŸ üzerinde egemenlik kurmuÅŸtur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. GüneÅŸ, Ay, yıldızlar O'nun emrine boyun eÄŸmiÅŸ. Gözünüzü açın; yaratış da O'nundur, emir veriÅŸ de/yaratış da O'nun içindir, emir veriÅŸ de. Alemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir. Rabbinize; boyun bükerek, gizlice/ürpererek yakarın. O, haddi aÅŸanları/azmışları sevmez. Yeryüzünde, orası barışa kavuÅŸtuktan sonra bozgun çıkarmayın. Ürpererek ve ümit ederek dua edin O'na. Hiç kuÅŸkusuz, Allah'ın rahmeti, Güzel düşünüp güzel iÅŸ yapanlara çok yakındır. Rüzgarları, rahmetinin önünden müjdeci gönderen O'dur. Nihayet onlar, yüklerle ağırlaÅŸmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; onunla su indiririz de o suyla her türlü meyvayı çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle çıkarırız. Düşünüp ibret almanız umuluyor. Güzel ve temiz beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden baÅŸkası çıkmaz. Şükreden bir topluluk için ayetleri iÅŸte böyle çeÅŸitli ÅŸekillerde sergiliyoruz. Andolsun ki biz, Nuh'u toplumuna gönderdik de o şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan baÅŸka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum." Toplumunun kodamanları dediler ki: "Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz." Nuh dedi: "Ey toplumum! Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, alemlerin Rabbi'nden bir resulüm." "Size Rabbimin vahiylerini tebliÄŸ ediyorum, size öğüt veriyorum. Allah'ın yardımıyla, sizin bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri biliyorum." "Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere bir adam aracılığıyla Rabbinizden bir öğüt gelmesine ÅŸaÅŸtınız mı?" Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boÄŸduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar. Ad'a da kardeÅŸleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baÅŸka ilahınız yok. Hala sakınmıyor musunuz?" Toplumunun inkarcı kodamanları dediler ki: "Biz seni bir beyinsizliÄŸe düşmüş görüyoruz ve kesinlikle yalancılardan olduÄŸunu düşünüyoruz." Hud dedi: "Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi'nden bir resulüm." "Rabbimin mesajlarını size tebliÄŸ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." "Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine ÅŸaÅŸtınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nuh toplumundan sonra halefler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi. Allah'ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz." Dediler ki: "Sen, yalnız Allah'a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi bize geldin? EÄŸer doÄŸru sözlü isen hadi bize bizi tehdit ettiÄŸini getir." Hud dedi: "Rabbinizden bir azap ve gazap indi ya! Haklarında Allah'ın hiçbir kanıt indirmediÄŸi, sadece atalarınızın ve sizin uydurduÄŸunuz birtakım isimler hakkında mı benimle çekiÅŸiyorsunuz? Bekleyin bakalım, sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim." Nihayet, onu ve beraberindekileri bizden bir rahmetle kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanların da kökünü kestik. İnanan kiÅŸiler deÄŸillerdi onlar. Semud'a da kardeÅŸleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baÅŸka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine/açık bir kanıt gelmiÅŸtir. İşte ÅŸu, Allah'ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi." "Hatırlayın ki, Allah sizi Ad'dan sonra halefler yaptı ve yeryüzünde sizi yerleÅŸtirdi. O'nun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz, daÄŸlarını yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin." Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere şöyle dediler: "Siz Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiÄŸini biliyor musunuz?" Onlar: "Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz." dediler. Kibre sapanlar şöyle konuÅŸtu: "Biz sizin inandığınızı inkar edenleriz." Bu arada diÅŸi deveyi boÄŸazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp şöyle dediler: "Ey Salih! EÄŸer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiÄŸin ÅŸeyi önümüze getiriver." Bunun üzerine onları, o ÅŸiddetli sarsıntı/o korkunç titreÅŸim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler. Nihayet, Salih onlarda yüzünü döndürüp şöyle dedi: "Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliÄŸ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz." Ve Lut... Toplumuna şöyle demiÅŸti: "Sizden önce alemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iÄŸrençliÄŸe mi giriÅŸiyorsunuz?" "Siz, kadınları bırakıp ÅŸehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. DoÄŸrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz." Toplumunun cevabı sadece ÅŸunu söylemeleri oldu: "Çıkarın ÅŸunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır." Biz de onu ve ailesini kurtardık karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu. Üzerlerine bir de yaÄŸmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu! Medyen'e de kardeÅŸleri Åžuayb'ı gönderdik. Şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Size O'ndan baÅŸka ilah yok! Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiÅŸtir. Ölçü ve tartı da dürüst davranın. İnsanların eÅŸyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuÅŸtuktan sonra bozgun çıkarmayın. EÄŸer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır." "Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O'na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoÄŸalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu! "İçinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir baÅŸka grup da inanmamışsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar sabırlı olun. O, yargıçların en hayırlısıdır." Toplumunun büyüklük taslayan kodamanları dediler ki: "Ey Åžuayb! Ya kesinlikle milletimize dönersiniz yahutta seni ve seninle birlikte inananları kentimizden çıkarırız." Dedi ki: "Ya istemiyorsak; zor ve baskıyla mı?" "Allah bizi, milletimizden kurtardıktan sonra tekrar ona dönersek yalan düzüp Allah'a iftira etmiÅŸ oluruz. Rabbimiz Allah istemediÄŸi sürece, sizin milletinize dönmemiz söz konusu edilemez. Rabbimiz, bilgice herÅŸeyi kuÅŸatmıştır. Allah'a dayanıp güvendik biz. Ey Rabbimiz! Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet. Sen, çözüm getirenlerin en hayırlısısın." Toplumunun küfre sapan kodamanları dedi ki: "EÄŸer Åžuayb'ın ardısıra giderseniz hüsrana gömülenler olursunuz." Bunun üzerine o korkunç titreÅŸim/o büyük zelzele onları yakalayıverdi de öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler. Åžuayb'ı yalanlayanlar sanki o yerde hiç ÅŸenlik kurmamışlardı. Åžuayb'ı yalanlayanlar hüsrana saplananların ta kendileriydi. Åžuayb onlardan yüzünü döndürdü de şöyle dedi: "Yemin olsun, ben size Rabbimin mesajlarını ilettim. Size öğüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluÄŸa nasıl acırım?" Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiÄŸimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar. Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliÄŸi getirmiÅŸiz de çoÄŸalmışlar ve şöyle demiÅŸlerdir: "Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmiÅŸlerdi." Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakalayıverdik. O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardım. Ama yalanladılar, biz de onları, kazanır olduklarıyla yakalayıverdik. O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, ÅŸiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceÄŸinden emin mi idiler? Yoksa o kentler halkının, bir kuÅŸluk vakti oynayıp eÄŸlenirken azabımızın yakalarına yapışmayacağına iliÅŸkin bir garantileri mi vardı? Allah'ın tuzağından emin mi idiler? Hüsrana uÄŸrayan topluluktan baÅŸkası Allah'ın tuzağından emin olamaz. Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara ÅŸunu göstermedi mi: Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırz, kalpleri üzerine mühür basarız da artık söz dinleyemez olurlar. İşte o kentler/medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Andolsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmiÅŸti. Ama daha önce yalanlamış oldukları içim inanmadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah iÅŸte böyle mühürler. Onların birçoÄŸunda ahde vefadan eser bulamadık. Onların birçoÄŸunu, tam fasıklar olarak bulduk. nların ardından Musa'yı, ayetlerimizle Firavun'a ve kodamanlarına gönderdik de ayetlerimiz karşısında zulme saptılar. Bir bak, nasıl olmuÅŸtur bozguncuların sonu! Musa dedi ki: "Ey Firavun! KuÅŸkun olmasın ki ben, alemlerin Rabbi'nin bir resulüyüm." "Allah hakkında gerçek dışında birÅŸey söylememek benim üzerimde bir varoluÅŸ borcudur. Ben size Rabbinizden bir beyyine getirdim. Artık İsrailoÄŸullarını benimle gönder." Firavun dedi: "Bir mucize getirdinse, doÄŸru sözlülerden isen onu ortaya çıkar." Bunun üzerine Musa, asasını yere attı; birden korkunç bir ejderha oluverdi o. Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi. Firavun toplumunun kodamanları şöyle konuÅŸtular: "Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü." "Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?" Dediler ki: "Onu kardeÅŸiyle birlikte alıkoy. Ve ÅŸehirlere, toplayıcılar gönder." "Tüm bilgili büyücüleri sana getirsinler." Büyücüler Firavun'a gelip dediler ki: "EÄŸer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?" "Evet, dedi, ayrıca siz benim en yakınlarımdan olacaksınız." Sihirbazlar şöyle dediler: "Ey Musa! Sen mi hünerini ortaya atacaksın yoksa biz mi hünerlerimizi sergileyelim?" "Siz sergileyin." dedi. Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehÅŸete düşürdüler. Çok büyük bir büyü sergilediler. Biz de Musa'ya şöyle vahyettik: "Hadi at asanı!" Bir de ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri ÅŸeyleri yalayıp yutuyor. Böylece hak ortaya çıktı, onların yapıp ettikleri, iÅŸe yaramaz hale geldi. Orada malup oldular, küçük düştüler. Ve büyücüler secdeye kapandılar. "Alemlerin Rabbine iman ettik, dediler; Musa'nın ve Harun'un Rabbine!" Firavun dedi ki: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, ÅŸehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla ÅŸehir halkını oradan çıkarmak peÅŸindesiniz. Yakında anlarsınız." "Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceÄŸim, sonra da hepiniz asacağım." "Biz, dediler, doÄŸruca Rabbimize varacağız." "Sen bizden, sırf Rabbimizin ayetleri bize gelince, onlara iman ettiÄŸimizden ötürü intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yaÄŸdır. Canımızı müslümanlar olarak al." Firavun kavminin kodamanları dediler ki: "Musa'yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?" Dedi ki Firavun: "Biz onların oÄŸulların öldürüp kadınlarını diri bırakacağız/kadınlarının rahimlerini yoklayıp çocuk alacağız/kadınlarına utanç duyulacak ÅŸeyler yapacağız. Üstlerine sürekli kahır yaÄŸdıracağız." Musa kendi toplumuna şöyle dedi: "Allah'tan yardı dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah'ındır, Allah ona, kullarından dilediÄŸini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır." Dediler ki: "Senin bize geliÅŸinden önce de iÅŸkenceye uÄŸratıldık, geliÅŸinden sonra da." Musa dedi: "Rabbinizin, düşmanınızı yok eymesi ve nasıl davranacağınıza bakmak üzere yeryüzünde sizi yöneticiler yapması umulabilir." Yemin olsun ki biz, Firavun hanedanını yakalayıp ürün eksikliÄŸiyle senelerce sıktık ki, düşünüp öğüt alabilsinler. Onlara bir iyilik geldiÄŸinde, "bu bizimdir" derlerdi. Kendilerine bir kötülük dokunduÄŸunda ise Musa ve beraberindekilerin uÄŸursuzluÄŸuna yorarlardı. Gözünüzü açın! Onların uÄŸursuzluk kuÅŸu Allah katındadır. Fakat çokları bilmiyorlar. Åžunu da söylediler: "Bizi büyülemek için, bize istediÄŸin kadar ayet getir. Sana inanmayacağız." Biz de onlar üzerine, açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haÅŸerat, kurbaÄŸalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkar bir topluluk oluverdiler. Pislik üzerlerine çökünce şöyle dediler: "Ey Musa! Sana verdiÄŸi söze dayanarak Rabbine dua et. Åžu pisliÄŸi üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoÄŸullarını seninle birlikte mutlaka göndereceÄŸiz." Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımızda, hemen yeminlerini bozdular. Bunun üzerine biz de onlardan öc aldık: Ayetlerimizi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda bozduk. Ezilip itilmekte olan topluluÄŸu da içine bereketler doldurduÄŸumuz toprağın doÄŸularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin, İsrailoÄŸullarına verdiÄŸi güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı. Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdik. İsrailoÄŸullarına denizi geçirttik. Özel putlarına tapan bir topluluÄŸa rastladılar. Bunun üzerine: "Ey Musa, dediler, bunların ilahları olduÄŸu gibi sen de bize bir ilah belirle." Musa dedi: "Siz cahilliÄŸi sürdürmekte olan bir toplumsunuz." "Åžu gördüklerinizin, içinde bulundukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları da boÅŸa çıkacaktır." Åžunu da söyledi: "Size Allah'tan baÅŸka bir ilah mı arayayım? O sizi alemlere üstün kılmıştır." Åžunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsüyle iÅŸkence ediyorlardı: OÄŸlanlarınızı katlediyor, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden gelmiÅŸ büyük bir imtihan vardı. Musa ile otuz gece için vaatleÅŸtik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediÄŸi süre kırk geceye ulaÅŸtı. Musa, kardeÅŸi Harun'a dedi ki: "Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme." Musa, bizimle sözleÅŸtiÄŸi yere gelip Rabbi de kendisiyle konuÅŸunca şöyle konuÅŸtu: "Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni." Dedi: "Asla göremezsin beni. Ama ÅŸu daÄŸa bak. EÄŸer o yerinde durabilirse, sen de beni görebileceksin." Rabbi daÄŸa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Musa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: "Tespih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben." Allah buyurdu: "Ey Musa! Ben, gönderdiÄŸim vahiylerle, konuÅŸmamla seni seçip yücelttim. Sana verdiÄŸimi al ve şükredenlerden ol." Biz Musa için levhalarla herÅŸeyi yazdık: Öğüt olarak, herÅŸeyin ayrıntısı olarak. "Kuvvetle tut bunları ve emret toplumuna da onları en güzel ÅŸekliyle tutsunlar. Fasıklar yurdunu göstereceÄŸim size." Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. DoÄŸruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar. Ayetlerimizi ve ahirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boÅŸa gitmiÅŸtir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden baÅŸkası olmayacaktır. Musa'nın kavmi, onun Allah'la konuÅŸmaya gidiÅŸinden sonra, süs eÅŸyalarından oluÅŸmuÅŸ, böğürebilen bir buzağı heykelin ilah edinmiÅŸti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuÅŸabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler. BaÅŸlari avuçalrı arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: "Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız." Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Benden sonra arkamdan ne kötü ÅŸeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi? Levhaları yere attı, kardeÅŸinin başını tuttu, kendisine doÄŸru çekiyordu. KardeÅŸi dedi ki: "Ey annem oÄŸlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Nerdeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni ÅŸu zalim toplulukla bir tutma." Musa şöyle yakardı: "Rabbim! Beni ve kardeÅŸimi bağışla. Rahmetine sok bizi. Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin." Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaÅŸacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz. Günahlar iÅŸlendikten sonra tövbe ile iman edenlere gelince, o tövbe imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır. Öfke, Musa'yı rahat bırakınca, levhaları aldı. Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı. Musa, bizimle buluÅŸma vakti için toplumundan yetmiÅŸ adam seçti. Åžiddetli sarsıntı onları yakalayınca Musa şöyle dedi: "Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden biz helak mı edeceksin? Bu iÅŸ senin imtihanından baÅŸka birÅŸey deÄŸildir. Onunla dilediÄŸini ÅŸaşırtır, dilediÄŸine yol gösterirsin. Sen bizim Veli'mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın." "Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de ahirette. Dönüp dolaşıp sana geldik." Buyurdu ki: "Azabıma dilediÄŸimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o herÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekatı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım." Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmi peygambere uyarlar; o onlara iyiliÄŸi emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel ÅŸeyleri onlara helal kılar, pis ÅŸeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, baÄŸları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kiÅŸiler, kurtuluÅŸa erenlerin ta kendileridir. De ki: "Ey insanlar! Ben sizin üstünüze Allah'ın resulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü o Allah'ındır. İlah yoktur O'ndan baÅŸka. O diriltir, O ölüdürür. O halde Allah'a ve resulüne iman edin; Allah'a ve onun sözlerine inanan o ümmi peygambere iman edip uyun ki, doÄŸruya ve güzele ulaÅŸabilesiniz." Musa kavminden bir topluluk vardır ki, hakka kılavuzluk/hak ile kılavuzluk eder ve yalnız hakka dayanarak adaleti gözetir. Biz onları, oniki torun kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su istediÄŸinde de Musa'ya, "asanı taÅŸa vur" diye vahyettik. TaÅŸtan, oniki göze fışkırdı. Her oymak, su içeceÄŸi yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. "Yiyiniz size verdiÄŸimiz rızıkların temizlerinden!" onlar bize zulmetmediler, ama öz benliklerine zulmediyorlardı. Onlara şöyle denildi: Åžu kentte oturun, orada istediÄŸiniz yerden yiyin. 'Affet' diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel düşünüp güzel iÅŸ yapanlara daha fazlasını da vereceÄŸiz. Onların zulme sapanları, sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle deÄŸiÅŸtirdiler. Bunun üzerine biz de üzerlerine gökten bir pislik azabı saldık; çünkü zulmediyorlardı. Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk. İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: "Allah'ın helak edeceÄŸi yahut ÅŸiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz? Dediler ki: "Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle." Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla yakalayıverdik. Ne zaman ki, yasaklandıkları ÅŸeylerden ötürü öfkelenip baÅŸka aşırılıklar yapmaya baÅŸladılar, onlara şöyle dedik: "AÅŸağılık, maskara maymunlar olun!" Rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceÄŸini bildirmiÅŸti. Senin Rabbin cezayı vermede çok süratli davranır; ama çok affedici, çok merhametlidir de. Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aÅŸağılıklar da vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik. Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, Kitap'a varis olmuÅŸlardı. Åžu basit dünyanın geçici menffatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı: "Biz zaten bağışlanacağız!" Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında birÅŸey söylememelerine iliÅŸkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap'ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Ahiret yurdu, takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı iÅŸletmeyecek misiniz? Kitap'a sarılanlar ve namazı kılanlara gelince, biz, barışsever iyilerin ödülünü zayi etmeyiz. Bir zaman, dağı tepelerine bir gölgelik gibi çekmiÅŸtik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. "Size verdiÄŸimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz." Hani Rabbin, ademoÄŸullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine ÅŸahit tutarak sormuÅŸtu: "Rabbiniz deÄŸil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demiÅŸlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz. Şöyle de demeyesiniz: "Daha önce atalarımız ÅŸirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. GerçeÄŸi çiÄŸneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?" Biz, ayetleri iÅŸte bu ÅŸekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler. Onlara, ÅŸu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiÅŸtik; onlardan sıyrılıp çıktı, ÅŸeytan da onu peÅŸine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi. Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, yere saplandı, iÄŸreti arzularına uydu. Onun durumu ÅŸu köpeÄŸin durumuna benzer: Üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneÄŸi iÅŸte budur. Bu hikayeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler. Ayetlerimizi yalanlayan topluluÄŸun vücut verdiÄŸi örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı. Allah'ın yol gösterdiÄŸi, gerçeÄŸe varmıştır; saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır. Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoÄŸunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla iÅŸitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da ÅŸaÅŸkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar. En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin. O'nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir. Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet var ki, hakka rehberlil eder ve onunla adalet sunarlar. Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceÄŸiz. Süre tanıyorum onlara. Çünkü benim tuzağım pek yamandır. Düşünmediler mi ki, o arkadaÅŸlarında cinnetten eser yok. Apaçık bir uyarıcıdan baÅŸkası deÄŸildir o. Göklerin ve yerin melekutuna, Allah'ın yarattığı herhangi birÅŸeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaÅŸmış olabileceÄŸini düşünmediler mi? Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar? Allah'ın ÅŸaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurgunlukları içinde bocalayıp dursunlar. Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: "Ona iliÅŸkin bilgi Rabbim katındadır. Onu, vakti geldiÄŸinde belirginleÅŸtirecek olan yalnız O'dur. Göklere de yere de ağır gelmiÅŸtir o. O size ansızın gelecektir, baÅŸka deÄŸil." Sen onu iyice biliyormuÅŸsun gibi sana soruyorlar. De ki: "O'na iliÅŸkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar." De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediÄŸinden baÅŸka ne bir yarar saÄŸlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. EÄŸer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden baÅŸkası deÄŸilim." O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, aÅŸini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. EÅŸini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. AğırlaÅŸtığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız." Allah onlara ruhta-bedende güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiÄŸi nimete ikisi birden Allah'a ortak koÅŸmaya baÅŸladılar. Allah onların ortak koÅŸtuÄŸu ÅŸeylerden arınmıştır. Hiçbir ÅŸey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan ÅŸeyleri/kiÅŸileri mi ortak koÅŸuyorlar? Onlar, ne bunlara bir yardım saÄŸlayabilirler ne de kendi benliklerine yardımcı olabilirler. Onları, iyiye ve güzele çağırsanız sizi izlemezler. Ha onlara dua etmiÅŸsiniz ha sus-pus oturmuÅŸsunuz. Sizin için birdir. Allah dışında yakardıklarınız sizin gibi kullardır. EÄŸer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler. Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; elleri mi var onların ki onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulakları mı var onların ki, onlarla iÅŸitsinler. De ki: "Ortaklarınızı çaÄŸurıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!" "Benim Veli'm, o Kitap'ı indiren Allah'tır. O, hayır ve barış seven kulları koruyup gözetir." O'nun dışında yakardıklarınız, size yardım edemezler. Kendilerine de yardımcı olamazlar. Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysaki, onlar görmezler. Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir. Åžeytandan bir dürtük seni dürtüklediÄŸinde, Allah'a sığın. Çünkü O, herÅŸeyi iÅŸitir, herÅŸeyi bilir. Korunup sakınanlar, kendilerine ÅŸeytandan bir görüntü/dürtü gelip dokunduÄŸunda, hemen Allah'ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler. YoldaÅŸları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar. Onlara bir ayet getirmediÄŸinde, "onu da ÅŸurdan burdan derleseydin ya" diye konuÅŸurlar. De ki: "Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doÄŸruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir." Kur'an okunduÄŸu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin. Rabbini, öz benliÄŸinin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah-akÅŸam zikret. Sakın gafillerden olma. Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O'na kulluktan yüz çevirmezler; O'nu tespih ederler ve yalnız O'na secde ederler. Sana harp ganimetlerini sorarlar. De ki: "Onlar Allah ve Resul içindir. O halde Allah'tan korkun ve aranızda barış ve esenliÄŸi kurun. Ve eÄŸer müminler iseniz Allah'a ve Resulü'ne itaat edin." İnanmış olanlar ancak o kiÅŸilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah'ın ayetleri okunduÄŸunda bu onların imanlarını artırır. Ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar. Namazı dosdoÄŸru kılarlar onlar. Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden bol bol dağıtırlar. Gerçek anlamda müminler, iÅŸte bunlardır. Rableri katında dereceler, bağışlanma ve bol bir rızık var onlar için. BildiÄŸin gibi, Rabbin seni hak uÄŸruna, öz yurdundan çıkarmıştı. Ve müminlerden bir grup tamamen isteksizdi. İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekiÅŸiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı. O sırada Allah, iki gruptan birinin kesinlikle sizin olacağını vaat ediyordu. Ve siz, güçsüz ve silahsız olanın size düşmesini arzu ediyordunuz. Allah ise hakkı kendi kelimeleri ile tam bir biçimde ortaya koymayı ve küfre batmışların ardını-arkasını kesmeyi istiyordu. Diliyordu ki, kötülüğü temsil edenler istemese de hakkı ayan-beyan gözler önüne koysun, saçma ve tutarsız olanı hükümsüz kılsın. Hani, siz, Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz; O sizin dileÄŸinize şöyle cevap vermiÅŸti: "Hiç kuÅŸkunuz olmasın, ben size, meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaÅŸtıracağım." Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve o sayede kalpleriniz huzur ve rahatlık bulsun diye yaptı. Yardım yalnız ve yalnız Allah katındadır. Hiç şüphesiz Allah Aziz'dir, Hakim'dir. O zaman sizi, Allah'tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu; sizi onunla temizlemek, ÅŸeytanın pisliÄŸini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine baÄŸlamak, ayaklarınızı saÄŸlam bastırmak için üzerinize gökten bir su indiriyordu. Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim. İmanı olanları saÄŸlamlaÅŸtırın. İnkar edenlerin kalpleri içine korku salacağım; vurun boyunların üstüne, vurun onların her parmağına." Bu böyledir. Çünkü onlar Allah'a ve resulüne kafa tuttular. Kim Allah'a ve resulüne kafa tutarsa kuÅŸkusuz ki, Allah'ın azabı ÅŸiddetli olur. İşte gördünüz! Hadi tadın onu. Küfre sapanlar için ateÅŸ azabı da var. Ey iman edenler! İnkar edenlerle savaÅŸmak üzere karşılaÅŸtığınızda, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin. Her kim böyle bir günde, savaÅŸmak için baÅŸka bir yer tutmak yahut baÅŸka bir birliÄŸe katılmaya gitmek dışında onlara arkasını dönerse, Allah'tan bir gazaba çarpılmış olur. Varacağı yer cehennemdir onun. Ne kötü barış yeridir o! Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. İnananları kendisinden güzel bir imtihanla denemek için yaptı bunu. Allah; iÅŸitendir, bilendir. Gördünüz ya, Allah küfre sapanların tuzağını fersiz bırakır. Fetih istiyorsanız, fetih size geldi. EÄŸer vazgeçerseniz hakkınızda daha hayırlı olur. EÄŸer dönerseniz biz de döneriz. Cemaatiniz çok da olsa size zerre kadar yarar saÄŸlayamaz. Allah, inananlarla beraberdir. Ey iman edenler! Allah'a ve resulüne itaat edin. İşitip durduÄŸunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin. Hiç iÅŸitmedikleri halde, "iÅŸittik" diyenler gibi olmayın. Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını iÅŸletmeyen sağır-dilsizlerdir. Allah kendilerinde bir hayır olduÄŸunu bilseydi elbette onlara iÅŸittirirdi. Onlara iÅŸittirseydi bile mutlaka yüz çevirir, döner giderlerdi. Ey iman sahipleri! Sizi, size hayat verecek ÅŸeye çağırdığında, Allah'a da resule de "buyur" deyin. Åžunu da bilin ki, Allah kiÅŸi ile kalbinin arasına sokulur ve bilin ki en son O'nun huzurunda haÅŸredileceksiniz. İçinizden sadece zulmedenlere çatmakla kalmayacak bir fitneden korkun. Bilin ki Allah'ın gazabı çok ÅŸiddetlidir. Düşünün ki, siz bir zamanlar yeryüzünde ezilip horlanan bir azınlıktınız. İnsanların sizi çarpıvereceÄŸinden korkuyordunuz. Bu haldeyken Allah sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi ve şükredersiniz ümidiyle sizi tertemiz nimetlerle rızıklandırdı. Ey inananlar! Allah'a ve resule hıyanet etmeyin. Bilip durduÄŸunuz halde, öz emanetlerinize hıyanet mi ediyorsunuz? Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah'a gelince, büyük ödül O'nun katındadır. Ey iman sahipleri! EÄŸer Allah'tan korkarsanız, Allah size hakla batılı/iyiyle kötüyü ayırma gücü verir, kötülüklerinizi örter. Allah, o büyük lütfun sahibidir. Küfre sapanlar, seni tutup baÄŸlamaları yahut öldürmeleri ya da yurdundan çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. Ayetlerimiz onlara okunduÄŸunda şöyle derler: "Tamam, iÅŸittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından baÅŸka ÅŸey deÄŸil ki bu!" Åžunu da söylemiÅŸlerdi: "Allahımız! EÄŸer bu, senin katından gelmiÅŸ gerçeÄŸin kendisiyse, gökten üstümüze taÅŸ yaÄŸdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et." Oysaki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi. Onlar Mescid-i Haram'dan geri çevirip dururken, Allah onlara neden azap etmeyecekmiÅŸ? O mescidin koruyucuları da deÄŸillerdir. Onun hizmetinde olanlar, takva sahiplerinden baÅŸkası deÄŸildir. Ama onların çokları bunu bilmezler. Onların Beytullah'taki namazı; ıslık çalmak, el çırpmak/engel olmaktan baÅŸka birÅŸey deÄŸildir. O halde, inkar etmekte olduÄŸunuz için tadın azabı. O küfre sapanlar mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, harcayacaklardır da. Sonunda bu kendileri için bir hasret olacak, sonra da maÄŸlup edilecekler. Küfre sapanlar doÄŸruca cehenneme sürülecekler. Böylece Allah, pisi temizden ayıracak, pis kısmı birbirleri üstüne yığıp hepsini bir yerde toplayarak tümünü cehenneme sokacak. Hüsrana uÄŸrayanların ta kendileridir bunlar. Küfre sapanlara söyle: "EÄŸer son verirlerse eskide kalmış olan, kendileri için affedilir. EÄŸer yeniden baÅŸlarlarsa, daha öncekilere uygulanan yol ve yöntem, eskisi gibi devam etmiÅŸ olacaktır." Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaÅŸ. Vazgeçerlerse kuÅŸkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir. EÄŸer yüz çevirirlerse bilin ki, Allah sizin Mevla'nızdır. Ne güzel Mevla'dır O, ne güzel destekler; ne güzel Nasır'dır O, ne güzel yardım eder. DoÄŸruyla yanlışın ayrılış günü, iki topluluÄŸun karşılaÅŸtığı gün, kulumuza indirmiÅŸ olduÄŸumuza inanıyorsanız ÅŸunu bilin: Ganimet/kazanç olarak elde ettiÄŸiniz ÅŸeylerin beÅŸte biri Allah'a, resule, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa aittir. Allah herÅŸeye kadirdir. O vakit siz, vadinin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında idiler. Kervan sizden daha aÅŸağıda idi. SözleÅŸmiÅŸ olsaydınız, buluÅŸma yer ve saatinde ayrılığa düşerdiniz. Ama Allah, olması kararlaÅŸtırılan iÅŸi yerine getirmek istiyordu. Ta ki, ölen beyyine üzerine ölsün, yaÅŸayan da beyyine üzerine yaÅŸasın. Allah elbette ki çok iyi iÅŸitir, çok iyi bilir. Allah onları sana uykunda az gösteriyor. EÄŸer onları sana çok gösterseydi, yılgınlığa düşer, iÅŸi kotarmada çekiÅŸmeye baÅŸlardınız. Ama Allah, siz selamete çıkardı. O, göğüslerin içindekini çok iyi bilir. KarşılaÅŸtığınızda onları sizin gözlerinize az gösteriyordu. Sizi de onların gözünde azaltıyordu ki, yapılmasına karar verilen iÅŸi yürürlüğe koysun. Zaten bütün iÅŸler Allah'a döndürülür. Ey insanlar! Bir düşman topluluÄŸu ile karşılaÅŸtığınızda sebat edin. Allah'ı çok anın ki zafere ulaÅŸabilesiniz. Allah'a ve resulüne itaat edin, birbirinizle çekiÅŸmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız, rüzgarınız kesilir. Sabred'in; Allah sabredenlerle beraberdir. İnsanlara çalım satarak, gösteriÅŸ yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuÅŸatmıştır. Åžeytan onlara, yaptıklarını süslü gösterip şöyle demiÅŸti: "Bugün size galip gelecek kimse yok, ben yanınızdayım." Fakat iki topluluk yanyana gelince iki topuÄŸu üstüne çark edip şöyle dedi: "Ben sizden uzağım. Ben sizin görmediklerinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım. Allah'ın cezası çok ÅŸiddetlidir." İkiyüzlülerle kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Oysa Allah'a güvenip dayanabilir ki, Allah Aziz ve Hakim'dir. Bir görseydin o küfre sapanları! Melekler canlarını alırken onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı: "Yangın azabını tadın." "İşte bu, ellerinizin önden gönderdiÄŸi ÅŸeyler yüzündendir. Allah, kullara asla zulmetmez." Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin gidiÅŸi gibi. Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de Allah onları günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah Kavi'dir, çok güçlüdür; azabı çok ÅŸiddetli yapandır O. Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiÄŸi nimeti, o toplum öz benliklerindekini deÄŸiÅŸtirmedikçe, deÄŸiÅŸtirmemiÅŸtir. Ve Allah, iyice iÅŸiten, gereÄŸince bilendir. Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin tavırları gibi. Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı. Biz de onları günahları yüzünden mahvettik. Firavun hanedanını da boÄŸmuÅŸtuk. Bunların tümü zulme sapanlardı. Allah katında canlıların en kötüsü, gerçeÄŸi örtenlerdir. Bunlar iman etmezler. Bunlar, kendileriyle antlaÅŸma yaptığın kiÅŸilerdir. Ama her defasında antlaÅŸmalarını bozarlar. Hiç çekinmezler bunlar... EÄŸer onları harpte ele geçirirsen, onlarla birlikte arkalarındakini de ürkütüp dağıt ki, ders alabilsinler. EÄŸer bir topluluktan hıyanet kuÅŸkusu duyarsan, antlaÅŸmaya baÄŸlı kalmayacağını aynı ÅŸekilde sen de onlara bildir. Allah, hainlik edenleri sevmez. Küfre sapanlar sakın öne geçtiklerini sanmasınlar. Onlar bizi aciz bırakamazlar. Onlara karşı, gücünüz yettiÄŸince kuvvet hazırlayın. Ordugahlarda atlar besleyin. Böylece hem Allah'ın düşmanını hem kendi düşmanınızı hem de bunlardan baÅŸkalarını korkutabilirsiniz. Siz onları bilmezsiniz ama Allah hepsini bilir. Allah yolunda harcadığınız herÅŸey size tam olarak ödenir; hiçbir haksızlığa uÄŸratılmazsınız. EÄŸer barışa eÄŸilim gösterirlerse sen de buna yanaÅŸ ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, en iyi iÅŸitenin, en iyi bilenin ta kendisidir. EÄŸer sana hile-oyun yapmak isterlerse Allah sana yeter. Yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O'dur. Onların kalplerini kaynaÅŸtıran da O'dur. Sen, yeryüzündeki herÅŸeyi bağışlasaydın, onların kalplerini yine de kaynaÅŸtıramazdın; ama Allah onları birbirine ısıtıp yaklaÅŸtırmıştır. O'dur Aziz ve Hakim. Ey Peygamber! Allah ve inananlardan seni izleyenler sana yeter/Allah, sana da seni izleyen müminlere de yeter. Ey Peygamber! Müminleri çarpışmaya teÅŸvik et. Sizden sabırlı yirmi kiÅŸi olsa, küfre sapanların ikiyüzüne galip gelir; sizden yüz kiÅŸi olsa, onların binine galebe çalar. Çünkü onlar gereÄŸince anlamayan bir topluluktur. Åžimdi, Allah, yükünüzü hafifletti. BilmiÅŸtir ki sizde bir zaaf var. İçinizden sabırlı yüz kiÅŸi olsa, ikiyüz kiÅŸiye galip gelir; sizden bin kiÅŸi olsa Allah'ın izniyle ikibin kiÅŸiye galebe çalar. Allah, sabredenlerle beraberdir. Hiçbir Peygamber için, yeryüzünde ağır basmadıkça, esirlere sahip olmak uygun deÄŸildir. Siz ÅŸu iÄŸreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise ahireti istiyor. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. EÄŸer Allah'tan bir yazı önden gelmemiÅŸ olsaydı, aldığınız fidyeden ötürü size büyük bir azap dokunurdu. Artık elde ettiÄŸiniz ganimetlerden helal ve temiz olarak yiyin; Allah'tan da korkun. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Ey Peygamber! Elinizde esir olarak bulunanlara de ki: "EÄŸer Allah, kalplerinizde bir hayır olduÄŸunu bilirse size, sizden alınandan daha deÄŸerlisini verir ve sizi affeder. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir." Sana hıyanet etmek isterlerse bilsinler ki, daha önce Allah'a hıyanet ettiler de Allah, aleyhlerine bir imkan yarattı. Allah herÅŸeyi bilen, her hikmete sahip olandır. Onlar ki inanıp hicret ettiler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaÅŸtılar ve onlar ki hicret edenleri barındırdılar, onlara yardım ettiler, iÅŸte onlar birbirlerinin dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edecekleri vakte kadar sizin onları korumanız gerekmiyor. Ama sizden dinde yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaÅŸma bulunan bir topluluk aleyhinde olmamak üzere, kendilerine yardım etmeniz gerekir. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir. Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. EÄŸer ÅŸu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar. O inanıp hicret edenler, Allah yolunda didinenler, o barındırıp yardımcı olanlar var ya, gerçek müminler iÅŸte onlardır. Bir bağışlanma var onlar için, bol bir rızık var. Sonradan inanarak hicret edip de sizinle birlikte cihada katılanlar da sizdendir. Kan akrabaları ise, Allah'ın Kitabı'na göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah herÅŸeyi bilir. Allah ve resulünden, kendileriyle antlaÅŸma yapmış bulunduÄŸunuz müşriklere bir ültimatomdur bu: Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah'ı aciz bırakamazsınız. Åžu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder. Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O'nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövbe ederseniz bu sizin için hayırlıdır. Yok eÄŸer yüz çevirirseniz ÅŸunu bilin ki, siz Allah'ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muÅŸtula. AntlaÅŸma yapmış olduÄŸunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinize baÅŸka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiÄŸiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir ÅŸekilde koruyun. Åžu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever. O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduÄŸunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuÅŸatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereÄŸince kılar, zekatı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan ÅŸu ki, Allah Gafur'dur, Rahim'dir. EÄŸer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yanına gelmek, sana komÅŸu olmak isterse, ona güvence verip yakınlaÅŸma isteÄŸini kabul et ki, Allah'ın kelamını dinleyebijsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi ÅŸudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur. Müşriklerin Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında antlaÅŸma yaptıklarınız müstesna. Bu ÅŸekilde antlaÅŸması olanlara, onlar size doÄŸru-dürüst davrandıkça, siz de doÄŸru-dürüst davranın. Allah, sakınanları sever. Onların ahdine nasıl güvenilebilir! EÄŸer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir antlaÅŸmaya saygı duyarlar ne de bir yemine. Ağızlarıyla size hoÅŸnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat edip durur. Ve onların çoÄŸu gerçeÄŸe uzak düşmüş sapıklardır. Allah'ın ayetlerini basit bir ücret karşılığı sattılar da Allah'ın yolundan alıkoydular. Gerçekten ne fena ÅŸeydir onların yapmakta oldukları. Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygıgösterirler ne de bir anlaÅŸma ÅŸartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kiÅŸilerin ta kendileridir. Bununla birlikte tövbe eder, namazı kılar, zekatı verirlerse, artık sizin, dinde kardeÅŸlerinizdirler. Biz ayetlerimizi, bilen bir topluluk için böyle açık seçik ortaya koyarız. EÄŸer verdikleri ahitten sonra yeminlerini bozar, dininize saldırırlarsa, o zaman küfrün elebaÅŸlarını öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız hal ve gidiÅŸlerine son verebilirler. Yeminlerini bozan, resulü yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluÄŸa karşı savaÅŸmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı ilkin onlar baÅŸlattı. Korkuyor musunuz onlardan? EÄŸer mümin kiÅŸilerseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan, Allah'tır. Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine ÅŸifa ulaÅŸtırsın. Ve yüreklerinin öfkesini gidersin. Allah dilediÄŸine tövbe nasip eder. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Allah; içinizden cihat edenleri, Allah'tan, resulünden ve müminlerden baÅŸkasını kendisine sırdaÅŸ edinmeyenleri belirlemedikçe, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Müşrikler, öz benliklerinin küfre sapışına tanık olup dururlarken, Allah'ın mescidlerini onarmaya giriÅŸemezler. Tüm amelleri boÅŸa çıkmıştır onların. AteÅŸte sürekli kalacaklardır onlar. Allah'ın mescidlerini; ancak Allah'a, ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'tan baÅŸka kimseden korkmayan kiÅŸiler onarır. İşte bunların, hidayete erenlerden olmaları beklenir. Siz; hacı sakalığını, Mescid-i Haram tamirciliÄŸini, Allah'a ve ahiret gününe inanıp Allah yolunda didinen kiÅŸinin yaptığıyla bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar bunlar. Allah, zulüm sergileyenler topluluÄŸuna kılavuzluk etmez. İman edip hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla didinenler derece bakımandan Allah katında daha yücedirler. KurtuluÅŸa erenler de iÅŸte bunlardır. Rableri onlara kendisinden bir rahmet, bir hoÅŸnutluk ve içinde ölümsüz nimetlerin bulunduÄŸu cennetler müjdeliyor. Onlar orada sonsuza dek kalacaklardır. Hiç kuÅŸkusuz, Allah'ın katında büyük bir ödül daha vardır. Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeÅŸleriniz, eÄŸer imana karşı inkarı seviyorlarsa, onları dostlar edinmeyin. İçinizden onları dost edinenler zalimlerin ta kendileridir. De ki: "EÄŸer babalarınız, oÄŸullarınız, kardeÅŸleriniz, eÅŸleriniz, kabileniz/menfaat çevreniz, elde ettiÄŸiniz mallar, kesadından korktuÄŸunuz ticaret, hoÅŸunuza giden konutlar sizin için Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluÄŸu doÄŸruya ve güzele kılavuzlamaz." Yemin olsun ki; Allah size birçok yerde yardım etti. Huneyn gününde de. Hani, çokluÄŸunuz sizi böbürlendirmiÅŸti de bu hiçbir iÅŸinize yaramamıştı. Tüm geniÅŸliÄŸine raÄŸmen, yeryüzü size dar gelmiÅŸti. Sonra da sırtınızı dönüp kaçmıştınız. Sonra Allah, resulünün üzerine de müminlerin üzerine de sükunetini indirmiÅŸ, ayrıca sizin görmediÄŸiniz ordular göndermiÅŸ de küfre sapanlara azap etmiÅŸti. Kafirlerin cezası iÅŸte budur. Sonra Allah, bunun ardından da dilediÄŸinin tövbesini kabul eder. Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Ey inananlar! Müşrikler bir pisliktir. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaÅŸmasınlar. EÄŸer yoksulluktan korkarsanız bilin ki, Allah dilediÄŸi takdirde sizi yakında lütfundan zengin edecektir. Allah herÅŸeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eÄŸerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın. Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oÄŸludur." dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih, Allah'ın oÄŸludur." dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce inkar edenlerin sözlerine benzetme yapıyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da yüz geri çevriliyorlar! Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem oÄŸlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan baÅŸkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmiÅŸti. İlah yok o tek Allah'tan baÅŸka. Onların ortak koÅŸtuklarından arınmıştır O. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise kafirler hoÅŸlanmasa da nurunu tamamlamaktan baÅŸka birÅŸey istemiyor. O, resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler hoÅŸlanmasa da o dini dinlerin tümünün üstüne çıkarsın. Ey iman sahipleri! Åžu bir gerçek ki, hahamlardan ve rahiplerden birçoÄŸu halkın mallarını uydurma yollarla tıkabasa yerler ve Allah'ın yolundan geri çevirirler. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara korkunç bir azap muÅŸtula. Gün olur, cehennem ateÅŸinde onların üzerine lav dökülür de bununla onların alınları, böğürleri, sırtları daÄŸlanır: "İşte egolarınız için yığdıklarınız. Hadi tadın biriktirmiÅŸ olduklarınızı!" Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre, Allah katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. Eskimez din iÅŸte budur. Artık o aylar içinde benliklerinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle nasıl topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın. Åžunu bilin ki, Allah, takva sahipleriyle beraberdir. Haram ayları ertelemek, küfürde bir artırmadır ki, onunla inkar edenler saptırılır. Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl haramlaÅŸtırırlar ki, Allah'ın yasakladığının sayısını denkleÅŸtirip Allah'ın haram kıldığını helalleÅŸtirsinler. Amellerin kötülüğü kendilerine süslü gösterilmiÅŸtir. Allah, küfre batan bir topluluÄŸu iyiye ve güzele kılavuzlamaz. Ey iman sahipleri! Size ne oldu ki, "Allah yolunda seferber olun" denilince yere çakılıp kaldınız. Ahiretten vazgeçip iÄŸreti hayata mı razı oldunuz? O iÄŸreti hayatın nimeti ahiret yanında pek azdır. EÄŸer seferber olmazsanız Allah size korkunç bir azapla azap eder ve yerinize sizden baÅŸka bir topluluk getirir. Allah'a hiçbir ÅŸekilde zarar veremezsiniz. Allah herÅŸeye Kadir'dir. EÄŸer siz ona yardım etmezseniz bilin ki, Allah ona zaten yardım etmiÅŸti. Hani küfredenler onu iki kiÅŸinin ikincisi olarak yurdundan çıkardıklarında, maÄŸarada bulundukları bir sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Tasalanma, Allah bizimle." Bunun üzerine Allah ona sükunet indirmiÅŸ ve kendisini sizin görmediÄŸiniz ordularla desteklemiÅŸti de küfre sapanların sözünü sefil kılıp alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise yüce olanın ta kendisidir. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak mutlaka seferber olun ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. EÄŸer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. EÄŸer o, yakın bir dünya menfaati yahut orta bir yolculuk olsa idi, elbette seni izleyeceklerdi. Ama o zorluklarla dolu yolculuk kendilerine uzak geldi. "Gücümüz yetseydi sizinle çıkacaktık" diye Allah'a yemin de ederler. Kendilerini mahvediyorlar. Allah biliyor ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar. Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doÄŸru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin. Allah'a ve ahiret gününe iman edenler; mallarıyla, canlarıyla cihat edecekleri için senden izin istemezler. Allah, takva sahiplerini iyice bilmektedir. Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlar, kalpleri kuÅŸkuyla karışmış olup da iÅŸkilleri içinde çalkanıp duranlar, sefere katılmak için senden izin isterler. Sefere çıkmak isteselerdi elbette ki, bir sefer hazırlığına giriÅŸirlerdi. Ama Allah, harekete geçmelerini istemedi de onları yerlerine çiviledi ve "oturun, oturanlarla beraber" denildi. Aranızda sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan baÅŸka bir katkıları olmayacaktı; sizi fitneye uÄŸratmak isteÄŸiyle aranıza sokulacaklardı. İçinizde onlara gerçekten kulak verecekler de vardı. Allah, zalimleri iyce biliyor. Yemin olsun ki, onlar önceden de fitne çıkarmak istemiÅŸ ve nice iÅŸleri sana, olduÄŸundan baÅŸka türlü göstermiÅŸlerdi. Nihayet hak geldi, onların istememesine raÄŸmen Allah'ın emri galebe çaldı. İçlerinden bazısı: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme." der. Dikkat edin, fitnenin ta içine kendileri düşmüşlerdir. Ve cehennem o nankörleri elbette çepeçevre kuÅŸatacaktır. Sana bir iyilik isabet etse bu onları üzer. Sana bir musibet dokunsa: "İşimizi önceden saÄŸlam tutmuÅŸuz." derler ve kibirli bir sevinçle dönüp giderler. De ki onlara: "Hakkımızda Allah'ın yazdığından baÅŸkası bize asla ulaÅŸmaz. O'dur bizim Mevla'mız. Yalnız Allah'a güvenip dayansın inananlar." De ki: "Bizim için iki güzelliÄŸin birinden baÅŸkasını mı bekliyorsunuz? Biz de size Allah'ın, kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap çarptırmasını bekliyoruz. Artık bekleyin, sizinle beraber biz de bekliyoruz." Åžunu da söyle: "İster kendi arzunuzla ister baskı ve zorla infak edin; sizden asla kabul edilmeyecektir! Çünkü siz, yoldan çıkan bir topluluk oldunuz." İnfaklarının onlardan kabul edilmesini engelleyen sadece ÅŸudur: Onlar, Allah'a resulüne nankörlük ettiler. Namaza ancak üşene üşene gelirler, infak edip dağıttıklarını da içlerinden gelmeyerek verirler. Onların malları da evlatları da seni imrendirmesin. İş sadece ÅŸudur: Allah onlara ÅŸu iÄŸreti hayatta azap etmeyi ve canlarının küfre sapmış bir halde çıkmasını istiyor. Kesinlikle sizden oldukları yolunda Allah'a yemin ederler. Gerçekte onlar sizden deÄŸillerdir. DoÄŸrusu ÅŸu ki onlar, ödleri patlayasıya bir topluluktur. EÄŸer bir sığınak yahut bazı maÄŸaralar veya girilecek bir delik bulsalar, yüzlerini döner o tarafa koÅŸarlar. İçlerinden bir kısmı da sadakalar konusunda sana laf dokundurur. Ondan kendilerine verilmiÅŸse memnun olurlar. VerilmemiÅŸse hemen öfkelenirler. Ne olurdu, bunlar, Allah ve resulünün kendilerine verdiklerine razı olsalardı da şöyle deselerdi: "Allah bize yeter. Allah bize lütfundan verecektir; resulü de. Zaten biz, gönlümüzü yalnız Allah'a baÄŸlamışız." Sadakalar/zekat malları Allah'tan bie farz olarak sadece ÅŸunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaÅŸtırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiÅŸ olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kiÅŸi. Allah Alim'dir, Hakim'dir. İçlerinden bazıları da o Peygamber'i incitirler ve şöyle derler: "O, herÅŸeye kulak kesilir." De ki: "Hayır kulağıdır sizin için o; Allah'a iman eder, müminlere güvenir. İnananlarınız için de bir rahmettir o." Allah'ın resulüne eza edenler için korkunç bir azap öngörülmüştür. Sizin gönlünüzü hoÅŸ etmek için Allah'a yemin ederler. EÄŸer bunlar inanmış iseler Allah'ın ve resulünün hoÅŸnutluÄŸunu öne almaları daha uygun düşer. Bilmediler mi ki, her kim Allah'a ve resulüne kafa tutarsa ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateÅŸi vardır. Büyük rezillik iÅŸte budur. İkiyüzlüler, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin tepelerine inmesinden çekinir dururlar. De ki: "Siz alay edin. Allah, o çekinip durduklarınızı ortaya çıkaracaktır." Onlara sorarsan elbette şöyle diyeceklerdir: "Lakırdıya dalmış, ÅŸakalaşıyorduk, hepsi bu." De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun resulüyle mi eÄŸleniyordunuz?" Özür beyan etmeyin; imanınızdan sonra küfre saptınız. İçinizden bir grubu affetsek bile diÄŸer bir grubu, günaha batmış kiÅŸiler oldukları için azaba uÄŸratacağız. İkiyüzlülerin erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır. Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, harcamamak için ellerini sıkarlar. Onlar Allah'ı unutmuÅŸtur, Allah da onları unutmuÅŸtur. İkiyüzlüler, yoldan sapmışların ta kendileridir. Allah, erkek münafıklara da kadın münafıklara da küfre sapanlara da içinde sürekli kalacakları cehennem ateÅŸini vaat etmiÅŸtir. O yeter onlara. Allah lanet etmiÅŸtir onlara. Sonu gelmez bir azap var onlar için. Tıpkı sizden öncekiler gibi. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu, mallar ve çocuklar bakımından daha zengindiler. Kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi. Tıpkı onların dalıp gittiÄŸi gibi siz de dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boÅŸa çıkmıştır. İşte böyleleri hüsrana batmıştır. Gelmedi mi onlara kendilerinden öncekilerin haberi: Nuh kavminin, Ad'ın, Semud'un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altı üstüne gelmiÅŸ kentlerin. Resulleri onlara açık-seçik ayetler getirmiÅŸti. Allah onlara zulmediyor deÄŸildi; aksine, öz benliklerine onlar zulmediyorlardı. Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliÄŸi emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Namazı kılarlar, zekatı veririrler. Allah'a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altından ırmaklar akan cennetler vaat etmiÅŸtir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde de tertemiz barınaklar vaat etmiÅŸtir. Allah'ın bir hoÅŸnutluÄŸu ise hepsinden büyüktür. İşte budur o büyük baÅŸarı/o büyük kurtuluÅŸ. Ey Peygamber! Küfre sapanlarla, ikiyüzlülerle cihat et. Onlara sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir o! Söylemediklerine iliÅŸkin Allah'a yemin ediyorlar. And olsun ki, o küfür sözünü sölediler. İslam'a girmeleri ardından küfre saptılar. BaÅŸaramadıkları bir ÅŸeyi tasarladılar. Oysaki intikam almaları için, Allah'ın ve resulünün, Allah'ın lütfuyla kendilerini zengin etmiÅŸ olmasından baÅŸka bir sebep de yoktu. EÄŸer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. EÄŸer yan çizerlerse Allah onlara dünyada da ahirette de acıklı bir azapla azap edecektir. Ve yeryüzünde onların ne bir dostu olacaktır ne de bir yardımcısı. İçlerinden bazıları da Allah'a şöyle ant içti: "EÄŸer Allah, lütfundan bize verirse, elbette iyilik ve barış için çalışanlardan olacağız." Lütfundan kendilerine verdiÄŸi zaman ise o lütfu cimrilik ederek yüz çevirmiÅŸ bir halde dönüp gittiler. Nihayet Allah, kendisine verdikleri söze ters düştüklerinden, yalana sapıp durduklarından, huzuruna çıkacakları güne kadar onların kalplerine ikiyüzlülük yerleÅŸtirdi. Bilmediler mi ki, Allah onların sırrını da fısıldaÅŸmalarınıda bilir; Allah, gaybları çok iyi bilendir. Sadakalar hususunda içten bir cömertlik göstermiÅŸ müminlere laf atanlarla, öz gayretlerinden baÅŸkasını bulamayanları alay kounusu edenlere gelince, Allah onları maskaraya çevirecektir. Onlar için acıklı bir azap da var. İster af dile onlar için, ister dileme. YetmiÅŸ kez af dilesen de onlar için, Allah onları affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah'ı da resulünü de inkar ettiler. Allah, yoldan çıkmış böyle bir topluluÄŸa kılavuzluk etmez. Allah'ın resulüne ters düşmek için arkada kalanlar, çöküp oturdukları için sevindiler; Allah yolunda, mallarıyla canlarıyla didinmeyi tiksindirici bulup şöyle dediler: "Bu sıcakta seferber olmayın." De ki: "Hararet bakımından cehennem daha zorludur." Bir anlayabilselerdi! Kazanır oldukları yüzünden artık az gülsünler, çok aÄŸlasınlar. Bundan böyle Allah, seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de savaÅŸa çıkmak için senden izin isterlerse şöyle söyle: "Benimle birlikte ebediyen çıkmayacaksınız, benimle birlikte herhangi bir düşmanla savaÅŸmayacaksınız. İlk defasında oturup kalmayı yeÄŸlemiÅŸtiniz. O halde geri kalanlarla birlikte oturadurun." Onlardan ölen biri üzerine sonsuza dek dua etme; böyle birinin mezarı başında da durma! Bunlar Allah'a ve resulüne nankörlük ettiler ve yoldan sapmış olarak ölüp gittiler. Malları da evlatları da seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünyada onlara azap etmek istiyor. Kafir olarak çıkacaktır canları. "Allah'a inanın, O'nun resulüyle beraber savaÅŸa çıkın." Anlamında bir sure indirildiÄŸi zaman onların imkan ve servet sahibi olanları, senden izin isteyerek şöyle demiÅŸlerdi: "Bırak bizi, oturanlarla beraber olalım." Geride kalan kadınlarla beraber olmayı yeÄŸlediler. Kalpleri üzerine mühür basılmıştır. Artık anlayıp kavrayamazlar. Fakat resul ve onunla birlikte iman edenler, mallarıyla, canlarıyla didindiler. İşte bunlarındır tüm hayırlar. İşte bunlardır tam kurtulanlar. Allah onlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Sürekli kalacaklardır orada. İşte budur büyük baÅŸarı. Göçebe Arapların özür bahane edenleri kendilerine izin verilmesi için geldiler; Allah'a ve resulüne yalan söyleyenler oturdular. Onların küfre sapanlarına korkunç bir azap eriÅŸecektir. Güçsüzlere, hastalara, infak edecek birÅŸey bulamayanlara, Allah ve resulü için öğüt verdikleri takdirde bir günah yoktur. Güzel davrananlar aleyhine bir yol yok. Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde sen, "sizi bindirecek birÅŸey bulamam" deyince, harcayacak birÅŸey bulamadıklarından, üzüntüyle gözlerinden yaÅŸlar boÅŸalarak geri dönen kimseler için de herhangi bir günah yoktur. Ancak ÅŸu kimseler aleyhine yol vardır: Zengin oldukları halde senden izin isterler. Arkada kalan kadınlarla beraber oturmaya razı olmuÅŸlardır bunlar. Ve Allah kalplerine mühür basmıştır, artık bilemezler. Dönüp yanlarına geldiÄŸinizde sizden özür dilerler. De ki: "Özür dilemeyin. Size asla inanmayacağız. Allah bize sizin hallerinizden birçoÄŸunu haber vermiÅŸtir. Yapıp ettiÄŸinizi Allah da resulü de görecektir. Sonra görünmeyen ve görünen alemleri bilenin huzuruna çıkarılacaksınız da O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." Yanlarına döndüğünüzde, kendilerini paylamaktan vazgeçesiniz diye Allah'a yemin edecekler. Vazgeçin onlardan, çünkü hepsi pisliktir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoÅŸnut olasınız diye karşınızda yemin ediyorlar. Siz onlardan razı olsanız da Allah, yoldan sapmış bir topluluktan razı olmaz. Çöl Arapları; küfür, parçalanma/ikiyüzlülük yönünden daha ÅŸiddetli; Allah'ın, resulüne indirdiÄŸi ÅŸeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Çöl Araplarından öylesi vardır ki, infak ettiÄŸini bir angarya/bir ceza ödeme sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler durur. En kötü bela onların başına olsun! Allah çok iyi iÅŸitir, çok iyi bilir. Çöl Araplarından bazıları da Allah'a ve ahiret gününe inanır, harcadığını Allah yanında yakınlıklara ve resulün dualarına vesile edinir. Dikkat edin! O harcadıkları gerçekten kendileri için bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetinin içine sokacaktır. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. Muhacirlerden ve Ensar'dan ilklerle, güzel düşünüp güzel davranmada onları izleyenler var ya, Allah onlardan razı olmuÅŸtur; onlar da O'ndan razıdırlar. Onlara altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Sonsuza dek hep orada kalacaklardır. Büyük kurtuluÅŸ iÅŸte budur! Çevrenizdeki Bedevi Araplardan münafıklar var. Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar var. Sen bilmezsin onları. Ama biz biliriz onları. İki kez azap edeceÄŸiz onlara, sonra da çok büyük bir azaba itilecekler. DiÄŸer bazıları da günahlarını itiraf ettiler. Bunlar, iyi bir iÅŸle kötü olan diÄŸer bir iÅŸi birbirine karıştırdılar. Belki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Bunların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini iyice temizleyip aklayasın. Onlar için dua et, çünkü senin duan onlar için bir sükunettir. Allah Semi'dir, Alim'dir. Bilmediler mi ki, Allah'tır kullarından o tövbeyi kabul eden, o sadakaları alan. Ve Allah'tır, O Tevvab, O Rahim... De ki: "İş yapıp deÄŸer üretin; yapıp ürettiÄŸinizi Allah da resul de müminler de görecektir. Ve siz, görülmeyen alemi de görülen alemi de bilenin huzuruna döndürüleceksiniz, O size, yapıp ettiklerinizi birbir haber verecektir." Bir kısmı da umutları Allah'ın emrine baÄŸlı, beklemektedir. Allah onlara ya azap edecektir ya tövbe nasip edecektir. Allah, Alim'dir, Hakim'dir. Bir de ÅŸunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaÅŸmış kiÅŸiye gözetleme yeri kurmak için. "İyilik ve güzellikten baÅŸka birÅŸey istemiÅŸ deÄŸiliz" diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah ÅŸahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar. Böyle bir mescitte sakın namaza durma! Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte. Allah, temizlenenleri sever. Peki, binasını Allah'tan gelen bir sakınma duygusu ve hoÅŸnutluk üzerine kuran mı hayırlıdır yoksa binasını sel artıklarının ucundaki yarın kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı? Allah, zalimler topluluÄŸuna kılavuzluk etmez. Kurdukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerinde bir kuÅŸku olmaya devam edecektir. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar da öldürürler, öldürülürler. Allah'ın; Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattır bu. Ahdine, Allah'tan daha vefalı kim var? PerçinlediÄŸiniz bu antlaÅŸmanızdan ötürü müjdeler olsun size. İşte budur o büyük baÅŸarının ta kendisi. Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat ederken oruç tutanlar, rüku edenler, secdeye kapananlar, iyiliÄŸi emredip kötülükten alıkoyanlar, Allah'ın sınırlarını koruyanlar... Müjdele o müminleri! Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere. İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiÄŸi bir söz yüzündendir. Onun Allah düşmanı olduÄŸu kendisi için açıklık kazanınca, ondan uzaklaÅŸtı. Åžu bir gerçek ki, İbrahim baÅŸkaları için gamlanıp ah eden ince yürekli yumuÅŸak bir insandı/tam bir evvahtı. Allah bir topluluÄŸa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları ÅŸeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez. Allah herÅŸeyi hakkıyla bilendir. Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah'ındır. Diriltir de öldürür de. Sizin için Allah dışında ne bir dost vardır ne de bir yardımcı. Andolsun ki, Allah, içlerinden bir grubun kalpleri kaymaya yüz tuttuktan sonra, peygambere ve o güçlük saatinde ona uymuÅŸ olan Muhacirlerle Ensar'a tövbe nasip etmiÅŸ, sonra da onların tövbelerini kabul buyurmuÅŸtur. Çünkü onlara karşı Rauf ve Rahim'dir. Geride bırakılan üç kiÅŸinin de tövbesini kabul etmiÅŸtir. Bütün geniÅŸliÄŸine raÄŸmen yeryüzü onlara dar gelmiÅŸ, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan baÅŸka çare olmadığını fark etmiÅŸlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuÅŸkusuz Allah tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve özü-sözü bir kiÅŸilerle beraber olun. Medine halkına ve çevrelerindeki Bedevi Araplara, Allah resulünden geri kalmaları ve onu bırakıp da kendi canlarının derdine düşmeleri yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uÄŸrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları, düşmana karşı herhangi bir baÅŸarı kazanmaları, kendileri için "iyi bir amel" olarak mutlaka yazılacaktır. Allah, güzel davrananların ödülünü yitirmez. Küçük-büyük bir infakta bulunmaları, bir vadiyi geçmeleri, kendileri lehine mutlaka yazılır ki, Allah onlara yapıp ettiklerinden daha güzeliyle karşılık versin. İnananların hepsinin birden savaÅŸa çıkmaları doÄŸru deÄŸildir. Onların her kesiminden bir grubun, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde, korunmaları ümidiyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi? Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Åžunu bilin ki Allah korunanlarla beraberdir. Ne zaman bir sure indirilse içlerinden biri, "bu hanginizin imanını artırdı" diye konuÅŸur. İmanı olanların imanını artırmıştır. İşte sevinip duruyorlar! Kalplerinde maraz olanlara gelince, inen sure onların pisliÄŸine pislik ekler. Kafir olarak geberip gitti onlar. Görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki kez imtihan ediliyorlar. Hala ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar. Bir sure indirildi mi "sizi birisi görüyor mu" diye birbirlerine bakar, sonra da sıvışıp giderler. Allah, kalplerini yamultmuÅŸtur. Çünkü gereÄŸince anlamayan bir topluluktur bunlar. Andolsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiÅŸtir. Sizi rahatsız eden ÅŸey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha ÅŸefkatli, daha merhametlidir. EÄŸer çekip giderlerse de ki: "Allah bana yeter. İlah yok O'ndan baÅŸka. Yalnız O'na dayandım ben; büyük arşın sahibi O'dur." Elif, Lam, Ra. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap'ın ayetleri. "İnsanları uyar, iman edenlere de kendileri için Allah katında yüksek bir doÄŸruluk derecesi bulunduÄŸunu müjdele" diye içlerinden bir er kiÅŸiye vahiy göndermemiz, insanlara ÅŸaşırtıcı mı geldi? Küfre batanlar: "Bu adam açık bir büyücüdür." dediler. Åžu bir gerçek ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arÅŸ üzerine egemenlik kurup iÅŸ ve oluÅŸu çekip çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıkça, hiçbir ÅŸefaatçı devreye giremez. İşte bu Allah'tır sizin Rabbiniz. Artık O'na kulluk/ibadet edin. Düşünüp anlamıyor musunuz? Allah'tan hak bir vaat olarak hepinizin dönüşü yalnız O'nadır. Yaratılışı baÅŸlarır, sonra yarattıklarını varlık alanına ardarda çıkarır ki, iman edip hayra ve barışa yönelik amelleri yerli yerince sergileyenleri ödüllendirsin. Küfre dalanlara gelince, onlar için, nankörlük edip gerçeÄŸi örtmeleri yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap öngörülmüştür. GüneÅŸ'i ısı ve ışık kaynağı; Ay'ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir nur yapıp ona evreler takdir eden O'dur. Allah bütün bunları rastgele deÄŸil, ÅŸaÅŸmaz ölçülere baÄŸlı olarak yaratmıştır. Bilgiyle donanmış bir topluluk için ayetleri ayrıntılı kılıyor. Åžu bir gerçek ki, geceyle gündüzün birbiri ardınca deÄŸiÅŸip durmasında, Allah'ın göklerde ve yerde vücut verdiÄŸi ÅŸeylerde, sakınan bir topluluk için sayısız ayetler vardır. Åžu bir gerçek ki, bize kavuÅŸmayı ummayanlar, iÄŸreti hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar ve ayetlerimizden uzaklaşıp gaflete dalanlar, Kazandıkları ÅŸeyler yüzünden varış yerleri ateÅŸ olacakların ta kendileridir. İman edip hayra ve brışa yönelik amel sergileyenlere gelince, Rableri onları imanlarıyla doÄŸruya ve güzele iletir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların altlarından ırmaklar akacaktır. Orada onların yakarışı, "tespih ederiz seni ey Allahımız" ve birbirlerine esenlik dilemeleri, "selam"ÅŸeklindedir. Ve onların son çağırışları ÅŸudur: Bütün övgüler alemlerin Rabbi Allah'adır. Allah, insanlara ÅŸerri, onların hayrı acele istedikleri gibi çabucak verseydi, ecellerinin onlara ulaÅŸmasına çoktan hükmedilmiÅŸ olurdu. Ama biz, bize kavuÅŸmayı ummayanları kendi azgınlıkları içinde körü körüne bocalamaya bırakırız. İnsana zorluk dokunduÄŸu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır. Ama sıkıntısını çözdüğümüzde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider. Haksızlığa/aşırılığa sapanlara, yapmakta oldukları, iÅŸte böyle süslü gösterilmiÅŸtir. Andolsun ki biz sizden önceki kuÅŸakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık kanıtlar getirdiÄŸi halde inanmadıkları için, helak ettik. Günaha batanlar topluluÄŸunu biz böyle cezalandırırız. Sonra onların ardından yeryüzünde sizi halefler kıldık ki, nasıl iÅŸ yapacağınızı görelim. Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde okunduÄŸu zaman, bize ulaÅŸmayı ummayanlar şöyle derler: "Bundan baÅŸka bir Kur'an getir yahut bunu deÄŸiÅŸtir." De ki: "Onu kendiliÄŸimden deÄŸiÅŸtirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim." De ki. "Allah dileseydi, onu size okumazdım, onu size bildirmezdi de. Ondan önce içinizde bir ömür kalmıştım. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?" Yalan düzerek Allah'a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayan kiÅŸiden daha zalim kim var? Åžu bir gerçek ki, ÅŸuçlular iflah etmezler. Allah'ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yara saÄŸlayamayan ÅŸeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: "Bunlar bizim Allah katındaki ÅŸefaatçılarımızdır." De onlara: "Allah'a, göklerde ve yerde bilmediÄŸi ÅŸeyleri mi haber veriyorsunuz?" Åžanı yücedir O'nun, ortak koÅŸtuklarından arınmıştır O. İnsanlar bir tek ümmetten baÅŸka deÄŸilken ihtilafa düştüler. EÄŸer Rabbinden bir söz öne geçmemiÅŸ olsaydı, tartışıp durdukları konuda aralarında hüküm verilir/iÅŸ mutlaka bitirilirdi. Şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Gayb, Allah'ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim." İnsanlara, kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bir rahat tattırdığınızda, ayetlerimiz hakkında hemen bir tuzak sergilerler. De ki: "Tuzak kurma bakımından Allah daha hızlıdır." Zaten resullerimiz, kurmakta oldukları tuzakları kaydediyorlar. O yürütüyor sizi karada ve denizde. Diyelim, gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latif bir rüzgarla götürüyorlar. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre kuÅŸatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah'a özgüleyerek duaya koyuldular: "EÄŸer bizi ÅŸu durumdan kurtarırsan, yemin olsun, sana şükredenlerden olacağız." Ama Allah onları kurtarınca, hiç vakit geçirmeden yeryüzünde haksızlığa sapıp azgınlaşırlar. Ey insanlar! Åžu iÄŸreti hayatın menfaati için yaptığınız azgınlık ve taÅŸkınlık yalnız sizin aleyhinizedir. Bir süre sonra bize döndürüleceksiniz ve yapmakta olduklarınızı size haber vereceÄŸiz. Åžu iÄŸreti hayatın durumu gökten indirdiÄŸimiz bir suya benzer: İnsanların ve davarların yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuÅŸanmış, süslenmiÅŸtir. Toprağın sahipleri onun üzerinde egemen olduklarını sanmaktadırlar. Tam bu sırada emriniz ona gece veya gündüz ulaÅŸmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuÅŸ gibi biçip atmışızdır. Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz. Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediÄŸini dosdoÄŸru bir yola kılavuzlar. Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine kara da bulaÅŸmaz, zillet de... Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada. Kötülük kazananlara ise kötülüğün miktarınca karşılık vardır. Ama yüzlerini bir zillet de kaplar. Onları Allah'tan kurtaracak kimse yoktur. Yüzleri gece parçalarından karanlıklarla kaplanmış gibidir. AteÅŸin dostlarıdır bunlar. Sürekli kalıcıdırlar içinde. Gün olur, onları bir araya toplarız; sonra ÅŸirke batmışlara sesleniriz: "Siz ve ortak yaptıklarınız, yerlerinize!" Aralarını ayırmışızdır. Ortak tuttukları şöyle haykırırlar: "Siz bize kulluk etmiyordunuz." "Sizinle bizim aramızda tanık olarak Allah yeter. DoÄŸrusu, biz sizin ibadetinizden tamamen habersizdik." İşte orada, her benlik önceden gönderdiÄŸi ÅŸeyi kendisi deneyecektir. Hepsi gerçek Mevla'larına döndürülmüş, iftira aracı yaptıkları ÅŸeyler kendilerini koyup gitmiÅŸtir. Sor: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya o iÅŸitme gücünün ve gözlerin sahibi kim? Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor iÅŸ ve oluÅŸu?" Hemen, "Allah" diyecekler. De ki: "Hala kendinize gelmiyor musunuz?" İşte bu Allah'tır sizin Hak Rabbiniz. Hak'tan sonra sapıklıktan baÅŸka ne kalır ki? Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz? Bu, budur. Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "onlar iman etmezler" sözü gerçekleÅŸmiÅŸtir. De ki: "Ortak tuttuklarınız içinde, yaratışa baÅŸlayan, sonra, yarattığını çevirip bir daha yaratan kim var?" De ki: "Allah! Yaratışı baÅŸlatır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. O halde nasıl oluyor da baÅŸka bir yöne döndürülüyorsunuz?" Åžunu da söyle: "Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?" De ki: "Allah götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı? Peki, ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz siz?" Onların çoÄŸu sanıdan baÅŸka birÅŸeyin ardından gitmiyor. DoÄŸrusu da ÅŸu ki sanı, haktan hiçbir ÅŸey ifade etmez. Allah, onların yaptıklarını iyice bilmektedir. Bu Kur'an, Allah'tan baÅŸka birileri tarafından uydurulmuÅŸ deÄŸildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. KuÅŸku ve çeliÅŸme yoktur onda. Alemlerin Rabbi'ndendir o. Yoksa "onu uydurdu" mu diyorlar?! De ki: "EÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sure ortaya çıkarın!" Hayır, düşündükleri gibi deÄŸil. Onlar, ilmini kuÅŸatamadıkları ve yorumu kendilerine hiç gelmemiÅŸ birÅŸeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı. Bak da gör nasıl olmuÅŸtur zalimlerin sonu! İçlerinden buna inanacak var, inanmayacak var. Bozguncuları Rabbin daha iyi bilir. Seni yalanladılarsa şöyle söyle: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım." İçlerinde sana kulak verenler de vardır. Peki, sağırlara sen mi iÅŸittireceksin? Hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa! Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele kalp gözleriyle de görmüyorlarsa! Allah, insanlara hiçbir ÅŸekilde zulmetmez. Ama insanlar özbenliklerine zulmediyorlar. Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden baÅŸka, dünyada durmamış gibidirler; aralarında tanışırlar. Allah'a kavuÅŸmayı yalanlayıp da doÄŸru yolu tutmamış bulunanlar, hüsrana uÄŸramışlardır. Onlara vaat ettiÄŸimizin bazısını sana göstersek de seni vefat ettirsek de dönüşleri bizedir. Sonunda Allah, iÅŸlemiÅŸ olduklarına tanıklık edecektir. Her ümmet için bir resul öngörülmüştür. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir. Hiçbir zulme uÄŸratılmazlar. Diyorlar ki: "DoÄŸru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?" De ki: "Ben kendime bile Allah'ın istediÄŸi dışında bir zarar verme yahut yarar saÄŸlama gücünde deÄŸilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiÄŸinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler." Şöyle söyle: "Diyelim, O'nun azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir. Suçlular bunlardan hangisini aceleyle ister?" O azap başınıza patladıktan sonra mı iman ettiniz! Åžimdi mi? Hani onu aceleden isteyip duruyordunuz? Sonra zulmedenlere şöyle denecek: "SonsuzluÄŸun azabını/sonsuz azabı tadın. Kazandığınız ÅŸeyler dışında birÅŸeyle cezalandırılmayacaksınız." Soruyorlar sana: "DoÄŸru mu bu?" De ki: "Evet! Rabbime yemin ederim, o doÄŸrunun ta kendisidir. Ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız." ZulmetmiÅŸ her benlik, yeryüzündekiler kendinin olsa, kurtulmak için tümünü fidye verecektir. Azabı gördüklerinde piÅŸmanlığı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle hükmedilmiÅŸtir. Asla zulme uÄŸratılmazlar. Gözünüzü açın, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır! Gözünüzü açın, Allah'ın vaadi haktır! Ama onların çokları bilmiyorlar. O, hayat verir. O öldürür! O'na döndürüleceksiniz. Ey insanlar! İşte size Rabbinizden öğüt, gönüllerinde bir ÅŸifa, inananlara bir kılavuz ve rahmet geldi. De ki: "Allah'ın lütfuyla, O'nun rahmetiyle, sadece onunla sevinip ferahlasınlar. O, onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır." De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiÄŸi ÅŸeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" Yalanı Allah'a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar. Bir iÅŸ ve oluÅŸta bulunsan, Kur'an'dan birÅŸey okusan; herhangi bir iÅŸ yapsanız, siz ona dalıp gitmiÅŸken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca birÅŸey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap'tadır. Gözünüzü açın! Allah'ın velileri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar. Onlar inanmış, takvaya sarılmışlardır. Dünya hayatında da ahirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimeleri deÄŸiÅŸmez. İşte budur o büyük kurtuluÅŸ. Onların sözü seni üzmesin. Tüm onur ve kudret Allah'ındır. O herÅŸeyi iÅŸitir, herÅŸeyi bilir. Gözünüzü açın! Göklerde kim var, yerde kim varsa Allah'ındır. Allah'ın yanında baÅŸka ÅŸeylere yalvaranlar, ortak koÅŸtuklarına uymuyorlar/Allah'ın yanında ortaklara yalvaranlar neyin ardısıra gidiyorlar? Onlar sadece sanıya uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar. O, odur ki, içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de aydınlık kıldı. Hiç kuÅŸkusuz, bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler vardır. "Allah çocuk edindi." dediler. HaÅŸa! Allah bundan arınmıştır. O Gani'dir, hiçbir ÅŸeye muhtaç olmaz. Göklerdekiler de yerdekiler de O'nundur. Elinizde, söylediÄŸinize iliÅŸkin hiçbir kanıt yok. Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyi mi söylüyorsunuz? De ki: "Allah hakkında yalan düzüp iftira edenler iflah etmeyeceklerdir." Dünyada biraz nimetlenme, ardından dönüşleri bize. Sonra biz, inkar ettiklerinden ötürü ÅŸiddetli azabı onlara tattıracağız. Onlara Nuh'un haberini de oku. Hani, toplumuna şöyle demiÅŸti: "EÄŸer benim konumum ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa artık ben, Allah'a dayandım. Siz de ortaklarınızla biraraya gelip iÅŸinize bakın. Yapacağınız ÅŸey size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da vermeyin." "Yüz çevidiyseniz çevirin. Ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim, Allah'tan gelecektir. Bana, müslümanlardan olmam emredildi." Bunun üzerine onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide bulunanları kurtardık, onları yöneticiler yaptık; ayetlerimizi yalanlayanları da batırıp boÄŸduk. Bak da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor! Nuh'un ardından bir çok resulleri daha toplumlarına gönderdik. Onlara açık-seçik kanıtlar getirdiler. Ama onlar daha önceden yalanladıkları ÅŸeye bir türlü inanmadılar. Azgınlığa sapanların kalplerini biz, iÅŸte böyle mühürleriz. Onların ardından da Musa ile Harun'u ayetlerimiz eÅŸliÄŸinde Firavun ve kurmaylarına gönderdik. Kibre saptılar ve günahkar bir topluluk oldular. Gerçek, katımızdan onlara geldiÄŸinde şöyle demiÅŸlerdi: "Hiç kuÅŸkusuz bu, apaçık bir büyüdür." Musa dedi ki: "Gerçek size ulaÅŸtığında böyle mi konuÅŸuyorsunuz? Büyü müdür bu? Büyücülerin kurtuluÅŸu yoktur." Dediler ki: "Sen bize, atalarımızı üzerinde bulunduÄŸumuz ÅŸeyden bizi çeviresinde bu toprakta devlet ve ululuk ikinizin olsun diye mi geldin? Biz, ikinize de inanmıyoruz." Firavun seslendi: "Tüm bilgin büyücüleri huzuruma getirin." Büyücüler gelince, Musa onlara şöyle dedi: "Ortaya koyma gücünde olduÄŸunuz ÅŸeyleri sergileyin." Onlar hünerlerini ortaya koyunca Musa dedi ki: "SergilediÄŸiniz ÅŸey büyüdür. Allah onu mutlaka hükümsüz kılacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların iÅŸini düzgün yürütmez." "Ve günahkarlar hoÅŸ görmese de Allah, gerçeÄŸi kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır." Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Musa'ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi. Musa dedi ki: "Ey toplumum! EÄŸer Allah'a inandınızsa, gerçekten müslümansanız, yalnız Allah'a dayanıp güvenin." Şöyle yakardılar: "Yalnız Allah'a dayandık. Rabbimiz! Bizleri, zulmedenler toplumu için bir imtihan aracı yapma." "O küfre sapmış toplumdan rahmetinle bizi kurtar." Musa'ya ve kardeÅŸine ÅŸunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleÅŸtirmek üzere Mısır'da evler hazırladık. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve namaz kılın. İnananlara müjde ver. Musa şöyle dedi: "Rabbimiz! Sen, Firavun ve kodamanlarına ÅŸu geçici hayatta debdebe verdin, mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Onların mallarını sil-süpür, kalplerini ÅŸiddetle sık ki, acıklı azabı görünceye kadar inanmasınlar." Allah cevap verdi: "İkinizin duası kabul edildi. DoÄŸruluktan ÅŸaÅŸmayın. İlimden nasipsizlerin yolunu izlemeyin." Ve İsrailoÄŸullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlık ve düşmanlıkla onları izlemekteydi. Nihayet, boÄŸulma ümüğüne çökünce şöyle dedi: "İman ettim. İsrailoÄŸullarının inanmış olduÄŸu dışında ilah yok. Ben de O'na teslim olanlardanım." "Åžimdi mi? Daha önce isyan etmiÅŸ, bozgunculardan olmuÅŸtun." "Bugün senin bedenini kurtaracağız ki, arkandan gelenlere bir ibret olsun. Ama insanların çoÄŸu bizim ayetlerimizden gerçekten habersiz bulunuyor." Andolsun, biz İsrailoÄŸullarını çok güzel bir yurda yerleÅŸtirdik ve kendilerine temiz yiyeceklerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler. Hiç kuÅŸkusuz, Rabbim, tartışmakta oldukları ÅŸey hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. Åžayet sen, sana indirdiÄŸimizden kuÅŸkulanmakta isen, senden önce Kitap'ı okuyanlara sor. Andolsun, hak sana Rabbinden gelmiÅŸtir. O halde sakın kuÅŸkulananlardan olma. Ve sakın ayetlerimizi yalanlayanlardan olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursun. Aleyhlerine Rabbin kelimesi hak olanlar iman etmezler; Tüm ayetler onlara gelse bile. Ta, o korkunç azabı görünceye kadar... Bir kent inansa da imanı kendisine yarar saÄŸlasa ya! Yunus'un kavmi müstesna. Onlar inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiÅŸtik. EÄŸer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliÄŸi, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. De ki: "Göklerde ve yerde neler var/neler oluyor, bir bakın! O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir iÅŸine yaramaz. Onlar, sırf kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: "Bekleyin! Sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim." Sonunda biz, resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyledir. Üzerimize bir borç olarak, inananları kurtarırız. De ki: "Ey insanlar, benim dinimden kuÅŸkuda iseniz, ben sizin, Allah'ın berisinden kulluk ettiklerinize kulluk etmeyeceÄŸim. Tam aksine, ben, sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk edeceÄŸim. Bana, müminlerden olmam emredildi." Åžu da emredildi: "Yüzünü, bir hanif olarak dine çevir! Sakın müşriklerden olma!" "Allah'ın berisinden, sana yarar saÄŸlamayacak ve zarar veremeyecek ÅŸeylere yakarma! EÄŸer bunu yaparsan mutlaka zalimlerden olursun." Allah sana bir zarar dokundurursa, onu kaldıracak olan baÅŸkası deÄŸil, yine O'dur. O sana bir hayır dilerse, O'nun lütfunu reddedecek yoktur. Kullarından dilediÄŸini lütfuyla nasiplendirir. Gafur'dur O, Rahim'dir. De ki: "Ey insanlar! Åžu bir gerçek ki hak size Rabbiniziden gelmiÅŸtir. Artık doÄŸruya yönelen kendi benliÄŸi için yönelir; sapan da kendi benliÄŸi aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil deÄŸilim." Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hakimlerin en hayırlısıdır. Elif, Lam, Ra. Bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra da ayrıntılı hale getirilmiÅŸtir. Hakim ve Habir kudrettendir o. BaÅŸkasına deÄŸil, yalnız Allah'a kulluk edin. KuÅŸkusuz, ben size O'ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim. Af dileyin Rabbinizden; sonra da tövbe ile O'na yönelin ki, belirlenmiÅŸ bir süreye kadar sizi güzel bir nimetle nimetlendirsin ve her farklı derece sahibine hak ettiÄŸi ödülü versin. EÄŸer yüz çevirirseniz, o takdirde sizi büyük bir günün azabıyla korkuturum. Yalnız Allah'adır dönüşünüz. Ve O, herÅŸeye Kadir'dir. Dikkatle bakın! Onlar O'ndan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Dikkat edin! Onlar örtülerine büründükleri zaman da O, onların neyi gizlemekte olduklarını ve neyi açığa vurduklarını bilmektedir. Çünkü O, göğüslerin içini çok iyi bilir. Yerde hiçbir debelenen yoktur ki, rızkı Allah'ın üzerinde olmasın. O, onun karar kıldığı noktayı da bilir, emanet edildiÄŸi yeri de. HerÅŸey, apaçık bir Kitap'tadır. O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O'nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iÅŸ ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduÄŸunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, "kuÅŸkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz" dediÄŸinde, küfre batanlar hemen kesinlikle şöyle derler: "Bu apaçık bir büyüden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir." EÄŸer onlardan azabı, belirlenmiÅŸ bir süreye kadar ertelesek, mutlaka şöyle diyeceklerdir: "Onu erteleyen de ne?" Gözünüzü açın, azap onlara geldiÄŸi gün, kendilerinden geri çevrilecek deÄŸildir. Ve alay edip durdukları ÅŸey, kendilerini sarmış olacaktır. İnsana bizden bir rahmet tattırıp sonra onu ondan çekip alsak, insan elbette çok ümitsiz, çok nankör hale düşer. Ve eÄŸer ona, kendisine gelip çatan bir zorluk ve kederden sonra bolluk ve nimet tattırsak, hiç kuÅŸkusuz şöyle diyecektir: "Tüm sıkıntı ve kötülükler benden uzaklaÅŸmıştır." Bu durumda o, bir sevinç şımarığı, bir kendini beÄŸenmiÅŸ olur. Sabredip hayra ve barışa yönelik ameller sergileyenler böyle yapmazlar. Bunlar kendileri için bir yargılama ve büyük bir ödül öngörülen kiÅŸilerdir. Belki de sen, "ona bir hazine indirilseydi, yahut beraberinde bir melek gelseydi ya" diyorlar diye göğsün sıkışıp daralarak, sana vahyedilmekte olanın bir kısmını terk etmeye kalkarsın. Gerçek olan ÅŸu ki, sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise herÅŸey üzerinde bir Vekil'dir. Yoksa, "onu uydurdu" mu diyorlar! De ki: "Öyleyse hadi, onun benzeri, uydurma on sure de siz getirin; eÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz, Allah'tan baÅŸka çağırabildiklerinizi de çağırın." EÄŸer size cevap veremedilerse artık bilin ki o, ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiÅŸtir. Ve O'ndan baÅŸka da ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz? Her kim iÄŸreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar dünyada hiçbir eksiltmeye uÄŸratılmazlar. Öyleleridir ki bunlar, ahirette kendileri için ateÅŸten baÅŸkası yoktur. Sanayi olarak ürettikleri, orada iÅŸe yaramaz olmuÅŸtur. Yapıp ettikleri de batıl hale gelmiÅŸtir. Böyleleri ÅŸu kimse gibi olur mu: Rabbinden bir beyyine üzerinedir, O'ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkar edenin varış yeri ateÅŸtir. Ondan asla kuÅŸkuya düşme; o Rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar. Yalan düzerek Allah'a iftira eden daha zalim kim var? Onlar Rablerine arz edilecekler. Tanıklar diyecekler ki: "İşte bunlardır Rableri hakkında yalan uyduranlar." Herkes duysun ki, Allah'ın rahmeti zalimler üstünedir. O zalimler ki, Allah'ın yolundan alıkoyar, o yolu yamultmak isterler. Onlar, ahireti de inkar ederler. Bunlar yeryüzünde kimseyi aciz bırakmazlar, Allah'tan baÅŸka hiçbir dostları da yoktur. Onlara azap kat kat verilecektir. Hem iÅŸitmeye güçleri yetmiyordu hem de göremiyorlardı. İşte bunlar öz benliklerini hüsrana uÄŸratanlar. İftira için kullandıkları ÅŸeyler de kendilerini bırakıp kaybolmuÅŸtur. Hiç kuÅŸku yok ki bunlar, ahirette de hüsranın en beterine uÄŸrayanlar olacaklardır. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar Rablerine içten bir baÄŸlılıkla boyun eÄŸenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada. Bu iki topluluÄŸun durumu körle sağır, görenle iÅŸiten farkına benzer. Örnek olarak bu ikisi bir olur mu? Hala düşünüp taşınmıyor musunuz? Andolsun biz, Nuh'u da toplumuna resul olarak göndermiÅŸtik. "Ben sizin için açık bir uyarıcıyım." "Allah'tan baÅŸkasına kulluk etmeyin. Korkunç bir günün azabına uÄŸramanızdan korkuyorum." demiÅŸti de, Toplumunun küfre sapanlarından bir grup kodaman şöyle konuÅŸmuÅŸtu: "Bize göre sen, bizim gibi bir insandan baÅŸkası deÄŸilsin. Bakıyoruz sana, ayak takımımızın basit görüşlü insanlarından baÅŸkası ardına düşmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüğünüzün olduÄŸuna da inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz." Nuh dedi ki: "Ey toplumum! Bir düşünün! Ya ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeysem; katından bana bir rahmet vermiÅŸ de o rahmet sizin gözlerinizden saklanmışsa! Siz ona tiksintiyle bakarken, biz sizi ona zorla mı ulaÅŸtıracağız?" "Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah'tandır. Ama ben iman edenleri paylayıp kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış bir toplum olduÄŸunuzu görüyorum." "Ey toplumum! EÄŸer ben onları paylayıp kovarsam, Allah'a karşı bana kim yardım edebilir? Hala düşünmüyor musunuz?" "Ben size demiyorum ki, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır. Ben gaybı bilmem. Ben bir meleÄŸim de demiyorum. Ama gözlerinizin horlayarak baktığı kiÅŸiler için, 'Allah bunlara hiçbir hayır vermeyecek' diyemem. Onların benliklerinde neyin saklı olduÄŸunu Allah daha iyi bilir. BaÅŸka türlü davranırsam kesinlikle zalimlerden olurum." Dediler ki: "Ey Nuh! Sen bizimle uÄŸraÅŸtın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. EÄŸer doÄŸru sözlülerden isen bizi tehdit ettiÄŸin ÅŸeyi ortaya getir." Nuh dedi: "Onu size, dilediÄŸi takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız." "EÄŸer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar saÄŸlamaz. O'dur sizin Rabbiniz ve O'na döndürüleceksiniz." Yoksa, "onu kendisi uydurdu" mu diyorlar. De ki: "EÄŸer onu uydurmuÅŸsam iÅŸlediÄŸim suç benim aleyhimedir. Ama ben, sizin iÅŸlemekte olduÄŸunuz suçlardan sorumlu deÄŸilim." Nuh'a şöyle vahyolundu: "Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma." Vahyimize baÄŸlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar, mutlaka boÄŸulacaklardır. Gemiyi yapıyordu. Toplumundan her hangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nuh: "Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceÄŸiz. Tıpkı sizin eÄŸlendiÄŸiniz gibi." Rezil eden azabın kime geleceÄŸi, sürekli azabın kimin başına ineceÄŸini yakında bileceksiniz! Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: "Yükle içine her birinden ikiÅŸer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiÅŸ olanları." Ama Nuh'la birlikte çok az bir kısmı iman etmiÅŸti. Nuh dedi: "Binin içine! Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah'ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafur'dur, Rahim'dir. Gemi onları, daÄŸlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oÄŸluna seslendi: "OÄŸulcuÄŸum, bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma." OÄŸlu cevap verdi: "Bir daÄŸa sığınacağım, beni sudan korur." Nuh dedi: "Allah'ın merhamet ettiÄŸi dışında hiç kimse için Allah'ın kararından kurtaracak yoktur." Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boÄŸulanlar arasına katıldı. Ve denildi: "Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Ve su çekildi. İş bitirilmiÅŸti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: "O zalimler topluluÄŸu geri gelmez olsun!" Bu arada Nuh, Rabbine yakardı da dedi ki: "Rabbim, oÄŸlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen, hakimlerin, hükmü en güzel verenisin." Allah buyurdu: "Ey Nuh! O, senin ailenden deÄŸildi. Yaptığı, iyi olmayan bir iÅŸti. Hakkında bilgin olmayan ÅŸeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım." Nuh dedi: "Rabbim! Hakkında bilgim olmayan ÅŸeyi senden istemekten sana sığınırım. EÄŸer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uÄŸrayanlardan olurum." Şöyle denildi: "Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olanlardan diÄŸer gruplara bizden bereketler ve bir selamla aÅŸağıya in. Bazı ümmetler de var, kendilerini önce nimetlendireceÄŸiz sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak." İşte bunlar, sana vahyetmekte olduÄŸumuz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları sen de bilmiyordun, toplumun da... Artık sabırlı ol! Sonuç, takvaya sarılanlarındır. Ad'a da kardeÅŸleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baÅŸka ilahınız yok. Siz sadece uydurmalara bel baÄŸlamışsınız." "Ey toplumum! Bu tebliÄŸime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan baÅŸkasına düşmez. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?" "Ey toplumum! Rabbinizden af dileyin, sonra O'na yönelin ki üzerinize göğü bol bol göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkarlar olup da Allah'tan yüz çevirmeyin." Dediler ki: "Ey Hud! Bize hiçbir kanıt getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı terk edecek deÄŸiliz. Zaten biz sana inanmıyoruz." "Sadece ÅŸunu söylüyoruz: "İlahlarımızdan biri seni kötü çarpmış." Hud dedi: "Ben Allah'ı tanık tutuyorum, siz de tanık olun ki, ben sizin Allah'a ortak yaptıklarınızdan uzağım." "Allah dışındaki tanrılarınızdan uzağım. Hadi, hep birlikte bana tuzak kurun, bana hiç göz açtırmayın." "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki O, onu perçeminden yakalamış olmasın. Hiç kuÅŸkusuz benim Rabbim dosdoÄŸru bir yol üzerindedir." "EÄŸer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen ÅŸeyi size tebliÄŸ etmiÅŸ bulunuyorum. Rabbim, yerinize baÅŸka bir topluluk getirir ve siz O'na hiçbir ÅŸekilde zarar veremezsiniz. KuÅŸkusuz benim Rabbim herÅŸey üzerinde bir Hafiz'dir, kollar, gözetir." Emriniz gelince, Hud'u ve onunla birlkte iman etmiÅŸ olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık. İşte buydu Ad. Rabilerinin ayetlerine kafa tuttular, O'nun resullerine isyan ettiler. Ve her inatçı zorbanın emrine uydular. Bu dünyada ve kıyamet gününde arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Ad, Rablerine nankörlük etmiÅŸti. Dikkat edin, Hud'un kavmi olan Ad geri gelmez oldu. Semud'a da kardeÅŸleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baÅŸka ilahınız yok. Sizi topraktan oluÅŸturan ve size orada ömür geçirten O'dur. Artık O'ndan af dileyin. O'na dönün. Rabbim Karib'dir, bize çok yakındır; Mucib'dir, bize cevap verir." Dediler ki: "Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda aranan/ümit beslenen bir kiÅŸi idin. Åžimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi engelliyorsun? Gerçek ÅŸu ki biz, bizi çağırdığın ÅŸey hakkında kafaları karıştıran bir kuÅŸku içindeyiz." Dedi ki: Ey kavmim! Hiç düşündünüz mü? Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana kendisinden bir rahmet sunmuÅŸ sa! Bu durumda ben O'na isyan edersem, bana Allah'a karşı kim yardım eder? Sizin bana, yıkım ve hüsranı artırmak dışında bir katkınız olamaz." "Ey toplumum! İşte ÅŸu size, Allah'ın bir mucize olan devesi. Rahat bırakın onu. Allah'ın toprağında karnını doyursun. Bir kötülük dokundurmayın ona. Yoksa sizi çok yakın bir azap yakalayıverir." Ama deveyi yere yıkıp kestiler. Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha nimetlenin. Bu, yalanlanamayacak bir tehdittir." Emrimiz gelince Salih'i ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. O günün rezilliÄŸinden kurtardık. Senin Rabbin, evet O, Kavi'dir, Aziz'dir. Zulme sapmış olanları o korkunç titreÅŸimli ses yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler. Sanki hiç hayat sürmemiÅŸlerdi orada. Dikkat edin! Semud kavmi, Rablerine nankörlük etmiÅŸti. Dikkat edin, Semud geri dönmez olmuÅŸtur. Andolsun, resullerimiz İbrahim'e muÅŸtu getirip "selam" demiÅŸlerdi. O da "selam" demiÅŸ, fazla beklemeden kızartılmış bir buzağı getirmiÅŸti. Ellerinin ona ulaÅŸmadığını görünce onlardan iÅŸkillendi. Ve kendilerinden ürpermeye baÅŸladı. "Korkma, dediler, biz Lut kavmine gönderildik." Orada dikilmekte olan karısı güldü. Bunun üzerine ona İshak'ı müjdeledik, İshak'ın arkasından da Yakub'u. "Vay başıma, dedi. DoÄŸuracak mıyım ben? Kendim bir kocakarı, kocam bir ihtiyar. Gerçekten ÅŸaşılacak ÅŸey bu." Dediler ki: "Allah'ın emrine mi ÅŸaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı! O Hamid'dir, Mecid'dir." İbrahim'den korku gidip yerine müjde gelince, Lut kavmi hakkında bizimle tartışır oldu. İbrahim, gerçekten yufka yürekli bir insandı; herkes için ah eder, içini çekerdi, yalvarıp yakarırdı. "Ey İbrahim! Bu halinden vazgeç. Rabbinin emri gelmiÅŸtir. Geri çevrilemez bir azap onların enselerine binecektir." Elçilerimiz Lut'a geldiÄŸinde onlar için kaygılanmış, göğsü daralmış da şöyle demiÅŸti: "Bu, zorlu bir gün!" Lut'un kavmi koÅŸarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülükler yapmışlardı. Lut dedi ki: "Ey toplumum! İşte ÅŸunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah'tan korkun da misafirlerim önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?" Dediler ki: "Senin kızlarında hakkımız olmadığını çok iyi biliyorsun. Ne istediÄŸimizi de çok iyi biliyorsun." Dedi: "Ah, size karşı koyacak bir gücüm olsaydı yahut saÄŸlam bir kaleye sığınabilseydim." Melekler dediler: "Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Sana asla el süremezler. Gecenin bir yerinde aileni götür. İçinizden hiç kimse geri kalmasın; karın müstesna. O, ötekilere çatan belaya çarptırılacaktır. Onların azap vakti, sabah vaktidir. Sabah da ne kadar yakın, deÄŸil mi?" Nihayet emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine, piÅŸirilmiÅŸ çamurdan yapılıp istif edilmiÅŸ taÅŸ yaÄŸdırdık. Rabbin katında damgalanmış taÅŸlar. Zalimlerden çok uzak deÄŸildir bu. Medyen'e, kardeÅŸleri Åžuayb'ı göndermiÅŸtik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. O'ndan baÅŸka tanrınız yok sizin. Eksik ölçüp yanlış tartmayın. Sizi nimet-bereket içinde görüyorum, ama sizin için sarıp kuÅŸatan bir günün azabından da korkuyorum." "Ey toplumum! Ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların eÅŸyalarını tırtıklamayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaÅŸmayın." "EÄŸer inananlar iseniz, Allah'ın bıraktığı kar sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinizde bir bekçi deÄŸilim." Dediler ki: "Ey Åžuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduÄŸunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediÄŸimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuÅŸak huylu, olgun bir insansın." Dedi: "Ey toplumum! Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana lütfundan güzel bir rızık vermiÅŸse!... Size yasakladığım ÅŸeylerde, size söylediÄŸimin aksine davranmak istemiyorum. Gücüm ölçüsünde barış ve iyilikten baÅŸka birÅŸey de istemiyorum. BaÅŸarım ancak Allah'ın desteÄŸiyledir. Yalnız O'na güvendim ben, yalnız O'na yöneliyorum." "Ey toplumum! Bana kafa tutmanız, sakın sizi Nuh kavminin yahut Hud kavminin yahut Salih kavminin baÅŸlarına gelen musibetle yüzyüze getirmesin. Lut kavmi de sizden pek uzak deÄŸil." "Rabbinizden af dileyip O'na yönelin. Rabbim Rahim'dir, rahmeti sınırsızdır; Vedud'dur, çok sevgilidir." Dediler ki: "Ey Åžuayb! Söylediklerinin birçoÄŸunu anlamıyoruz. Ve biz seni aramızda zayıf bir adam olarak görüyoruz. Hani kabilen olmasa, kafanı taÅŸla ezivereceÄŸiz. Senin bize karşı hiçbir üstünlüğün yok." Dedi: "Ey toplumum! Sizce kabilem Allah'tan daha mı güçlü ve onurlu? Allah'ı arkanıza atıp dışlanmış hale getirdiniz. Rabbim, yapıp ettiklerinizi çepeçevre kuÅŸatmıştır." "Ey toplumum! Elinizden geleni yapın, ben görevimi yapıyorum. Yakında bileceksiniz rezil edici bir azabın kime geleceÄŸini, yalancının kim olduÄŸunu! Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetliyorum." Emrimiz gelince Åžuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreÅŸimli sayha yakaladı da öz yurtlarında yere çömelmiÅŸ hale geldiler. Sanki hiç yurt tutmamışlardı orada. Bakıp görün ki, Medyen de tıpkı Semud gibi, dönüşü olmayan bir gidiÅŸle gitti. Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla gönderdik; Firavun'a ve kodamanlarına. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Oysaki, Firavun'un emri doÄŸruya ve güzele ulaÅŸtırmıyordu. Kıyamet günü kavmine önderlik eder. İşte onları suya götürür gibi ateÅŸe götürdü. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer! PeÅŸlerine lanet takılmıştır: Hem burada hem kıyamet gününde. Ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan! İşte bunlar o kentlerin/medeniyetlerin haberlerinden bir kısmı, anlatıyoruz sana. Kimi hala ayakta onların, kimi kökünden biçilip gitmiÅŸtir. Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiÄŸinde, Allah'ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar saÄŸlamadı. İlahları onların sadece hasar ve hüsranlarını artırdı. Rabbin zulme sapan kentleri/medeniyetleri çarptığı zaman, iÅŸte böyle çarpar. O'nun çarpması gerçekten korkunçtur, ÅŸiddetlidir. Ahiret azabından korkan için bunda elbette ki bir ibret vardır. O, insanları biraraya getiren bir gündür. Görülesi bir gündür o! Biz onu, sadece belirli bir süre için erteliyoruz. O geldiÄŸi gün hiçbir benlik, O'nun izni olmadan söz söylemez. Onların bir kısmı bahtsız, bir kısmı mutludur. Bahsızlığa düşenler ateÅŸ içindedir. Çok ızdıraplı bir soluyuÅŸ ve hıçkırışları vardır orada. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. Rabbin, dilediÄŸini öyle bir yerine getirir ki!... MutluluÄŸa erdirilenlere gelince, onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar, hep orada kalacaklardır. Kesintisiz bir lütuf olarak... Åžunların kulluk etmekte oldukları ÅŸeyler yüzünden bir kuÅŸku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da nasiplerini hiç eksilmeden elbette vereceÄŸiz. Andolsun, Musa'ya Kitap'ı verdik de onda da ihtilafa düşüldü. Rabbinden bir kelime, önceden gelmiÅŸ olmasaydı, aralarında iÅŸ mutlaka bitirilirdi. Onlar bunun hakkında, kafaları karıştıran bir kuÅŸku içindedirler. Hiç kuÅŸkusuz, Rabbin hepsinin amellerinin karşılığını tam tamına kendilerine verecektir. O, onların yapmakta olduklarından haberdadır. O halde sen, emrolunduÄŸu gibi dosdoÄŸru yürü. Seninle birlikte tövbe edenler de... Sakın aşırılık edip azmayın. O, yapmakta olduklarınızı göruyor. Zulmedenlere eÄŸilim göstremeyin. Yoksa ateÅŸ sizi sarmalar. Allah'tan baÅŸka dostlarınız kalmaz, size yardım da edilmez. Gündüzün iki tarafınmda ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür. Sabret! Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez. Sizden önceki kuÅŸakların söz ve eser sahibi olanları, yeryüzünde bozgunculuktan alı koymalı deÄŸiller miydi? Ama içlerinden kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise içine gömüldükleri servet şımarıklığının ardına düşüp suçlular haline geldiler. Halkı iyilik ve barış sevenler olsaydı, Rabbin o kentleri/medeniyetleri zulümle helak edecek deÄŸildi ya! EÄŸer Rabbin dileseydi insanları bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir. Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları iÅŸte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, "andolsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü tamamlanacaktır. Resullerin haberlerinden, kendisiyle kalbini destekleyip saÄŸlamlaÅŸtıracağımız herÅŸeyi sana anlatıyoruz. Bunun içinde sana hak gelmiÅŸtir. Bunda, inananlar için bir öğüt ve hatırlatma da vardır. İnanmayanlara de ki: "YapabildiÄŸinizi yapın, biz de iÅŸimizi yapıyoruz." "Bekleyin, biz de bekliyoruz." Göklerin ve yerin gizli bilgileri Allah'a aittir. Tüm iÅŸ ve oluÅŸ O'na döndürülür. O halde O'na kulluk et, O'na dayanıp güven. Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz deÄŸildir. Elif, Lam, Ra. O apaçık, apaydınlık Kitap'ın ayetleridir bunlar. Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur'an olarak indirdik. Biz bu Kur'an'ı sana vahyederek, hikayelerin en güzelini anlatıyoruz. Oysaki sen, bundan önce bunlardan tamamen habersiz olanlardandın. Bir vakit Yusuf babasına şöyle demiÅŸti: "Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla, güneÅŸi ve ayı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm." "YavrucuÄŸum, dedi, rüyanı kardeÅŸlerine anlatma; sonra sana bir oyun oynarlar. Hiç kuÅŸkusuz, ÅŸeytan, insan için açık bir düşmandır." İşte böyle! Rabbin seni seçip yüceltecek, olayların ve sözlerin tevilinden, sana birÅŸeyler öğretecek, hem senin hem Yakub soyunun üzerinde nimetini tamamlayacaktır. Tıpkı bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamladığı gibi. Åžu kesin ki, senin Rabbin Alim'dir, Hakim'dir. Yemin olsun ki, Yusuf ve kardeÅŸlerinde istek ve arayış içinde olanlar için ibretler/iÅŸaretler vardır. O vakit onlar şöyle demiÅŸlerdi: "Yusuf ve kardeÅŸi, babamıza bizden daha sevimli, bu bir gerçek. Ama biz de birbirini her hal ve ÅŸartta destekleyen bir ekibiz. Åžu da kuÅŸkusuz ki, bizim babamız inkar edilemez bir ÅŸaÅŸkınlık içindedir." "Yusuf'u öldürün yahut bir yere götürüp atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin ve bunun ardından barışçıl ve hayırsever bir topluluk haline gelesiniz." İçlerinden söz alan biri şöyle konuÅŸtu: "Yusuf'u öldürmeyin. Onu bir kuyunun dibine bırakın; gelip geçen kafilelerden biri onu bulup alır. Yapacaksanız böyle yapın." Dediler ki: "Ey babamız, ne oluyor da Yusuf konusunda bize güvenmiyorsun. Oysaki biz ona hep öğüt vermekteyiz." "Yarın onu bizimle gönder, gezip oynasın. KuÅŸkun olmasın biz onu çok güzel korur, gözetiriz." Dedi ki: "Onu götürmeniz beni çok çok üzer. Ve korkarım ki siz ondan habersiz bir haldeyken onu kurt yer." Dediler ki: "Vallahi biz böylesine dayanışma içinde bir ekipken onu kurt yerse, o takdirde biz hüsrana uÄŸrayan kiÅŸiler oluruz." Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: Andolsun ki sen onlara, ÅŸu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin. Yatsı vakti babalarına geldiler; aÄŸlıyorlardı. "Ey babamız, dediler, gittik, yarışıyorduk; Yusuf'u eÅŸyamızın yanında bırakmıştık, kurt onu yemiÅŸ. Åžimdi biz doÄŸru da söylesek sen bize inanmayacaksın." Yusuf'un gömleÄŸi üstüne sahte bir kan çalmışlardı, getirdiler. Babaları dedi ki: "İş, söylediÄŸiniz gibi deÄŸil. Nefisleriniz sizi aldatıp bir iÅŸe itmiÅŸ. Artık bana düşen, güzelce sabretmek. Anlattıklarınıza karşı yalnız Müstean olan Allah'tan yardım istenir." Bir yolcu kafilesi gelmiÅŸti. Sucularını gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Müjde! Bu bir oÄŸlan!" diye haykırdı. Ticaret maksadıyla onu sakladılar. Allah ne yaptıklarını çok iyi biliyordu. Onu basit bir karşılıkla, birkaç paraya sattılar. Ona fazla raÄŸbet gösterenler deÄŸillerdi. Onu satın alan Mısırlı, karısına şöyle dedi: "Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu." İşte bu ÅŸekilde biz Yusuf'a yeryüzünde imkan verip o topraÄŸa yerleÅŸtirdik ki, ona olayların/haberlerin yorumunu öğretelim. Allah, kendi emrine Galib'dir/kendi emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar. Yusuf gerekli olgunluÄŸa ulaşınca ona hükmetme yeteneÄŸi ve ilim verdik. Güzel düşünüp güzel davrananları biz iÅŸte böyle ödüllendiririz. Yusuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kilitledi, "hadi gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım, Rabbim beni güzel bir barınaÄŸa kavuÅŸturmuÅŸtur. Zalimler iflah etmez." dedi. Andolsun, kadın onu arzulamıştı. EÄŸer Rabbinin gerçeÄŸe dikkat çeken delilini görmeseydi, o da onu arzulamıştı. Biz böylece ondan, kötülüğü ve fuhÅŸu uzak tutuyorduk. Çünkü o, bizim samimi/seçkin kullarımızdandı. İkisi birden kapıya koÅŸtular. Kadın onun gömleÄŸini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyi ile yüzyüze geldiler. Kadın seslendi: "Senin ailene kötülük düşünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir iÅŸkence mi?" Yusuf dedi ki: "O, gönlünü eÄŸlendirmek için beni kullanmak istedi." Kadının ailesinden bir tanık da ÅŸu yolda tanıklık etti: "EÄŸer erkeÄŸin gömleÄŸi önden yırtılmışsa kadın doÄŸru söylüyor, bu durumda erkek yalancılardandır. EÄŸer erkeÄŸin gömleÄŸi arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiÅŸtir. Bu durumda erkek, doÄŸru sözlülerdendir." GömleÄŸin arkadan yırtılmış olduÄŸunu görünce şöyle konuÅŸtu: "Bu sizin tuzaklarınızdandır. Sizin tuzaklarınız gerçekten çok yamandır." "Yusuf, sakın bundan bahsetme. Kadın, sen de günahının affını dile. Sen, gerçekten günahkarlardan oldun." Åžehirde bazı kadınlar şöyle konuÅŸtular: "Aziz'in karısı genç uÅŸağının nefsinden gönlünü eÄŸlendirmek istemiÅŸ. AÅŸktan yüreÄŸinin zarı delinmiÅŸ. Öyle anlıyoruz ki, kadın tam bir çılgınlığa düşmüş." Kadın onların oyunlarını iÅŸitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf'a: "Karşılarına çık." dedi. Nihayet Yusuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini kestiler. Şöyle dediler. "Aman Allah'ım! Bu bir insan deÄŸil; asil bir melek bu!" Kadın dedi ki: "İşte budur o, hakkında beni kınadığınız. Vallahi, ben onunla gönlümü eÄŸlendirmek istedim de o masum bir tavırla bundan çekindi. Ama, eÄŸer kendisine emrettiÄŸimi yapmazsa yemin ediyorum hapse tıkılacak ve horlananlardan olacaktır." Yusuf dedi. "Rabbim! Zından benim için bunların beni çağırdığı ÅŸeyden daha sevimlidir. EÄŸer onların oyununu benden uzak tutmazsan onlara meyleder de cahillerden olurum." Rabbi onun duasını kabul etti de kadınların tuzaklarını ondan uzaklaÅŸtırdı. HerÅŸeyi duyar O, herÅŸeyi bilir. Bunca delili gördükten sonra bile Yusuf'u bir süreye kadar zındana tıkmaları kararı onlara egemen oldu. Onunla birlikte zındana iki genç daha girmiÅŸti. Bir tanesi dedi ki: "Rüyada gördüm, ÅŸarap sıkıyordum." Öteki de şöyle dedi: "Ben de gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuÅŸlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize bildir. Biz senin, güzel düşünüp güzel davrananlardan olduÄŸun kanısındayız." Yusuf dedi ki: "Rızıklanacağınız herhangi bir yemek size gelmeden önce onun yorumunu ikinize mutlaka bildiririm." Bu, Rabbimin bana öğrettiÄŸi ÅŸeylerdendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de tamamen inkar eden bir toplumun milletini terk ettim." "Ve atalarım İbrahim'in, İshak'ın Yakub'un milletine uydum. Bizim herhangi birÅŸeyi Allah'a ortak tutmamız söz konusu olamaz. İşte bu, Allah'ın bize ve diÄŸer insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları şükretmiyorlar." "Ey benim zından arkadaÅŸlarım! Parçalara bölünüp fırkalaÅŸmış rabler mi daha hayırlıdır, Vahid ve Kahhar olan Allah mı?" "O'nun yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz ve atalarınız koymuÅŸtur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiÅŸtir. Hüküm yalnız Allah'ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din iÅŸte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar." "Ey benim zından arkadaÅŸlarım! Rüyanıza gelince: Bir taneniz rab edindiÄŸiniz kiÅŸiye ÅŸarap sunacak. Ötekiniz ise asılacak da kuÅŸlar başından yiyecek. Hakkında fetva sorduÄŸunuz iÅŸ, böyle hükme baÄŸlanmıştır." Yusuf o iki kiÅŸiden, kurtulacağını düşündüğüne şöyle dedi: "Rab edindiÄŸin kiÅŸi yanında beni an." Ama ÅŸeytan o adama, rab edindiÄŸi kiÅŸiye hatırlatmayı unutturdu. Böylece Yusuf yıllarca zındanda kaldı. Kral dedi ki: "Düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca yedi yeÅŸil baÅŸak, yedi de kuru baÅŸak görüyorum. Ey bendelerim! EÄŸer rüya tabir ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin." Dediler ki: "Bunlar, demet demet hayallerden ibarettir. Biz, hayal ve kuruntuların yorumunu bilenler deÄŸiliz." Zındandaki iki adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da şöyle dedi: "Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zındana gönderin." suf, ey özü-sözü doÄŸru insan! Åžu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var, yedi cılız inek bunları yiyor; yedi yeÅŸil baÅŸak, bir yedi tane de kuru baÅŸak. Umarım buradan insanların yanına giderim, onlar da öğrenirler." Yusuf dedi: "AlışılageldiÄŸi ÅŸekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, gerisini baÅŸağında bırakırsınız." "Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, sakıyabileceÄŸiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek." "Bunun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yaÄŸmura kavuÅŸup rahat edecek; meyve suyu sıkıp süt saÄŸacaklar." Kral: "Bu yorumu yapanı bana getirin!" dedi. Elçi kendisine gelince, Yusuf dedi ki: "Kralına dön de sor bakalım, o ellerini kesen kadınların derdi neydi? Rabbim, o kadınların hilelerini çok iyi bilmektedir." Kral dedi: "Yusuf'un nefsinden murat almak istediÄŸinizde, derdiniz neydi?" Dediler ki: "Allah ÅŸahit, biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz." Aziz'in karısı dedi ki: "İşte ÅŸimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül eÄŸlendirmek istemiÅŸtim. O, özü-sözü doÄŸru insanlardandır." "GerçeÄŸi söylüyorum ki, Yusuf, gıyabında ona hainlik etmediÄŸimi, Allah'ın, hainlerin tuzağını baÅŸarıya ulaÅŸtırmayacağını bilsin." "Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiÄŸi durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir." Kral dedi ki: "Onu bana getirin, kendime özel dost edineyim." Yusuf'la konuÅŸunca da şöyle dedi: "Artık bugün yanımızda mevkii olan, güvenilir bir dostsun." Yusuf dedi ki: "Beni ülke hazinelerine bakan yap. Ben iyi bir koruyucuyum; bilgiliyim." İşte böylece biz Yusuf'a yeryüzünde imkan ve mevki verdik. Ülkede, istediÄŸi yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediÄŸimiz kimseye rahmetimizi ulaÅŸtırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz. İman edip takvaya sarılanlar için ahiretteki ödül elbette daha deÄŸerlidir. Nihayet Yusuf'un kardeÅŸleri çıkageldiler; Yusuf'un yanına girdiler, o onları tanıdı. Ama onlar onu tanıyamıyorlardı. Onların yüklerini hazırlatıp baÄŸlatınca şöyle konuÅŸtu: "Sizin, aynı babadan bir kardeÅŸiniz var, onu bana getirin. Görüyorsunuz, ben ölçüyü titizlikle yerine getiriyorum. Ben, konukseverlerin de en hayırlısıyım." "EÄŸer onu bana getiremezseniz, artık yanımda sizin için ölçülecek birÅŸey yok, bir daha bana yaklaÅŸmayın." Dediler: "Onu babasından isteyip getirmeye çalışacağız, herhalde bunu yapacağız da." Yusuf muhafızlarına dedi ki: "Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun. Bakarsın ailelerini döndüklerinde onu fark eder de tekrar gelirler." Babalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız! Ölçü bizden yasaklandı. Åžimdi kardeÅŸimizi bizimle gönder ki, ölçüp alabilelim. Biz onu gerçekten iyi koruyacağız." Dedi: "Daha önce kardeÅŸi için güvendiÄŸim gibi yine güveneyim size, deÄŸil mi? Her neyse, koruyucu olarak Allah'tır en hayırlı olan. Merhamet edenlerin en merhametlisi de O'dur." Yüklerini açtıklarında sermayelerini buldular; onlara geri verilmiÅŸti. "Ey babamız, dediler, daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz, bize geri verilmiÅŸ. Ailemize yeniden yiyecek alırız. KardeÅŸimizi koruruz. Bir deve yükü zahire de ilave ederiz. Zaten ÅŸu aldığımız az bir miktardır." Yakub dedi: "Hepinizin çepeçevre kuÅŸatılması müstesna, onu bana mutlaka getireceÄŸinize dair Allah'tan bir garanti vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." KardeÅŸler ona garanti verince şöyle dedi: "Åžu söylediÄŸinize Allah Vekil'dir." Yakub ÅŸunu da söyledi: "OÄŸullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah'ın takdir ettiÄŸi bir ÅŸeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah'ındır. Yalnız O'na dayandım ben, yalnız O'na güvenip dayansın tevekkül sahipleri." Babalarının emrettiÄŸi yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah'ın herhangi bir takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakub'un içindeki bir isteÄŸi gerçekleÅŸtirmiÅŸti. Yakub, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoÄŸu bunu bilmezdi. KardeÅŸler Yusuf'un yanına girdiklerinde, Yusuf öz kardeÅŸini yanına çekip dedi: "Åžu bir gerçek ki, ben senin kardeÅŸinim. Onların yapıp ettiklerine üzülme." Yusuf, kardeÅŸlerinin yüklerini hazırlatırken su kabını öz kardeÅŸinin yükü içine koydu. Sonra bir ünleyici şöyle haykırdı: "Ey kafile, siz herhalde hırsızlık ettiniz!" Onlara dönüp şöyle dediler: "Ne kaybettiniz?" Dediler: "Kralın su tasını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Kefili benim." KardeÅŸler dediler: "Vallahi, siz de iyi biliyorsunuz ki, biz bu topraÄŸa bozgunculuk yapmak için gelmedik, hırsız da deÄŸiliz biz." Sordular: "Eger yalan söylüyorsanız, hırsızlığı yapanın cezası nedir?" KardeÅŸler dedi: "Cezası ÅŸu: Çalınan mal kimin yükünde çıkarsa sahibi çalınan mala karşılık olacaktır. Biz zalimleri böyle cezalandırıyoruz." Bunun üzerine Yusuf öz kardeÅŸinin heybesinden önce, öteki kardeÅŸlerin heybelerini aramaya baÅŸladı. Nihayet su kabını, öz kardeÅŸinin heybesinden çıkardı. Yusuf'a böyle bir tuzak öğretmiÅŸtik. Yoksa Yusuf, Allah'ın dilemesi dışında, kralın dinine göre öz kardeÅŸini alamazdı. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz biz. Her bilgi sahibinin üstünde bir baÅŸka bilen vardır. KardeÅŸler dediler ki: "Bu çaldı ya, bundan önce de onun kardeÅŸi çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açıklamadı. Şöyle diyordu: "Kötü bir konumdasınız. O sizin dilinize doladığınız ÅŸeyi Allah daha iyi biliyor." KardeÅŸler dediler ki: "Ey vezir! Bunun ihtiyar bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Senin iyilikseverlerden olduÄŸuna inanıyoruz." "Ne, dedi Yusuf, Allah korusun. EÅŸyamızı yükünde bulduÄŸumuz adamdan baÅŸkasını tutamayız. Öyle birÅŸey yaparsak zalimlerden oluruz." Yusuf'tan ümidi kesince bir kenara çekilip tartışmaya baÅŸladılar. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına garanti aldığını, daha önce Yusuf'a yaptığınız haksızlığı bilmez misiniz? Babam bana izin verinceye, yahut da Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. Yargıçların en hayırlısıdır O." Babanıza dönüp şöyle deyin: "Ey babamız, oÄŸlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiÄŸimize tanıklık ettik. Biz gaybı bilenler deÄŸiliz." "İçinde bulunduÄŸumuz kente, beraberinde döndüğümüz kervana sor. Biz gerçeÄŸin ta kendisini söylüyoruz." Yakub dedi ki: "Hayır, öyle deÄŸil, nefisleriniz sizi yine bir iÅŸe itmiÅŸ. Bana düşen yine güzel bir sabra sarılmak. Bakarsın Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü Alim olan O, Hakim olan O'dur." Ve yüzünü onlardan öteye döndürdü de şöyle inledi: "Ey Yusuf'a duyduÄŸum gam, neredesin!" Ve kederden gözlerine ak düştü. Durmadan yutkunuyordu. Dediler ki: "Hala Yusuf'u anıp duruyorsun. Sonunda ya kederinden eriyeceksin yahut da helak olup gideceksin." Dedi ki: "Ben, içimi doldurup taÅŸan özlemimi, kederimi Allah'a arz ederim. Ve Allah'ın yardımıyla sizin bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri bilirim." "Ey oÄŸullarım! Gidin, artık Yusuf'u ve kardeÅŸini bulmak için dikkat kesilin. Allah'ın rahmetinden de ümit kesmeyin, çünkü, Allah'ın rahmetinden, küfre sapanlar topluluÄŸundan baÅŸkası ümit kesmez." Tekrar Yusuf'un yanına girdiklerinde şöyle dediler: "Ey Vezir! Bize de ailemize de zorluk dokundu. Önemsiz bir sermaye ile geldik. Sen bize tam ölçü zahire ver, bize sadaka vermiÅŸ ol. Allah, karşılıksız verenleri ödüllendirir." Dedi: "O cahil zamanınızda Yusuf'a ve kardeÅŸinize ne yaptığınızı biliyorsunuz, deÄŸil mi?" Dediler ki: "Sen, yoksa sen Yusuf musun?" "Evet, dedi, ben Yusuf'um. İşte ÅŸu da kardeÅŸim. Allah bize lütufta bulundu. Kim Allah'tan korkar, sabrederse Allah güzel düşünüp davrananların ödülünü yitirmez." Dediler: "Vallahi, Allah seni bizden üstün kıldı/seni bize tercih etti. DoÄŸrusu biz de büyük suç iÅŸlemiÅŸtik." Yusuf dedi: "Bugün azarlanmayacaksınız. Allah sizi affeder. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir." "Åžu gömleÄŸimi götürün, babamın yüzü üstüne koyun ki, gözü görür hale gelsin. Ve sonra da bütün ailenizle toplanıp bana gelin." Kervan oradan ayrılınca, öte yandan babaları şöyle seslendi: "Yemin olsun, ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum. Umarım bana bunaklık isnat etmezsiniz." Dediler: "Vallahi, sen hala o eski sapıklığında diretiyorsun!" Müjdeci gelip gömleÄŸi yüzünün üstüne bırakınca, gözü derhal görür hale geldi. Yakub: "Ben size demedim mi? Allah'ın izniyle sizin bilmediklerinizi bilirim." diye konuÅŸtu. OÄŸulları dediler ki: "Ey babamız! Günahlarımızın affını dile. Gerçekten biz hata iÅŸledik." Dedi: "Rabbimden sizin için af dileyeceÄŸim. Çok affedicidir O, çok merhametlidir." Nihayet Yusuf'un huzuruna vardıklarında Yusuf, ana-babasına sarılıp kucakladı. Ve şöyle dedi: "Girin Mısır'a, Allah dilerse emniyet ve güven içinde olacaksınız." Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yusuf'un önünde secde eder gibi eÄŸildiler. Yusuf dedi: "Babacığım, iÅŸte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabim onu gerçekleÅŸtirdi. O, bana çok güzel lütuflarda bulundu. Åžeytan, benimle kardeÅŸlerim arasına yamukluk soktuktan sonra, O beni zındandan çıkardı. Sizi de çölden getirdi. Rabbim, dilediÄŸi ÅŸeyde çok ince lütuflar sergiliyor. Alim olan O'dur, Hakim olan O'dur." "Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da ahirette de Veli'm sensin. Beni müslüman olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kullar arasına kat." İşte bunlar, sana vahyettiÄŸimiz gayb haberlerindendir. Onlar birlikte karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında deÄŸildin. Sen hırslanasıya istesen de, insanların çoÄŸu inanmayacaktır. Sen, bu tebliÄŸin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün alemler için bir hatırlatmadan baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile. Onların çoÄŸu ÅŸirke bulaÅŸmış olmadan Allah'a iman etmez. Peki onlar, Allah'ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi bulunuyorlar? De ki: "İşte benim yolum budur. Ben, Allah'a basiret üzere çağırırım/dua ederim. Beni izleyenler de... Åžanı yücedir Allah'ın! Ben müşriklerden deÄŸilim." Senden önce gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiÄŸimiz bazı erlerden baÅŸkası deÄŸildi. Yeryüzünde dolaÅŸmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllarınızı kullanmayacak mısınız?" Ne zaman ki resuller ümitsizliÄŸe düşüp yalanladıkları kanısına vardılar, iÅŸte o zaman yardımımız kendilerine ulaÅŸtı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluÄŸundan geri çevrilmez. Andolsun ki, resullerin hikayelerinden, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur'an uydurulacak bir hadis/bir söz deÄŸildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, herÅŸeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve rahmettir. Elif, Lam, Mim, Ra. Kitap'ın ayetlerdir bunlar. Ve sana Rabbinden indirilen, haktır. Ne var ki, insanların çokları iman etmezler. Allah odur ki, gökleri direksiz yükseltmiÅŸtir; görüyorsunuz onları... Sonra arÅŸ üzerine egemen olmuÅŸtur. GüneÅŸ'i ve Ay'ı da boyun eÄŸdirmiÅŸtir. Bunların tümü belirlenmiÅŸ bir vakte kadar akar dururlar. OluÅŸu yönlendirir, çekip çevirir O... Ayetleri birer birer gözler önüne serer ki, Rabbinize kavuÅŸacağınıza açık-seçik inanasınız. Yeri uzatıp döşeyen ve onda oturaklı daÄŸlar ve nehirler vücuda getiren O'dur. Bütün meyvalardan kendi içlerinde ikiÅŸer çift yaratmıştır O. Geceyi gündüze sarıp bürümektedir O. Bütün bunlarda derin derin düşünecek bir topluluk için elbette ayetler vardır. Yeryüzünde birbirine sırt vermiÅŸ komÅŸu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, bir tek suyla sulanırlar. Biz bunların, yemiÅŸlerde bir kısmını diÄŸer bir kısmına üstün kıldık. Bütün bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ki ibretler vardır. EÄŸer ÅŸaşıyorsan, esas ÅŸaşılacak olan onların ÅŸu sözüdür: "Biz toprak olunca mı ve gerçekten mi yeni bir yaratılış içinde bulunacağız?" Bunlar Rablerini inkar edenlerdir. Ve bunlar boyunlarına bukağılar vurulanlardır. Bunlar ateÅŸe dost olanların ta kendileridir; orada sürekli kalacaklardır. Senden, güzellikten önce kötülük istemede acele ediyorlar. Halbuki önlerinden pek çok örnek gelip geçti. Åžu da bir gerçek ki, Rabbin insanlara karşı, zulümlerine raÄŸmen af sahibidir. Ve Rabbin azabı elbette çok ÅŸiddetlidir. Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doÄŸruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır. Allah her diÅŸinin neye gebe olduÄŸunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını bilir. O'nun katında herÅŸey bir ölçüye baÄŸlıdır. Gaybı da görünen alemi de bilendir O... Kebir, sınırsızca büyük O'dur; Müteal, sonsuzca yüce O'dur. Sizden sözü saklayan da açıklayan da geceye sığınıp gizleyen de gündüz yol alan da onun için birdir. Her bir için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah'ın emrine baÄŸlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek ÅŸu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı ÅŸeyleri, onlar, iç dünyalarındakini deÄŸiÅŸtirmedikçe, deÄŸiÅŸtirmez. Allah bir topluma bir periÅŸanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost da olamaz. Size, hem korku hem ümit olsun diye ÅŸimÅŸeÄŸi gösteren O'dur. Yüklü yüklü bulutları da O oluÅŸturuyor. Gök gürültüsü O'nu hamd ile tespih eder;meleklerde O'ndan ürpererek... Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediÄŸini çarpar. Allah, tuzak kuranların hilelerini baÅŸlarına geçirmede çok güçlü olduÄŸu halde, onlar O'na karşı mücadele edip duruyorlar. Gerçek dua yalnız O'na/hak davet yalnız O'nun için yapılır. O'nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir ÅŸekilde cevap veremezler. Onlar, aÄŸzına ulaÅŸsın diye iki avucunu suya doÄŸru açan ama suya ulaÅŸamayan birinden baÅŸkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri, ÅŸaÅŸkınlığa dalmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramaz. Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akÅŸam Allah'a secde eder. De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kim?" De ki: "Allah." De ki: "O'nun yanında baÅŸka dotlar mı/destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar saÄŸlayıp zarar verme gücünde deÄŸiller." De ki: "Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah'a, tıpkı O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış/yaratılanlar kendileri için benzeÅŸir hale mi geldi?" De ki: "Allah'tır herÅŸeyi yaratan, O'dur Vahid ve Kahhar olan." Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi ölçülerince sel oldu, ardından da sel, üste çıkan köpüğü taşır hale geldi. Bir süs eÅŸyası veya alet yapmak isteÄŸiyle ateÅŸte körükledikleri ÅŸeylerde de benzeri bir köpük vardır. Allah hakla batılı iÅŸte böyle örneklendiriyor. Köpük, atılır gider; insanlara yararlı olansa toprakta kalır. Allah, iÅŸte bu ÅŸekilde örnekler verir. Rablerinin çaÄŸrısına olumlu cevap verenler için güzellik vardır. O'na olumlu cevap vermeyenlere gelince, yeryüzündekilerin tamamı onların olsa, bir o kadar da ilave edilse, kurtulmak için bunların tümünü fidye verirlerdi. Böylelerinin hesabı kötü olacaktır; varacakları yer de cehennemdir. Ne kötü yataktır o! Rabbinden sana indirilenin hak olduÄŸunu bilen kiÅŸi, kör olan biriyle aynı mıdır? Sadece aklı ve gönlü iÅŸleyenler düşünüp ibret alır. İşte bunlardır, Allah'a verdikleri söze sadık kalanlar ve antlaÅŸmayı bozmayanlar. Onlar, Allah'ın ulaÅŸtırılmasını emrettiÄŸi ÅŸeyi ulaÅŸtırırlar, Rablerinden korkarlar ve hesabın kötüsünde ürperti duyarlar. Onlar, Rablerinin yüzünü arzulayarak sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiÄŸimiz rızıklardan gizli ve açık dağıtırlar ve kötülüğü güzellikle savarlar. İşte bunlar içindir ölümsüz yurt. Adn cennetleri bunlar içindir. Atalarından, eÅŸlerinden, zürriyetlerinden hayra ve barışa hizmet etmiÅŸ olanlarla birlikte giereler oraya. Meleklerse her kapıdan yanlarına sokulurlar. "Selam size, sabrettiÄŸiniz için. Ne güzeldir ÅŸu sonsuzluk yurdu!" derler. Allah'a verdikleri sözü, onu antlaÅŸma haline getirdikten sonra bozanlar, Allah'ın birleÅŸtirilmesini emrettiÄŸi ÅŸeyi parçalayanlar ve yeryüzünde bozgun çıkaranlara gelince, böyleleri için lanet var. Yurdun en kötüsü de onların olacak. Allah dilediÄŸi kimse için rızkı alabildiÄŸine açar da sınırlayıp kısar da. İğreti dünya hayatıyla sevinip şımardılar. Oysaki dünya hayatı, ahirete oranla sadece küçük bir nimetlenme. Küfre sapanlar derler ki: "Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Allah dilediÄŸini saptırır. DoÄŸruya yöneleni de kendisine iletir." Böyleleri, inanan ve gönülleri Allah'ın Zikri'yle/Kur'an'la tatmin bulan kiÅŸilerdir. Gözünüzü açın! Gönüller yalnız Allah'ın Zikri'yle/Kur'an'la tatmin bulur. İman edip hak ve barış uÄŸruna iyi iÅŸler yapanlara mutluluk ve müjde var, güzel bir gelecek var. İşte seni böylece, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiÄŸi bir ümmet içinde resul kıldık ki, onlar Rahman'a küfrederlerken sen kendilerine, sana vahyettiÄŸimizi okuyasın. De ki: "O'dur benim Rabbim, ilah yok O'ndan baÅŸka, O'na dayanmışım ben! Yalnız O'nadır tövbem!" Kendisiyle, daÄŸlerin yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuÅŸturulduÄŸu bir Kur'an mı olsaydı! Hayır, iÅŸ ve oluÅŸun tümü Allah'ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde baÅŸlarına gülle-tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah'ın vaadi gelinceye deÄŸin. Allah, vaadine asla ters düşmez. Yemin olsun, senden önce ki resullerle de alay edildi. İnkar edenlere biraz süre verdim ama sonunda hepsini yakaladım. Gördüler nasılmış azap! Allah'a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliÄŸin yaptığı iÅŸin başında duranla bunlar bir mi? De ki: "Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah'a, yeryüzünde bilmediÄŸi birÅŸeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?" Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüdüler. Allah'ın ÅŸaşırttığına kılavuzluk edecek yok. Dünya hayatında bir azap var onlar için; ahiret azabı ise çok daha ÅŸiddetlidir. Onları Allah'a karşı koruyacak kimse de yoktur. Sakınıp korunanlara vaat edilen cennetin temsili anlatımı ÅŸu: Altından ırmaklar akar, yemiÅŸleri de sürekli, gölgesi de. İşte korunup sakınanların son yurdu. Kafirlerin son yurdu ise ateÅŸ... Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle ferahlarlar. Ama hiziplerden bazıları onun bir kısmını inkar ederler. De ki: "Bana, yalnız Allah'a kulluk etmem, O'na ortak koÅŸmamam emredildi. Ben O'na yakarır, O'na davet ederim. Dönüşüm de O'nadır." İşte biz o Kur'an'ı Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik. EÄŸer sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, Allah'tan sana ne bir dost nasip olur ne de bir koruyucu. Andolsun, biz senden önce de resuller gönderdik, onlara da eÅŸler ve evlatlar verdik. Hiçbir resul, Allah'ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez. Her süre için bir yazı vardır. Allah dilediÄŸini silip yok eder, dilediÄŸini sabit tutar. Kitap'ın anası/ana Kitap O'nun katındadır. Ya onlara vaat ettiÄŸimiz ÅŸeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliÄŸ etmek sana, hesap sormak bize düşer. Bizim, o yerküreye gelip onu uçlarından biraz eksilttiÄŸimizi görmediler mi? Allah hükmeder; O'nun hükmünü denetleyecek de yoktur. Hesabı çok çabuk görür O. Onlardan öncekiler de tuzak kurmuÅŸtu, ama tüm tuzaklar Allah'ındır. Her benliÄŸin ne kazandığını O bilir. Kafirler de bilecekler sonsuzluk yurdu kimindir! Küfre sapanlar: "Sen gönderilmiÅŸ bir elçi deÄŸilsin." diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında kitap bilgisi bulunanlar yeter." Elif, Lam, Ra. Bir kitaptır bu. Ki indirdik sana, Çıkarasın diye insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura; Hamid, Aziz olanın yoluna... O Allah'a ki yalnız O'nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Hüsran haberi ÅŸiddetli bir azaptan, o küfre batmışlara... Onlar ki sefil ve iÄŸreti hayatı ahirete tercih ederler ve Allah yolundan alıkoyup o yolu eÄŸri-büğrü yapmayı isterler. İşte bunlar, dönüşü olmayan bir sapıklık içindediler. Biz, görevlendirdiÄŸimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık-seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediÄŸini saptırır, dilediÄŸini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Aziz'dir, Hakim'dir O... Andolsun ki biz Musa'yı, toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlatıp bellet diye ayetlerimizle gönderdik. Åžu bir gerçek ki, bunda iyice sabreden, çokça şükreden herkes için sayısı ayetler vardır. Musa'nın, kendi toplumuna şöyle dediÄŸi zamanı da hatırla: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Hatırlayın ki, sizi Firavun'un hanedanından kurtarmıştı. Onlar size azabın en kötüsüyle acı çektiriyorlar, erkek çocuklarınızı doÄŸruyorlar, kadınlarınızı canlı bırakıyorlardı. İşte bunda sizin için Rabbinizden gelen çok büyük bir deneme ve ıstırap vardır." Rabbinizin ÅŸunu duyurduÄŸunu da hatırda tutun: EÄŸer şükrederseniz, ben de sizin için mutlaka artıracağım. Ve eÄŸer nankörlük ederseniz hiç kuÅŸkusuz benim azabım çok çok ÅŸiddetlidir. Şöyle demiÅŸti Musa: "Siz de yeryüzünde bulunanların tümü de küfre saplansanız, hiç kuÅŸkusuz Allah mutlak Gani, mutlak Hamid'dir. Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad'ın, Semud'un ve onlardan sonrakilerin haberleri ulaÅŸmadı mı size? Allah'tan baÅŸkası bilmez onları. Peygamberleri onlara açık deliller getirmiÅŸti de onlar ellerini ağızlarına itip şöyle demiÅŸlerdi: "Biz size gönderileni kesinlikle tanımıyoruz ve biz, sizin çağırdığınız ÅŸey konusunda karmaÅŸa ve çıkmaza iten bir kuÅŸku içindeyiz." Resulleri dediler ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı kuÅŸku? O sizi, günahlarınızı affetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor." Şöyle cevap verdiler: "Siz de bizim gibi birer insandan baÅŸka ÅŸey deÄŸilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi açık bir kanıt getirin bize!" Resulleri onlara dediler ki: "Biz sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediÄŸine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize deÄŸil. İnsanlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler." "O, bize yollarımızı göstermiÅŸken neden Allah'a tevekkül etmeyecek miÅŸiz? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceÄŸiz. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler." Küfre sapanlar kendi resullerine şöyle dediler: "Ya tam bir biçimde bizim milletimize dönersiniz yahut da sizi yurdumuzdan mutlaka çıkarırız." Rableri de onlara ÅŸunu vahyetti: "Zalimleri muhakkak helak edeceÄŸiz." "Ve onların ardından o topraÄŸa mutlaka sizi yerleÅŸtireceÄŸiz. Bu, makamımdan korkan, tehdidimden korkan için böyledir." Ve Allah'tan fetih istediler. Ve her inatçı zorba periÅŸan oldu. Ardından da cehennem. İrinli bir sudan içirilecekler. Onu yutmaya çalışacak ama boÄŸazından geçiremeyecek. Ölüm her yandan üstüne gelecek de bir türlü ölmeyecek. Arkasından da dehÅŸetli bir azap. Rablerine nankörlük edenlerin amelleri, fırtınalı bir günde rüzgarın tarumar ettiÄŸi küle benzer. Kazandıklarından hiçbir ÅŸey elde edemezler. İşte bu, dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir. Allah'ın, gökleri ve yeri hak olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a hiç de zor gelmez. Hepsi toplu halde, Allah'ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz sizin birer uydunuzduk. Åžimdi siz Allah'ın azabından bir kısmını bizden uzaklaÅŸtırabilir misiniz?" Cevap verecekler: "Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Åžimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok." İş bitirilince ÅŸeytan onlara şöyle dedi: "Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Åžimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni ÅŸirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür." İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar ise Rablerinin izniyle altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulmuÅŸlardır. Sürekli kalıcıdırlar orada. Birbirlerine esenlik dilemeleri, "selam" ÅŸeklindedir. Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı: Güzel söz; kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir aÄŸaca benzer. O aÄŸaç, Rabbinin izniyle yemiÅŸlerini her zaman verir. Allah, insanlara böyle örnekler verir ki, düşünüp ibret alabilsinler. Pis bir söz de gövdesi toprağın üstünde destek bulmuÅŸ bir aÄŸaca benzer, dayanağı yoktur onun. Allah, inananları dünya hayatında da ahirette de tutarlı sözle saÄŸlamlaÅŸtırır. Allah, zalimleri ÅŸaşırtır. Allah, dilediÄŸini yapar. Bakmadın mı ÅŸunlara ki, Allah'ın nimetini küfürle deÄŸiÅŸtirdiler ve toplumlarını helak yurduna kondurdular. Yaslanacakları cehenneme kondurdular. Ne kötü bir duruÅŸ yeridir o! Yolundan saptırmak için Allah'a eÅŸler uydurdular. De ki: "Hadi, nimetlenin! Sonunda varacağınız yer ateÅŸtir." İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, kendilerine verdiÄŸimiz rızıklardan, hiçbir alışveriÅŸin, hiçbir dostluÄŸun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak etsinler. Allah odur ki, gökleri ve yeri yarattı. Gökten bir su indirdi de onunla size rızık olarak türlü meyvalar çıkardı. Emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize verdi. Irmakları da emrinize verdi. Görevlerini ÅŸaÅŸmadan yapmak üzere GüneÅŸ'i ve Ay'ı da size boyun eÄŸdirdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi. Kendisinden istediÄŸiniz herÅŸeyden size bir parça verdi. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, sayıp bitiremezsiniz. DoÄŸrusu ÅŸu ki insan, gerçekten çok zalim, çok nankördür. Bir zaman, İbrahim şöyle demiÅŸti: "Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve oÄŸullarımı putlara kulluktan uzak tut." "Rabbim, onlar insanlardan birçoÄŸunu saptırdılar. Artık beni izleyen bendendir. Bana isyan edene gelince, onun hakkında sen Gafur ve Rahim'sin." "Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elveriÅŸsiz vadiye yerleÅŸtirdim ki, namazı kılsınlar, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoÅŸlanır yap. ÇeÅŸitli meyvalarla onları rızıklandır ki, şükredebilsinler." "Rabbimiz, hiç kuÅŸkusuz sen bizim gizlediÄŸimizi de bilirsin, açığa vurduÄŸumuzu da. Yerde de gökte de hiçbir ÅŸey Allah'a gizli kalmaz!" "İhtiyar yaşımda bana, İsmail'i ve İshak'ı bağışlayan Allah'a hamd olsun. Benim Rabbim, duayı gerçekten çok iyi duyar." "Rabbim! Beni, namazı özenle yerine getiren bir insan yap. Soyumdan bir kısmını da. Rabbimiz, duamı kabul et." "Rabbimiz, hesabın ortaya geleceÄŸi gün; beni, anne-babamı ve inananları affet." Sakın Allah'ı, zalimlerin yapmakta olduÄŸundan habersiz sanma. O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu... BaÅŸlarını dikerek koÅŸuÅŸurlar. Bakışları kendilerine dönmez. Yürekleri tamamen boÅŸalmıştır. İnsanları, azabın kendilerine ulaÅŸacağı gün konusunda uyar. O gün, zalimler şöyle der: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar geri bırak da çaÄŸrına cevap verip resullere uyalım." Daha önce siz, kendiniz için çöküş ve bitiÅŸ yoktur diye yemin etmediniz mi? Siz de o kendilerine zulmetmiÅŸ olanların barınaklarında oturmuÅŸtunuz. Onlara nasıl davrandığımız size açık-seçik belli olmuÅŸtu. Size örnekler de vermiÅŸtik. Tuzaklarını kurmuÅŸlardı ama Allah katında da onlar için tuzak var. Zaten onların tuzakları daÄŸları yerinden oynatacak türden olsa neye yarar! Sakın Allah'ı, resullerine verdiÄŸi söze ters düşer sanma. Allah Aziz'dir, intikam da alır. O gün yerküre baÅŸka bir yerküreye dönüştürülür. Gökler de öyle. Hepsi o Vahid ve Kahhar olan Allah'ın huzurunda dikilir. O gün suçluların, birbirine perçinlenmiÅŸ bukağılarla çengellendiklerini görürsün. Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini ateÅŸ bürümüştür. Çünkü Allah, her benliÄŸi kendi kazandığıyla karşı karşıya getirecektir. Allah, hesabı çok çabuk görür. İşte bu, onunla uyarılsınlar, Allah'tan baÅŸka ilah olmadığını bilsinler, aklı ve gönlü iÅŸleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiÅŸ bir tebliÄŸdir. Elif, Lam , Ra. İşte sana o Kitap'ın ve açık anlatımlı Kur'an'ın ayetleri. O küfre batmış olanlar zaman zaman, keÅŸke Müslüman olsaydılar diye derin bir özlem duyarlar. Bırak onları yesinler, nimetlenip zevk etsinler ve sonu gelmez arzu kendilerini oyalasın. Ama yakında bilecekler. Biz hiçbir yurt ve medeniyeti, belirlenmiÅŸ bir yazgısı olmadan ortadan kaldırmadık. Hiçbir ümmet kendisi için belirlenen sürenin ne önüne geçebilir ne de o süreyi geriletebilir. Şöyle haykırdılar: "Hey! Kendisine o zikir/Kur'an indirilen! Sen gerçekten tam bir delisin." "Hadi getirsene bize o melekleri, eÄŸer doÄŸru sözlülerdensen." Biz o melekleri ancak ve ancak hak üzere, hak bir yolla indiririz. Ve o zaman inkarcılara göz açtırılmaz. Hiç kuÅŸkusuz, o Zikir'i/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve ÅŸartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. Andolsun ki, senden öncekilerin o ilk kümeleri içine de nebiler gönderdik biz... Onlara bir tanrı elçisi gelir gelmez, onunla mutlaka alay ederlerdi. Biz o Zikir'e, günaha batmışların gönüllerinde böyle bir yol veririz. Ona inanmazlar. Oysaki, öncekilerin davranış ve akıbetleri gözlerinin önünden geçmiÅŸtir. Üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yükseliyor olsalardı, Kesinlikle şöyle diyeceklerdi: "Bizim gözlerimiz döndürüldü, bakışlarımız sarhoÅŸ edildi. Belki de biz büyüye çarptırılmış bir toplumuz." Andolsun, biz gökte burçlar oluÅŸturduk ve onu, seyredenler için süsledik. Ve onu, her kovulup taÅŸlanmış ÅŸeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden olur; onun peÅŸine de parlak bir ateÅŸ alevi düşer. Yeri yayıp döşedik, ona kuvvetli daÄŸlar diktik ve içinde ölçülü/ahenkli herÅŸeyden bitirdik. Orada sizin için ve rızıklandırıcısı siz olmadığınız kimse için geçimlikler yarattık. Hiçbir ÅŸey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz. Rüzgarları dölleyiciler olarak gönderdik; gökten bir su indirdik de onunla sizi suvardık. Onun depolayıcıları siz deÄŸilsiniz. Biziz, elbette biziz o hayat vermekte olan, o öldürmekte olan. Ve biziz sonunda mirasçı kalan. Andolsun, sizin önden gidenlerinizi bilmiÅŸizdir; andolsun geriye kalanları da bilmiÅŸizdir. Hiç kuÅŸkusuz, Rabbindir, evet O'dur onları haÅŸredecek olan. Hakim'dir O, Alim'dir. Andolsun, biz insanı; kuru çamurdan, deÄŸiÅŸken-cıvık bir balçıktan yarattık. Cini/İblis'i de daha önce kavurucu ateÅŸten yaratmıştık. Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "ben, kupkuru bir çamurdan, deÄŸiÅŸken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım" demiÅŸti. "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaÅŸtırıp öz ruhumdan içine üflediÄŸim zaman, önünde hemen secdeye kapanın." Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler. İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı. Allah dedi: "Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?" Dedi: "Kuru bir çamurdan, deÄŸiÅŸken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım." Buyurdu: "Öyleyse çık oradan, çünkü kovuldun." "Din gününe kadar üzerinde lanet var." Dedi: "Rabbim, onların dirilteceÄŸi güne kadar bana süre ver." Buyurdu: "Hadi, süre verilenlerdensin." "Bilinen vaktin gününe kadar..." Dedi: "Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünde onlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve onların tümünü kesinlikle azdıracağım." "İçlerinden riyaya sapmamış, samimi kulların müstesna." Buyurdu: "İşte bana varan dosdoÄŸru yol budur." "Benim kulların aleyhine senin elinde hiçbir güç/kanıt olmayacak. Azgınların seni izleyenleri müstesna." Cehennem onların tümünün ÅŸaÅŸmaz buluÅŸma yeridir. Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır. Allah'tan korkup korunanlar ise cennetlerde pınarlar içindedir. "Güvene kavuÅŸmuÅŸ olarak selamla girin oraya." Göğüslerindeki nefreti çekip almışızdır. Köşkler/divanlar üzerinde karşı karşıya oturan kardeÅŸler olmuÅŸlardır. Orada kendilerine zahmet/yorgunluk dokunmaz. Oradan çıkarılmazlar da. Haber ver kullarına: Hiç kuÅŸkusuz benim, evet benim, Gafur ve Rahim. Ama acıklı azabın ta kendisidir azabım benim. Onlara İbrahim'in misafirlerinden bahset. Hani onun yanına girmiÅŸlerdi de "selam" demiÅŸlerdi. O da "biz sizden korkuyoruz" diye konuÅŸmuÅŸtu. "Korkma! Biz sana bilgin bir oÄŸlan müjdeliyoruz." dediler. Dedi: "İhtiyarlık yakama yapıştıktan sonra mı bana müjde veriyorsunuz! Neye dayanarak müjde veriyorsunuz?" Dediler: "Hakk'a dayanarak müjdeledik sana, sakın ümitsizliÄŸe düşenlerden olma." Dedi: "Sapıtmışlardan baÅŸka kim ümit keser Rabbinin rahmetinden!" "Amacınız nedir ey elçiler?" diye sordu. Dediler: "Biz, günahkar bir topluluÄŸa gönderildik." "Yalnız Lut'un ailesi suçlu deÄŸildir. Biz onların hepsini kurtaracağız." "Lut'un karısı hariç. O, günahkarlarla geride kalacaktır. Öyle takdir ettik." Elçiler Lut ailesine geldiklerinde, Lut: "Siz tanınmayan kimselersiniz." dedi. Dediler: "Gerçek ÅŸu ki biz, günahkarların, hakkında kuÅŸku edip durdukları ÅŸeyi sana getirdik." "Sana gerçeÄŸi getirdik. Biz, özü-sözü doÄŸru olanlarız." "Gecenin bir yerinde aileni yola çıkar. Sen de arkalarından onları izle. Hiçbiriniz geri dönüp bakmasın. EmredildiÄŸiniz yere kadar gidin." Ona ÅŸu emri, bir hüküm olarak ilettik: Åžunlar, kökleri kesilmiÅŸ olarak sabahlayacaklardır. Åžehir halkı, elçileri duymanın sevinci içinde geldi. Lut dedi: "Bunlar benim konuklarımdır, aman beni utandırmayın." "Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin." Dediler: "Seni elalemin iÅŸiyle uÄŸraÅŸmaktan men etmemiÅŸ miydik?" Lut dedi: "EÄŸer birÅŸey yapacaksanız, iÅŸte kızlarım." Senin ömrüne yemin olsun ki onlar, kendi sersemlikleri içinde bocalıyorlardı. Nihayet o korkunç titreÅŸimli ses, onları güneÅŸ doÄŸarken yakaladı. O kentin üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine püşmiÅŸ çamurdan taÅŸlar yaÄŸdırdık. Hiç kuÅŸkusuz bunda, iÅŸaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler vardır. O kentin izleri/iÅŸaretleri, hala iÅŸleyen bir yol üzerindedir. İnananlar için bunda elbette bir ibret vardır. Eyke halkı da gerçekten zalim insanlardı. Onlardan da intikam aldık. Her ikisi önde, belirgin bir biçimde durmaktadır. Andolsun Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Ayetlerimiz onlara verdik ama onlardan yüz çeviriyorlardı. DaÄŸlardan güvenli güvenli evler yontuyorlardı. korkunç titreÅŸimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı. Kazanıp durdukarı ÅŸeylerin kendilerine hiçbir yararı olmadı. Biz gökleri, yeri ve bunların arasındakileri hak olarak yarattık. O saat elbette gelecektir. Åžimdi sen, uzanan ellerini tut, güzel davran! KuÅŸkusuz senin Rabbin, evet O, Hallak'tır, hiç durmadan yaratır; en iyi ÅŸekilde bilir. Andolsun ki biz sana ikiÅŸerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift manalılardan yedi taneyi ve ÅŸu büyük Kur'an'ı verdik. Sakın, onlardan bazı çiftlere verdiÄŸimiz nimet ve zevklere gözlerini dikme. Onlar için tasalanma da. Müminler için kanadını indir sen! Ve de ki: "Ben, evet ben, açıkça uyaran bir haberciyim." Aynı ÅŸekilde, o bölücülere/yemin edip duranlara da indirmiÅŸtik. Onlar ki Kur'an'ı parça parça/bölük bölük yaptılar. Rabbine yemin olsun ki, onları toplu halde sorgu suale çekeceÄŸiz/hepsinden mutlaka hesap soracağız; Yapıp ettiklerinden... EmrolunduÄŸun ÅŸeyi, kafalarını çatlatırcasına tebliÄŸ et; ÅŸirke bulaÅŸmışlara aldırma. Alay edip eÄŸlenenlere karşı biz yeteriz. Allah ile beraber baÅŸka tanrılar benimseyenler yakında bilecekler. Andolsun ki, onların söyledikleri yüzünden senin göğsünün daraldığını biliyoruz. Åžimdi sen, Rabbine hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol! Sana ÅŸaÅŸmaz ve kesin bilgi gelinceye kadar Rabbine ibadet et! Allah'ın emri geldi. Onunla yüzyüze gelmekte acele etmeyin. Tüm varlığın tespih ettiÄŸidir o Allah. Arınmıştır onların ÅŸirk koÅŸtuklarından. Kullarından dilediÄŸine melekleri, emrinden olan ruh ile şöyle diyerek indirir: "Gerçek ÅŸu: Benden baÅŸka ilah yok, o halde benden korkun." Gökleri ve yeri hak olarak yaratt. Arınmıştır onların ortak tuttukları ÅŸeylerden. İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiÅŸ. Davarları da o yaratmıştır. Onlar da sizin için bir ısıtıcı/koruyucu ve nice nice yararlar vardır. Onlardan bazı ÅŸeyleri/onlardan bazılarını yersiniz. Bir güzellik de vardır onlarda sizin için: Sabah saldığınız sırada, akÅŸam topladığınız sırada. Ve ağırlıklarınızı yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamayacağınız beldelere kadar taşırlar. Hiç kuÅŸkusuz, Rabbiniz gerçekten Rauf'tur, çok acıyıp esirger; Rahim'dir, sınırsızca merhamet eder. Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eÅŸekleri de yarattı. Ve bilemeyeceÄŸiniz daha neler yaratır O... Yolu doÄŸrultup denge noktasını bulmak Allah'ın iÅŸidir. Ondan sapan da var. Allah dileseydi, sizi toptan hidayete erdirirdi. O, sizin için gökten bir su indirdi; ondan bir içecek var. Kendisinden hayvanlarınıza yedirdiÄŸiniz bir aÄŸaç da ondan oluÅŸmaktadır. O suyla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeÅŸitten meyvalar bitirir. Hiç kuÅŸkusuz, bunda, derin derin düşünen bir toplum için gerçek bir mucize vardır. Geceyi, gündüzü, GüneÅŸ'i ve Ay'ı sizin emrinize vermiÅŸtir. Yıldızlar da O'nun emriyle bir hizmete boyun eÄŸmiÅŸtir. Bütün bunlarda, aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır. Ve sizin için yeryüzünde, çeÅŸit çeÅŸit renklerde baÅŸka ÅŸeylere de vücut vermiÅŸtir. Bütün bunlarda, düşünüp ibret alacak bir toplum için elbette bir mucize vardır. Ve O'dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuÅŸanacağınız bir süs çıkarmanız için denizi emrinize vermiÅŸtir. Gemileri onda yara yara gider görürsün. Böyle yapmıştır ki, O'nun kereminden nasip arayasınız ve şükredebilesiniz. Sizi çalkayıp sarsar diye yerküreye ağır daÄŸlar, ırmaklar, yollar koydu. İyiye ve doÄŸruya ulaÅŸmanız umulmaktadır. Ve nice iÅŸaretler! Yıldızla da onlar, yol ve yön doÄŸrulturlar. Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz? Allah'ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, onların sonunu getiremezsiniz. Allah, gerçekten Gafur ve Rahim'dir. Allah, sizin gizlediÄŸinizi de açığa vurduÄŸunuzu da bilir. Allah dışında yakardıklarınız hiçbir ÅŸey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır. Hayat bulmaz ölülerdir onlar. Ne zaman diriltileceklerini bile bilmezler. Tanrınız bir tek tanrıdır. Böyle iken, ahirete inanmayanlar, kibre saplandıkları için kalpleri inkarcı olmuÅŸtur. Hiç kuÅŸkusuz Allah, onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da biliyor. Hiç kuÅŸkusuz O, büyüklük taslayanları sevmiyor. Onlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiÄŸinde şöyle dediler: "Öncekilerin masallarını." Åžunun için ki onlar, kıyamet günü kendi günahlarını tamamen yüklendikten baÅŸka, ilimsizlik yüzünden saptırdıkları kiÅŸilerin günahlarının bir kısmını da yüklenecekler. Bakın, ne kötü ÅŸey yükleniyorlar! Onlardan öncekiler tuzak kurmuÅŸlardı. Bunun üzerine Allah, binalarına temellerinden çarpmış da üstlerindeki tavan tepelerine çökmüştü. Azap onlara hiç fark edemedikleri yerden gelmiÅŸti. Sonra kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek: "Kendileri için kavga çıkarıp ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiÅŸ olanlar diyecekler ki: "Bugün rezillik ve kötülük, gerçeÄŸi inkar edenleredir." Öz benliklerine zulmedip durdukları bir sırada, meleklerin vefat ettirdikleri kiÅŸiler şöyle diyerek teslim bayrağını çekerler: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk." İş hiç de öyle deÄŸil. Allah, sizin yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir. Hadi girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiÅŸ kibre sapanların barınağı. Korunup sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiÄŸinde şöyle dediler: "Hayır indirdi." Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiÅŸ takva sahiplerinin yurdu! Adn cennetleri... Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri ÅŸey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları iÅŸte böyle ödüllendirir. Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: "Selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete." Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Allah'ın emrinin gelmesini mi? Onlardan öncekiler de aynen böyle yapmışlardı. Allah onlara zulüm etmemiÅŸti. Tam aksine, onlar kendi kendilerine zulüm ediyorlardı. Sonunda, yapıp ettiklerinin kötülükleri baÅŸlarına musibet olmuÅŸ, alay edip durdukları ÅŸey kendilerini sarıvermiÅŸti. Ortak koÅŸanlar dediler ki: "EÄŸer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında birÅŸeye kulluk/ibadet etmez, O'na raÄŸmen hiçbir ÅŸeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliÄŸden baÅŸkası deÄŸildir. Andolsun, biz her ümmete şöyle tebliÄŸ yapan bir resul görevlendirdik: "Allah'a kulluk/ibadet edin, taÄŸuttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Åžimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuÅŸ görün. Sen onların iyiye ve doÄŸruya ulaÅŸmalarını tutkuyla istesen de Allah, saptırdığına yol göstermez. Hiçbir yardımcıları da olmaz onların. Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah ölen kimseyi diriltmez" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, öyle deÄŸil. Öleni diriltmek O'nun üzerinde hak bir vaattir, fakat insanların çokları bilmezler. Diriltecek ki, onlara, ihtilafa düştükleri ÅŸeyi açık-seçik göstersin ve küfre sapanlar kendilerinin yalancılar olduÄŸunu bilsinler. Biz birÅŸeyi dilediÄŸimizde, onun hakkında söyleyeceÄŸimiz söz, "ol" demekten ibarettir; o hemen oluverir. Zulme uÄŸratıldıktan sonra Allah uÄŸrunda hicret edenlere biz, dünyada elbette güzelce mekan tutturacağız. Ahiretin ödülü mutlaka daha büyüktür. Bir bilselerdi! O Allah yolunda hicret edenler, sabrederler ve yalnız Rablerine tevekkül ederler. Biz senden önce de elçi olarak kendilerinr vahyettiÄŸimiz erkeklerden baÅŸkasını göndermedik. EÄŸer bilmiyorsanız, Zikir/Kur'an ehline sorun. Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu Zikir'i/Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık-seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler. Kötülükleri yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceÄŸinden yahut hiç fark edemeyecekleri bir yerden azabın kendilerine gelmeyeceÄŸinden emin mi oldular? Yahut dönüp dolaÅŸmaları sırasında kendilerini yakalamayacağından... Onlar buna engel de olamazlar. Yoksa kendilerini korkuta korkuta sindire sindire yakalamayacağından emin midirler? KuÅŸkusuz ki, sizin Rabbiniz gerçekten Rauf'tur, Rahim'dir. Bakıp görmediler mi, Allah'ın yarattığı ÅŸeylerin gölgeleri bile, saÄŸ ve sollarından boyunları bükük bir halde, Allah için secdelere kapanarak dönüyor. Göklerdeki ve yerdeki canlı ÅŸeyler de melekler de yalnız Allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar. Üstlerinde egemen olan Rablerinden ürperirler ve emredildikleri ÅŸeyi yaparlar. Allah buyurdu ki: "İki ilah edinmeyin, ilah sadece birtek ilahtır. Yalnız benden korkun." Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Din de sürekli olarak yalnız O'nundur. Hala, Allah'tan baÅŸkasından mı korkuyorsunuz? Sahip olduÄŸunuz her nimet Allah'tandır. Sonra size bir zorluk/keder dokunduÄŸu zaman yalnız O'na yakarırsınız. Sonra da zorluk ve kederi sizden kaldırdğında, içinizden bir zümre kendi Rablerine hemen ortak koÅŸuverir, Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler diye. Hadi, zevklenin/nimetlenin, yakında bileceksiniz. Tutuyor, kendilerine sunduÄŸumuz rızıklardan hiçbir ÅŸeyin farkında olmayanlara pay çıkarıyorlar. Allah'a andolsun ki, iftira edip durduÄŸunuz ÅŸeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz. Tutuyor, Allah'a kızları nispet ediyorlar. HaÅŸa! O, bunlardan arınmıştır. İştah duydukları ÅŸeyler de kendilerinin mi? Onlardan birine kız çocuk müjdelendiÄŸinde yüzü simsiyah kesilir. Öfkeden kuduracak gibidir o. Kendisine muÅŸtulananın utancından ötürü toplumdan gizlenir. Hakaret/eziklik üzere tutsun mu onu yoksa toprağın barınağına mı gömsün onu. Bakın ne kötü hüküm veriyorlar! Ahirete inanmayanlar için kötülük örneÄŸi var. En yüce örnekse Allah içindir. O'dur Aziz, O'dur Hakim. EÄŸer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen birÅŸey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiÄŸinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler. Kendilerinin bile çirkin bulacağı ÅŸeyleri Allah'a isnat ediyorlar. Dilleri de yalan düzüp donatıyor: En ileri güzellik onlarınmış! KuÅŸkusuz olan ÅŸu: Onlar için ateÅŸ vardır. Ve ona en önde gideceklerdir. Andolsun Allah'a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de ÅŸeytan onlara amellerini süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur/o gün de onların dostu idi. Onlar için acıklı bir azap var. Bu Kitap'ı sana yalnız ÅŸunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri ÅŸeyi iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun. Allah, gökten bir su indirdi de onunla, ölümünden sonra yeryüzünde hayat verdi. KuÅŸkusuz, bunda kulak verip dinleyen bir topluluk için mutlaka bir mucize vardır. Hayvanlarda da sizin için kesin bir ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin boÄŸazından kayar gider. Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoÅŸ edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını iÅŸleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır. Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: "DaÄŸlardan evler edin, aÄŸaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da..." "Sonra, meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul." Onun karıncıklarından, renkleri çeÅŸit çeÅŸit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda ÅŸifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir mucize var. Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettirecek. İçinizden bazıları, ömrün en basit ve düşük noktasına geri çevrilir ki, bir ilimden sonra hiçbir ÅŸey bilmez olsun. Allah Alim'dir, Kadir'dir. Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eÅŸit hale gelmiyor. Allah'ın nimetini mi inkar ediyor bunlar? Allah size, kendi benliklerinizden eÅŸler nasip etti. EÅŸlerinizden de sizin için oÄŸullar ve torunlar oluÅŸturdu. Ve sizleri güzel ve temiz nimetlerle rızıklandırdı. Åžimdi bunlar, batıla mı inanıyorlar? Ve bunlar, evet bunlar, Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar? Allah'ın berisinden, kendilerine, göklerden ve yerden bir parçacık rızık veremeyen, buna güç yetiremeyen ÅŸeylere mi tapıyorlar? Artık Allah'a örnekler verip durmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Allah şöyle bir örnekleme yaptı: Hiçbir ÅŸeye gücü yetmeyen, baÅŸkasının eÅŸyasını eÅŸyası durumunda bir kul ile bizden bir güzel rızıkla rızıklandırdığımız ve ondan gizli-açık dağıtan bir kiÅŸi. Bunlar aynı olur mu?! Bütün övgüler Allah'adır ama onların çokları bilmiyorlar. Allah şöyle bir örnekleme de yaptı: İki adam; birisi dilsiz; hiçbir ÅŸeye gücü yetmez, efendisi üstüne sadece bir yük. Efendi onu nereye gönderse hiçbir hayır getiremez. Åžimdi bu adam, dosdoÄŸru bir yol üzerinde bulunup adaletle emreden kiÅŸi ile aynı olur mu? Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. O saate/dünyanın sonuna iliÅŸkin emirse bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah herÅŸeye kadirdir. Allah sizi annelerinizin karınlarından çıkardı, hiçbir ÅŸey bilmiyordunuz; şükredebilesiniz diye size iÅŸitme gücü, gözler ve gönüller verdi. Gök boÅŸluÄŸunda, bir emre boyun eÄŸdirilmiÅŸ olan kuÅŸlara bakmadılar mı? Onları Allah'tan baÅŸkası tutmuyor. Bunda, inanan bir topluluk için elbette ki izler-iÅŸaretler vardır. Allah size, evlerinizden huzur ve sükun yeri yaptı. Hayvan derilerinden de size, gerek göç gününüzde gerek konduÄŸunuz sırada rahatça taşıyacağınız evler yaptı. Ayrıca, hayvanların; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından belli bir süreye kadar kullanabileceÄŸiniz giyimlikler, döşemelikler ve kullanım eÅŸyası verdi. Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler oluÅŸturdu. DaÄŸlardan sizin için sığınak evler yaptı. Sizin için, sıcaktan koruyacak elbiselerle savaÅŸta koruyacak elbiseler de yaptı. İşte nimetini üzerinizde böyle tamamlıyor ki, O'na teslim olup esenliÄŸe ulaÅŸabilesiniz. Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliÄŸden baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Allah'ın nimetini biliyorlar, sonra da onu inkar ediyorlar. ÇoÄŸu nankördür bunların. Her ümmetten bir tanığı ortaya sürdüğümüz gün, küfre sapanlara ne izin verilir ne de özür dilemelerine imkan saÄŸlanır. Zulme sapanlar azapla yüzyüze geldiklerinde, ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır. Åžirke sapanlar, ortak tuttuklarını gördüklerinde şöyle derler: "Rabbimiz, iÅŸte bunlar seni bırakıp da yalvarıp yakardığımız ortaklarımız." Bunun üzerine ortakları onlara şöyle söz dokundururlar: "Siz, yalancılarsınız, yalancılar!" O gün hepsi Allah huzurunda teslim bayrağı çekmiÅŸ, iftira aracı olarak kullandıklarının tümü onları ortada bırakıp kaybolmuÅŸtur. İnkara sapıp Allah yolundan geri çevirenler var ya, bozgunculuk edip durmalarından ötürü onların azaplarına azap katmışızdır. Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de ÅŸu insanlar hakkında tanık olarak getireceÄŸiz. Sana bu Kitap'ı indirdik ki, herÅŸey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun. Åžu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden/edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık-doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor. AntlaÅŸma yaptığınızda, Allah'a verdiÄŸiniz söze vefa gösterin. BaÄŸlayıp pekiÅŸtirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Çünkü, kendinize Allah'ı kefil yapmış durumdasınız. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Yeminleri bozmada, ipliÄŸini kuvvetle büktükten sonra bozup parçalayan karı gibi olmayın. Bir topluluk ötekinden daha zengin ve kalabalık çıktığı için yeminlerinizi aranızda bir hile aracı yapıyorsunuz. Allah sizi bununla imtihan ediyor; ihtilafa düştüğünüz ÅŸeyleri kıyamet günü size açık bir biçimde elbette gösterecektir. Allah dileseydi, elbetteki sizi birtek ümmet yapardı. Ama O, dilediÄŸini saptırıyor, dilediÄŸini de iyiye ve güzele kılavuzluyor. Yapıp ettiklerinizden mutlaka sorgu-suale çekileceksiniz. Yeminlerinizi aranızda hile ve aldatma aracı yapmayın; aksi halde, ayak saÄŸlam bastıktan sonra kayar ve Allah yolundan alıkoyulduÄŸunuz için acıyı tadarsınız. Üstelik büyük bir azaba da uÄŸrarsınız. Allah'a verdiÄŸiniz sözü basit bir ücret karşılığı satmayın. EÄŸer bilirseniz, Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır. Sizin yanınızdaki tükenir ama Allah'ın yanındaki sonsuza dek kalıcıdır. Sabredenlere ödüllerini biz, iÅŸleyip ürettiklerinin en güzeliyle mutlaka vereceÄŸiz. Erkek yahut kadın, her kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik bir iÅŸ yaparsa onu tertemiz bir hayatla yaÅŸatırız. Ve böylelerinin ücretlerini, iÅŸleyip ürettiklerinin en güzeliyle karşılarız. Kur'an'ı okuduÄŸun zaman, o kovulup taÅŸlanmış ÅŸeytandan Allah'a sığın! Åžu bir gerçek ki ÅŸeytanın elinde, iman edip yalnız Rablerine dayananlar aleyhine hiçbir sulta/hiçbir kanıt yoktur. Onun sultası, sadece onu dost edinenlerle Allah'a ortak koÅŸanalr üstündedir. Biz bir ayeti, bir baÅŸka ayetin yerine koyduÄŸumuzda -ki Allah neyi indirmekte olduÄŸunu daha iyi bilir- şöyle der: "Sen düpedüz bir iftiracısın." Hayır, öyle deÄŸil! Bunların çokları bilmiyorlar. De ki: "İman edenleri güçlendirip kökleÅŸtirmek için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olarak, Ruhulkudüs onu, senin Rabbinden indirdi. Andolsun ki biz, onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uÄŸraÅŸtıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık Ararpça bir dildir. Allah'ın ayetlerine inanmayanlara Allah kılavuzluk etmez. Onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür. Yalanı ancak, Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydururlar. Yalancılık edenler onların ta kendileridir. Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan hariç olmak üzere, inkara göğüs açarsa, böylelerinin üzerine Allah'tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da öngörülmüştür. Bu böyledir. Çünkü, onlar ÅŸu iÄŸreti hayatı ahirete tercih etmiÅŸlerdir. Ve Allah, küfre sapanlar topluluÄŸunu doÄŸruya kılavuzlamaz. Bunlar, Allah'ın; kalpleri, kulakları ve gözleri üstüne mühür bastığı insanlardır. Gaflete saplananlar da bunların ta kendileridir. Hiç kuÅŸkusuz, ahirette hüsrana uÄŸrayacaklar da bunlardır. KuÅŸkusuz, Rabbin; iÅŸkenceye uÄŸratıldıktan sonra hicret eden, ardından da cihat edip sabreden kiÅŸiler yanındadır. Bütün bunlardan sonra senin Rabbin elbette cömertçe affedecek, cömertçe merhamet edecektir. Gün olur, herkes kendi nefsi için mücadele eder ve herkese, yaptığının karşılığı tam tamına ödenir; onlar asla zulme uÄŸratılmazlar. Allah, ÅŸu ülkeyi/medeniyeti de örnek vermiÅŸtir: Güvenli, mutlu-huzurlu idi; rızkı her yandan bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler de Allah kendilerine, sanayi olarak ürettikleri ÅŸeyler yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı. Andolsun ki, onlara içlerinden bir resul geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulümlerine devam edip dururken azap kendilerini yakalayıverdi. Allah'ın sizi rızıklandırdığı ÅŸeylerden helal ve temiz olarak yiyin. EÄŸer yalnız O'na kulluk/ibadet ediyorsanız, Allah'ın nimetlerine şükredin. O size ancak ÅŸunları haram kılmıştır: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan baÅŸkası adına kesilen hayvan. Bununla birlikte, zorda kalan baÅŸkasının hakkına tecavüz etmemek, sınırı da aÅŸmamak ÅŸartıyla bunlardan yerse, Allah bağışlayacak, merhamet edecektir. Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "ÅŸu helaldir, ÅŸu haramdır" demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar. Az bir nimetlenme ardından, acıklı bir azap var onlara. Sana anlattıklarımızı daha önce, Yahudilere haram kılmıştık. Biz onlara haksızlık etmedik; aksine, onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı. Åžu da var: Rabbin, bilgisizlik yüzünden kötülük iÅŸleyip de bunun ardından tövbe edip hallerini düzeltenler lehindedir. Sonra senin Rabbin gerçekten Gafur ve Rahim'dir. Åžu da kuÅŸkusuz ki, İbrahim baÅŸlıbaşına bir ümmet idi; bir hanif olarak Allah'ın önünde eÄŸiliyordu, müşriklerden deÄŸildi. O'nun nimetlerine şükrediyordu. Allah onu seçip yüceltti ve dosdoÄŸru bir yola kılavuzladı. Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır. Daha sonra sana ÅŸunu vahyettik: Bir hanif olarak İbrahim'in dinine uy! O, müşriklerden deÄŸildi. Cumartesi tatili, sadece onda ihtilaf edenlere farz kılındı. Rabbin, tartışmakta oldukları ÅŸey hakkında, onlar arasında kıyamet günü hüküm verecektir. Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla, en güzel olan neyse o yolla mücadele et. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. Ve O, gerçeÄŸe kılavuzlananları da en iyi bilendir. EÄŸer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. EÄŸer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret! Senin sabrın da Allah'ın yardımıyladır. Onlar için tasalanma! Kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden de telaÅŸlanma! Hiç kuÅŸkusuz, Allah, korunanlar ve güzellik sergileyenlerle beraberdir. Bütün varlıkların tespihi o kudrettedir ki, kulunu, gecenin birinde Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiÄŸimiz Mescid-i Aksa'ya yürütmüştür. Bu, ayetlerimizden bir kısmını o kulumuza göstermek/onu ayetlerimizden biri olarak göstermemiz içindir Hiç kuÅŸkusua, O, Semi'dir, Basir'dir. Musa'ya Kitap'ı verdik ve onu, "benden baÅŸka bir vekil tutmayın" buyruÄŸuyla Beniisrail'e bir kılavuz kıldık. Ey Nuh ile beraber taşıdığımız kiÅŸilerin soyu! Gerçek ÅŸu ki, Nuh çok şükreden bir kuldu. Biz, Beniisrail'e Kitap'ta ÅŸu yolda bir yargıda bulunduk: Siz yeryüzünde muhukkak iki kez bozgun vüvuda getireceksiniz ve muhakkak büyük bir kibirle böbürleneceksiniz. Nihayet, o ikiden birincisi geldiÄŸinde, üzerinize aşılmaz bir güce sahip kullarımızı gönderdik de onlar, barınakların aralarına girip araÅŸtırdılar. Ve bu, yerine getirilmiÅŸ bir vaat idi. Sonra onlar üzerinde size tekrar egemenlik verdik, mallar ve oÄŸullarla sizi güçlendirdik ve sizi toplum olarak çoÄŸalttık. EÄŸer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiÅŸ olursunuz. Ve eÄŸer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleÅŸtirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve egemenlik altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi. Rabbiniz size belki rahmet eder. Ve eÄŸer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Ve biz, cehennemi, küfre batanlar için çepeçevre kuÅŸatan bir zından yapmışızdır. Şüpheniz olmasın ki bu Kur'an en kalıcı, en doÄŸru olana kılavuzlar ve müminlere ÅŸu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar için büyük birn ödül vardır. Ahirete inanmayanlar var ya, onlar için biz korkunç bir azap hazırlamışızdır. İnsan, hayra davet eder gibi ÅŸerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla ÅŸerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir. Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbimizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz herÅŸeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık. Her insanın uÄŸursuzluk kuÅŸunu onun boynuna takmışızdır. Kıyamet günü kendisine, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız: "Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak öz benliÄŸin yeter." Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiÅŸ olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkar, bir baÅŸka günahkarın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici deÄŸiliz. Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediÄŸimizde, onun servet ve nimetle şımarmış ele baÅŸlarına emirler yönetiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidiÅŸler sergilerler. Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur; biz de oranın altını üstüne getiririz. Nuh'tan sonra da nice kuÅŸakları helek ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter. PeÅŸin isteyene dünyada peÅŸin veririz: dilediÄŸimize dilediÄŸimiz kadar. Sonra da ona cehennemi veririz; yaslanır ona kınanmış ve kovulmuÅŸ olarak. Kim de ahireti ister ve inanmış olarak ona yaraşır bir gayretle çalışırsa, böylelerinin gayretleri teÅŸekkürle karşılanır. Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız: Onlara da bunlara da Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez/kısıtlanamaz. Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık. Ama ahiret, dereceler bakımından elbette daha büyük lütuflandırma bakımından daha yücedir. Allah'ın yanına baÅŸka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın. Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan baÅŸkasına kulluk/ibadet etmeyin, anaya babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "öf" bile deme; onları azarlama onlara tatlı-iltifatlı söz söyle. İndir onlar için rahmetten tevazu kanadını ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi." Benliklerinizi içindekini Rabbiniz daha iyi bilir. EÄŸer siz barışsever/iyi kiÅŸler olursanız O, tövbeye sarılanları affeder. Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar ÅŸeytanların kardeÅŸleri olurlar. Ve ÅŸeytan kendi Rabbine nankörlük etmiÅŸtir. EÄŸer onlardan, Rabbinden ümit ettiÄŸin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan o zaman onlara yumuÅŸak/tatlı bir söz söyle. Elini baÄŸlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de salıverme! Sonra kınanır, hasret içinde bir köşede büzülür kalırsın. Hiç kuÅŸkusuz, Rabbin, dilediÄŸine rızkı açar da kısar da. O, kullarını görüyor, onlardan haber alıyor. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. KuÅŸkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır. Zinaya yaklaÅŸmayın! Çünkü o iÄŸrenç bir iÅŸtir; yol olarak da çok kötüdür. Allah'ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın! Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermiÅŸizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiÅŸÅŸtir. Yetimin malına yaklaÅŸmayın! Ancak rüştüne eriÅŸinceye kadar, güzel bir yolla ilgilenebilirsiniz. Ahdinize vefalı olun çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir. Ölçtüğünüz zaman tam ve dürüst ölçün! Hilesiz teraziyle tartın! Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir. Hakkında bigin olmayan ÅŸeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da daÄŸlara ulaÅŸamazsın. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbin katında çirkin görülmüştür. Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiÅŸ olduklarıdır. Allah'ın yanına baÅŸka tanrı koyma ki, kınanmış ve kovulmuÅŸ bir halde cehenneme atılmayasın. Rabbiniz, oÄŸulları seçip size özgüledi de kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Gerçekten siz çok dehÅŸet verici bir söz söylüyorsunuz! Biz, gerçeÄŸi, Kur'an'da da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece kaçışlarını artırıyor. De ki: "EÄŸer onların dediÄŸi gibi Allah'la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine elbette bir yol ararlardı." O hep tespih edilen onların söylediklerinden çok uzak ve çok yüksek; hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksek... Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O'nu tespih ederler. Hiçbir ÅŸey yoktur ki, O'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halim'dir, Gafur'dur. Kur'an okuduÄŸunda seninle, ahirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz. Kalpleri üzerine onu anlamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlrık koyarız. Rabbini Kur'an'da yalnız Kur'an'da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar. Onların seni dinlerken, neye kulak verdiklerini biz iyi daha biliriz. Aralarında fısıldaşırlarken de şöyle konuÅŸur o zalimler: "BüyülenmiÅŸ bir adamdan baÅŸkasının ardısıra gitmiyorsunuz!" Bak nasıl örnekler verdiler sana, nasıl sapıttılar. Artık hiçbir yola varamazlar. Dediler ki: "Biz bir yığın kemik olduÄŸumuz, un-ufak hale geldiÄŸimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceÄŸiz." De ki: "İster taÅŸ olun ister demir!" "İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki : "Peki bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse, o." Bunun üzerine baÅŸlarını sana doÄŸru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle konuÅŸacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!" Sizi çağıracağı gün onu hamd ederek çaÄŸrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz. Kullarıma de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü ÅŸeytan, yamukluk sokar. Åžeytan, insan için apaçık bir düşmandır. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik. Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davud'a da Zebur'u verdik. Dedi ki: "O'nun dışında bel baÄŸladıklarınızı çağırın; onlar, başınızdaki zorluk ve sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de deÄŸiÅŸtirebilirler." O yakarıp durduklarınızın kendileri, en çok yakınlık kazanmışları da dahil, Rablerine varmaya vesile ararlar; O'nun rahmetini umarlar, O'nun azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkulasıdır. Hiçbir kent/medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helak edeceÄŸiz yahut da ÅŸiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu, Kitap'ta satır satır yazılmış bulunuyor. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından baÅŸka birÅŸey deÄŸildir. Semud kavmine o diÅŸi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz. Hani sana: "Rabbin, insanları çepeçevre kuÅŸatmıştır." demiÅŸtik. Sana gösterdiÄŸimiz o rüyayı da Kur'an'da lanetlenmiÅŸ bulunan o aÄŸacı da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan baÅŸka bir katkı saÄŸlamıyor. Hani meleklere: "Adem'e secde edin." demiÅŸtik; onlar da secde etmiÅŸlerdi. Ama İblis secde etmemiÅŸ, şöyle demiÅŸti: "Çamur olarak yarattığın kiÅŸiye secde mi ederim?" Yine dedi: "Åžu benden üstün kıldığına bir baksana! Yemin olsun, eÄŸer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, hükmüm altına alacağım." Allah buyurdu: "Defol git! Onlardan kim sana uyarsa, cezanız cehennem olacaktır. Ne de mükemmel ceza." "Onlardan güç yetirdiÄŸini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara habire vaatte bulun." Åžeytan onlara bir aldanıştan baÅŸka ne vaat eder ki?! "KuÅŸkusuz, benim kullarım üzerinde hiçbir sultan olmayacaktır." Vekil olarak Rabbin yeter. Rabbiniz odur ki, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütüyor. O, size karşı gerçekten çok merhametlidir. Denizde size bir zorluk dokunduÄŸunda, O'nun dışındaki tüm yalvardıklarınız ortadan kaybolur. Fakat O, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür. Peki, kara tarafında sizi yere geçirivermesinden yahut üstünüze çakıl savuran bir kasırga göndermesinden emin misiniz? Sonra kendinize hiçbir vekil bulamazsınız. Yoksa sizi bir kez daha oraya gönderip üstünüze kırıp geçiren bir fırtına salarak, inkar ettiÄŸinizden dolayı sizi boÄŸmayacağından emin misiniz? Sizin adınıza, bizden bunun öcünü alacak birini de bulamazsınız. Andolsun, biz, AdemoÄŸullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlerle yükledik. Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları yarattıklarımızın birçoÄŸundan üstün kıldık. Gün olur, insan gruplarından herbirini kendi önderleriyle çağırırız. O gün kitabı kendisine saÄŸdan verilenler, kitaplarını okuyacaklar ve bir yıl kadar haksızlığa uÄŸratılmayacaklar. Bu dünyada kör olan, ahirette de kördür. Yolca da daha sapıktır o. Az kalsın seni, sana vahyettiÄŸimizden uzaklaÅŸtırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düşüreceklerdi. İşte o takdirde seni dost edinirlerdi. EÄŸer biz seni saÄŸlamlaÅŸtırmamış olsaydık, andolsun, onlara birazcık meylediverecektin. İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Ve bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın. Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı. Senden önce gönderdiÄŸimiz resullerimize uygulanan yöntem de buydu. Sen bizim yol ve yöntemimizde deÄŸiÅŸme bulamazsın. GüneÅŸin kaymasından/aÅŸağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur'an'ını da gözet. Çünkü sabah okunan Kur'an tanıklarca izlenmektedir. Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir kısmında, o Kur'an'la meÅŸgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüş bir makama/Makam-ı Mahmud'a ulaÅŸtırması umulur. Şöyle yakar: "Rabbim! Beni, gireceÄŸim yere doÄŸruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doÄŸruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver." Ve de ki: "Hak geldi batıl yıkılıp gitti. Batıl, yok olmaya zaten mahkumdu." Biz Kur'an'dan, inananlar için ÅŸifa ve rahmet olacak ÅŸeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan baÅŸka katkı saÄŸlamıyor. İnsana nimet verdiÄŸimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine ÅŸer dokununca da hemen ümitsiz oluverir. De ki: "Herkes, kendi varlık yapısına uygun iÅŸ görür. Yolca daha doÄŸru gidenin kim olduÄŸunu Rabbiniz daha iyi bilir." Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az birÅŸey verilmiÅŸtir." Andolsun, biz dilesek sana vahyetmiÅŸ olduÄŸumuzu tamamen gideriveririz, sonra onu elde etmek için bizim katımızda kendine bir vekil de bulamazsın. Ancak Rabbinden bir rahmet müstesna... KuÅŸkusuz, O'nun sana lütfu pek büyüktür. De ki: "Andolsun, eÄŸer insanlar ve cinler ÅŸu Kur'an'ın benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler." Andolsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoÄŸu inkardan baÅŸka birÅŸeyde diretmediler. Dediler ki: "Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız." "Yahut senin; hurmalardan, üzümlerden oluÅŸan bir bahçen olmalı. Onalrın aralarından ÅŸarıl ÅŸarıl ırmaklar akıtmalısın." "Yahut iddia ettiÄŸin gibi, göğü, parçalar halinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza dikmelisin." "Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indirceÄŸin zamana kadar, asla inanmayız." De ki: "Rabbimin ÅŸanı yücedir. Ben, insan bir resulden baÅŸka neyim ki?" Kendilerine hak kılavuzcusu geldiÄŸinde, insanların iman etmelerine, şöyle demelerinden baÅŸka birÅŸey engel olmadı: "Allah, bir insanı mı resul gönderdi?" De ki: "EÄŸer yeryüzünde doygunluÄŸa ulaÅŸmış melekler dolaşır olsaydı, elbette gökten onlara bir melek-resul gönderirdik." De ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, kullarından haberdardır, onları görmektedir." Allah kime hidayet verirse doÄŸru yolu bulan odur. Kimi de ÅŸaşırtırsa, böyleleri için O'nun dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne haÅŸrederiz. Varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateÅŸini körükleyiveririz. Cezaları iÅŸte budur. Çünkü ayetlerimizi inkar ettiler ve şöyle dediler: "Biz, bir kemik yığını olduktan, un-ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı, yeni bir yaratılışla diriltileceÄŸiz?" Görmediler mi ki, o gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kaadir'dir. Onlar için bir süre belirlemiÅŸtir, bunda kuÅŸku yok. Ama zalimler, inkardan baÅŸka birÅŸeyde direnmiyorlar. De kÄŸi: "EÄŸer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da harcanır-biter korkusuyla cimri davranırdınız." İnsan çok cimridir. Andolsun, biz, Musa'ya açık-seçik dokuz mucize verdik. İsrailoÄŸullarına sor: Hani, Musa onlara geldiÄŸinde Firavun ona şöyle demiÅŸti: "Ben senin kesinlikle büyülendiÄŸini düşünüyorum, ey Musa." Musa dedi: "Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, o göklerin ve yrein Rabbi birer basiret/basiretle görülebilecek birer ibret olmak üzere indirdi. Vallahi ben de seni mahvolmuÅŸ görüyorum, ey Fitavun!" Firavun onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi de biz onu ve yanındakilerin tümünü boÄŸduk. Bunun ardından, İsrailoÄŸullarına şöyle dedik: "Åžu toprakta oturun. Ahiret vaadi/ikinci vaat gelince, sizi toplayıp biraraya getireceÄŸiz." Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik. De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiÅŸ olanlara okunduÄŸunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar." Ve diyorlar: "Rabbimizin ÅŸanı yücedir, Rabbimin vaadi mutlaka gerçekleÅŸecektir." AÄŸlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar, o onların huÅŸuunu artırıyor. De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O'nundur. Namzında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut." Şöyle de: "Hamd, o Allah'a özgüdür ki, çocuk edinmemiÅŸtir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; acizlik yüzünden dost edinmemiÅŸtir." Ve tekbir edip yücelt O'nu. Hamd o Allah'a ki, kuluna Kitap'ı, kendisinde hiçbir eÄŸiklik ve çeliÅŸme yapmaksızın indirdi. Katından dosdoÄŸru gelen açık bir söz olarak indirdi onu. Ki, zorlu bir iÅŸ ve oluÅŸ konusunda uyarsın ve barışa yönelik hayırlı ameller sergileyen müminlere, kendileri için güzel bir ödül öngörüldüğünü muÅŸtulasın... Onlar, o hal üzere sonsuza dek kalıcıdırlar. Ve "Allah bir çocuk edindi" diyenleri uyarsın diye indirdi onu. Ona iliÅŸkin ne kendilerinin bir ilmi vardır ne de atalarının. Söz olarak ne büyüktür ağızlarından çıkıveren! Onlar bir yalandan baÅŸka ÅŸey söylemiyorlar. Åžimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin. Biz, yeryüzündeki ÅŸeyleri ona bir süs yaptık ki insanları, içlerinden hangisi amel yönünden daha güzeldir diye imtihan edelim. Ve ÅŸu da bir gerçek ki biz, yeryüzündeki herÅŸeyi bir kuru toprak haline elbette getireceÄŸiz. Yoksa sen o Ashab-ı Kehf'i, maÄŸara ve kitabe yaranını, bizim ayetlerimizden, hayrete düşüren bir tanesi mi sandın? Hani, o yiÄŸit gençler o maÄŸaraya sığındılar da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz, katından bir rahmet ver bize ve bizim için bir çıkış yolu lütfet iÅŸimize." Bunun üzerine bir çok yıl boyunca maÄŸarada onların kulakları üzerine ağırlık vurduk. Sonra onları dirilttik ki, iki zümreden hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap edebileceÄŸini bilelim. Biz onların haberlerini sana doÄŸru bir ÅŸekilde anlatacağız. Åžu bir gerçek ki onlar, Rablerine iman etmiÅŸ bir yiÄŸitler grubuydu. Ve biz de onların hidayetini artırdık. Kalpleriyle aramızda bir baÄŸ kurduk/kalplerini dayanıklı kıldık. Kalkıp şöyle dediler: "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O'ndan baÅŸka hiçbir ilaha yakarmayız. Aksini yaparsak saçma söz söylemiÅŸ oluruz." "Åžunlar, ÅŸu kavmimiz O'ndan baÅŸka ilahlar edindiler. Onlar hakkında açık bir kanıt getirselerdi ya! Yalan düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir?!" "Madem ki onlardan ve Allah dışındaki taptıklarından yüz çevirip kenara çekildiniz, hadi maÄŸaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden bir nasip yaysın ve iÅŸinizde size kolaylık ve baÅŸarı saÄŸlasın." GüneÅŸi görüyorsun: DoÄŸduÄŸu vakit maÄŸaralarından saÄŸ tarafa kayar, battığı vakit ise onları sol tarafa doÄŸru makaslayıp geçer. Böylece onlar maÄŸaranın geniÅŸ boÅŸluÄŸu içindedirler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah'ın kılavuzluk ettiÄŸi, doÄŸruyu bulmuÅŸtur. Åžaşırttığına gelince, sen ona yol gösteren bir veli asla bulamazsın. Sen onları uyanıktırlar sanırsın; oysaki onlar uykudadırlar. Onları saÄŸ tarafa da sol tarafa da çeviririz. Köpekleri de iki kolunu giriÅŸe uzatıp yaymıştır. Onların durumunu görseydin kesinlikle onlardan yüz çevirip kaçardın. Ve onlardan içine mutlaka korku doldurulurdu. İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar. İçlerinden biri şöyle konuÅŸtu: "Ne kadar durdunuz?" Dediler: "Bir gün yahut günün bir parçası kadar." Dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Siz ÅŸimdi birinizi ÅŸu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceÄŸi daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye fark ettirmesin." "Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taÅŸlayarak öldürürler yahut da sizi kendilerinin milletine döndürürler. O takdirde bir daha asla kurtulamazsınız." Böylece insanları onlar hakkında bilgilendirdik ki, Allah'ın vaadinin hak, kıyamet saatinin de kuÅŸkusuz olduÄŸunu bilsinler. Çünkü onlar, aralarında maÄŸara yaranının durumunu tartışıyorlardı. "Onların üstüne bir bina kurun." dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onlar hakkında görüşleri galip gelenlerse şöyle dediler: "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceÄŸiz." "Üç kiÅŸiydiler, dördüncüleri köpekleriydi." diyecekler. Åžunu da diyecekler: "BeÅŸ kiÅŸiydiler, altıncıları köpekleriydi." Gaybı taÅŸlamaktır/bilinmeyen ÅŸey hakkında atıp tutmaktır bu. Şöyle de derler: "Yedi kiÅŸiydiler, sekizincileri de köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbin daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan, çok azdır." O halde, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında hiçbir çekiÅŸmeye girme. Onlar hakkında, konuÅŸup duranlardan hiç kimseye birÅŸey sorma. Hiçbir ÅŸey için, "ben bunu yarın kesinlikle yapacağım" deme. "Allah dilerse" ÅŸeklinde diyebilirsin. UnuttuÄŸunda, Rabbini an. Ve de: "Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda baÅŸarıya/aydınlığa ulaÅŸtırır." Onlar, maÄŸaralarında üçyüz yıl kaldılar; dokuz da ilave ettiler. De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel iÅŸitendir. Onların, O'ndan baÅŸka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez." Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini deÄŸiÅŸtirecek hiçbir kudret yoktur. O'nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın. BenliÄŸini, sabah-akÅŸam yüzünü isteyerek rablerine yalvaranlarla beraber tut. İğreti dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırıp uzaklaÅŸtırma. Ve sakın, kalbini bizim Zikri'mizden/Kur'anımızdan gafil koyduÄŸumuz, boÅŸ arzularına uymuÅŸ kiÅŸiye boyun eÄŸme. Böylesinin iÅŸi hep aşırılıktır. Ve de ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin." Biz, zalimler için öyle bir ateÅŸ hazırladık ki, çadırı/duvarı/dumanı onları çepeçevre kuÅŸatmıştır. EÄŸer yardım dileseler, erimiÅŸ maden gibi yüzleri piÅŸiren bir su ile yardımlarına koÅŸulur. O ne kötü içecek, o ne kötü sığınak/dayanak! İman edip hayra ve barışa yönelik ameller segileyenlere gelince, kuÅŸkusuz ki biz, güzel iÅŸ yapanların ödülünü yitirmeyeceÄŸiz. Bunlar için, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeÅŸil giysiler giyip koltuklar üzerine kurulacaklar. O ne güzel karşılık, o ne güzel dayanak! Onlara örnek olarak ÅŸu iki adamı ver: Bunlardan birine, üzümlerden oluÅŸan iki baÄŸlık vermiÅŸ, baÄŸların çevresini hurmalarla donatmış, aralarına da ekinler serpiÅŸtirmiÅŸtik. İki baÄŸ da yemiÅŸlerini vermiÅŸ, o adamdan hiçbir ÅŸeyi eksik bırakmamıştı. İkisinin ortasından bir de nehir fışkırtmışız. Adamın baÅŸka bir geliri de vardı. Bu yüzden, arkadaşıyla konuÅŸtuÄŸu bir sırada ona şöyle demiÅŸti: "Ben, malca senden zengin, insan unsuru bakımından da güçlü ve onurluyum." Ve böylece, öz benliÄŸine zulüm ede ede baÄŸlığına girdi. Şöyle konuÅŸtu: "Bunun sonsuza deÄŸin yok olacağını sanmıyorum." "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Ama eÄŸer Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini bulacağımdan eminim." Kendisiyle konuÅŸan arkadaşı ona dedi ki: "Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete nankörlük mü ettin?" "Lakin, o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç kimseyi ortak koÅŸmam." "Bağına girdiÄŸinde, 'maÅŸallah, kuvvet yalnız Allah'tandır' desen olmaz mıydı? Gerçi sen beni, malca ve evlatça senden basit görüyorsun ama, Olabilir ki, Rabbim bana senin bağından daha deÄŸerlisini verir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de baÄŸlığın yalçın bir toprak kesilir." "Yahut suyu dibe çekilir de bir daha onu isteyemezsin bile." Derken bütün ürününe el kondu. BaÄŸ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan baÄŸ için harcadıklarına vahlanarak ovuÅŸturuyor ve şöyle diyordu: "Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koÅŸmasaydım!" Allah dışında kendisine yardım edecek bir topluluÄŸu da çıkmadı. Kendi kendini de kurtaramadı. İşte böyle bir durumda, dostluk ve koruma, hak olan Allah'tandır. O, karşılık verme bakımından da hayırlıdır, iÅŸ sonuçlandırma bakımından da hayırlıdır. Dünya hayatının ÅŸu su örneÄŸi gibi olduÄŸunu onlara anlat: O suyu gökten indirdik. Yerin bitkisi onunla karıştı. Derken o bitki, rüzgarların savurduÄŸu çöp kırıntısı haline geliverdi. Allah herÅŸey üzerinde Muktedir'dir, gücü herÅŸeye yeter. Mal ve oÄŸullar, ÅŸu iÄŸreti dünya hayatının süsüdür. Barışa ve hayra yönelik kalıcı amellerse, Rabbin katında sevapça da üstündür, beklenti bakımından da. Gün olur, daÄŸları yürütürüz. Yeryüzünü çırılçıplak görürsün. İnsanları huzurumuzda toplamış, içlerinden hiçbirini hesap dışı bırakmamışızdır. Hepsi saflar halinde Rabbine arz edilmiÅŸtir. Yemin olsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi yine bize geldiniz. Ama siz, sizin için hesabın görüleceÄŸi bir zaman belirlemeyeceÄŸimizi sanmıştınız. Kitap ortaya konulmuÅŸtur. Günahkarların, onun içindekilerden korkup ürpererek şöyle dediklerini görürsün: "Vay başımıza! Ne biçim kitap bu! Ne küçük bırakmış ne büyük. Hepsini sayıp dökmüş!" Yapıp ettiklerini hazır bulmuÅŸlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmiyor. Hani, biz, meleklere, "Adem'e secde edin" demiÅŸtik de İblis dışında hepsi secde etmiÅŸti. İblis, cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü. Åžimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Zalimler için ne kötü bir deÄŸiÅŸtirmedir bu! Ben onları ne göklerle yerin yaratılmasına, hatta ne de kendilerinin yaratılmasına tanık tuttum. Ben, sapıp gitmiÅŸleri yardımcı edinecek deÄŸilim. Bir gün Allah şöyle diyecektir: "O, birÅŸey zannettiÄŸiniz ortaklarımı çağırın!" Hemn çağırdılar ama onlar kendilerine cevap vermedi. Biz onların aralarına tehlikeli bir uçurum/yıkıcı bir düşmanlık koyduk. Suçlular, ateÅŸi gördüler de onun içine düşeceklerini anladılar; fakat ondan kaçıp kurtulmaya bir yol bulamadılar. Andolsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için her türlü örneÄŸi deÄŸiÅŸik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır. Kendilerine hidayet geldikten sonra, insanları iman etmekten, Rablerinden af dilemekten alıkoyan ÅŸey ÅŸundan baÅŸkası deÄŸildir: Evvelkilerin yol ve yöntemlerinin kendilerine de gelmesini yahut azabın karşılarına dikilivermesini beklemek. Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfre sapanlar ise batıla yapışarak onunla hakkı kaydırmak için uÄŸraşıyorlar. Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları ÅŸeyleri eÄŸlence edindiler. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onlardan yüz çeviren ve iki elinin hazırlayıp önden gönderdiÄŸi ÅŸeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Åžu bir gerçek ki, biz onların kalpleri üzerine onu anlamamaları için kabuklar geçirdik, kulakları içine de ağırlıklar koyduk. Onları hidayete çağırsan da bu durumda hidayete asla ulaÅŸamazlar. O affedici, o rahmet sahibi Rabbin, onları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, kendileri için azabı mutlaka çabuklaÅŸtırırdı. Böyle olmamıştır, ama onlar için, hiçbir kaçıp kurtulma imkanı bulamayacakları bir hesap sorma zamanı öngörülmüştür. İşte sana bir yığın kent/medeniyet! Zulme saptıklarında onları helak ettik. Onları helak etmek için de bir süre belirlemiÅŸtik. Bir zaman Musa, genç dostuna şöyle demiÅŸti: "İki denizin birleÅŸtiÄŸi yere kadar hiç durmadan yürüyeceÄŸim yahut da seneler ve seneler harcayacağım." Bu ikisi, iki denizin birleÅŸtiÄŸi yere vardıklarında, balıklarını unuttular. Bunun üzerine balık da denizde bir deliÄŸe doÄŸru yola koyuldu. Orayı geçtiklerinde Musa, genç arkadaşına dedi ki: "Hadi, getir ÅŸu sabah yemeÄŸimizi. Vallahi bu yolculuÄŸumuz yüzünden epey çektik." Genç adam dedi: "Bak sen ÅŸu iÅŸe, hani kayaya sığınmıştık ya, iÅŸte o sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan, ÅŸeytandan baÅŸkası deÄŸildi. Balık, denizin içinde acaip bir biçimde yolunu tuttu." Musa: "Arayıp durduÄŸumuz iÅŸte o idi." dedi. Bunun üzerine kendi izlerini sürerek gerisin geri döndüler. Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiÅŸ, lütfumuzdan bir ilim öğretmiÅŸtik. Musa ona dedi ki: "Sana öğretilenden bana da bir olgunluk/bir bilgi öğretmen ÅŸartıyla sana tabi olayım mı?" Dedi: "DoÄŸrusu sen benimle beraberliÄŸe dayanamazsın." "Havsalanın almadığı bir ÅŸeye nasıl dayanacaksın?" Musa dedi ki: "İnÅŸallah beni sabırlı bulacaksın; hiçbir iÅŸte sana karşı gelmeyeceÄŸim." Dedi: "Bak, eÄŸer bana uyarsan, ben sana kendisinden bahis açıncaya deÄŸin hiçbir ÅŸey hakkında bana soru sorma!" İkisi birlikte yola koyuldular. Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi deliverdi. Musa dedi: "İçindekileri boÄŸmak için mi deldin onu? Vallahi korkunç bir iÅŸ yaptın!" Dedi: "Ben söylemedim mi, sen benimle beraberliÄŸe asla dayanamazsın!" Musa dedi: "UnuttuÄŸum için beni azarlama; bu yaptığımdan dolayı da bana zorluk çıkarma." Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir oÄŸlana rastgeldiler; tuttu onu öldürdü. Musa dedi: "Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!? Vallahi çok kötü bir iÅŸ yaptın!" Dedi: "Ben sana söylemedim mi, sen benimle beraberliÄŸe asla dayanamazsın." Musa dedi ki: "EÄŸer bundan sonra sana bir ÅŸey sorarsam artık bana arkadaÅŸlık etme. Vallahi, öyle bir durumda benden ayrılmakta mazur sayılacaksın." Yine yola koyuldular. Biraz sonra bir kente geldiler. Kent halkından yemek istediler, ama onlar bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmayı bekleyen bir duvara rastladılar; genç adam tuttu onu onardı. Musa: "İsteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın." dedi. Dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır. Åžimdi sana tahammül edemediÄŸin ÅŸeylerin içyüzünü haber vereceÄŸim." "Gemiden baÅŸlayayım: O gemi, denizde işçilik yapan bir grup yoksulundu. Ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Çünkü biraz ötelerinde bir kral vardı; tüm gemilere zorla el koyuyordu." "OÄŸlan çocuÄŸa gelince: Onun anası-babası inanmış kiÅŸilerdi. ÇocuÄŸun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk." "Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha geliÅŸmiÅŸini versin." "Ve duvar. Duvar, o kentte yaÅŸayan iki yetim oÄŸlanındı. Altında, oÄŸlanlara ait bir define vardı. OÄŸlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaÅŸamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar erginliklerine ulaÅŸsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruÄŸumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediÄŸin ÅŸeylerin içyüzü budur." Sana Zülkarneyn'den de sorarlar. De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım." Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona herÅŸeyden bir sebep verdik. O da bir sebebi izledi. Nihayet, güneÅŸin battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın." Dedi: "Zulmedene azap edeceÄŸiz; sonra Rabbine döndürülecek, O da onu görülmedik bir azaba çeker." "İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸ yapana gelince, onun için ödül olarak en güzeli var. Ve ona, buyruÄŸumuzdan, kolay olanı söyleyeceÄŸiz." Sonra bir sebebi daha izledi. Biz süre sonra, güneÅŸin doÄŸduÄŸu yere varınca onu, güneÅŸe karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir topluluÄŸun üzerine doÄŸar buldu. İşte böyle! Biz onun yanında olan herÅŸeyi bilgimizle kuÅŸatmıştık. Sonra yine bir sebebi izledi. Nihayet, iki set arasına ulaÅŸtı. Setler arasında öyle bir topluluk buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı. Dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman ÅŸartıyla sana vergi verelim mi?" Dedi: "Rabbimin beni içinde tuttuÄŸu imkan ve güç daha üstündür. Siz bana bedensel gücünüzle destek verin de onlarla sizin aranıza çok muhkem bir engel çekeyim." "Bana demir kütleleri getirin!" İki ucu tam denkleÅŸtirince, "körükleyin" dedi. Onu ateÅŸ haline koyunca da "getirin bana, üzerine erimiÅŸ bakır/katran dökeyim" diye seslendi. Artık onu ne aÅŸabildiler ne de delebildiler. Dedi: "Bu, Rabbinizden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır." O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sura da üflenmiÅŸtir. Hepsini biraraya toplamışızdır. O gün cehennemi, inkarcılara öyle bir sunmuÅŸuzdur ki!... Onlar, gözleri benim Zikrim/Kur'anım karşısında perde içinde olan insanlardı. Dinlemeye dayanamıyorlardı. Küfre sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar. Biz cehennemi bir konukevi olarak inkarcılar için hazırladık. Dedi ki: "Amelleri bakımından hüsrana en çok batanları size haber vereyim mi?" O kimselerdir ki, dünya hayatındaki çabaları boÅŸa gitmiÅŸtir de onlar hala iÅŸi güzel yaptıklarını sanırlar. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na ulaÅŸmayı inkar etmiÅŸler de bütün amelleri boÅŸa çıkmıştır. Bu yüzden kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız/onlara hiçbir deÄŸer vermeyiz. İşte böyle! Cezaları cehennemdir. Çünkü nankörlük ettiler; ayetlerimi ve resullerimi eÄŸlence aracı yaptılar. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlara gelince, onların konukevleri Firdevs cennetleri olacaktır. Sürekli kalacaklardır orada. Çıkmak istemeyeceklerdir oradan. De ki: "Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez." De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduÄŸu bana vahyediliyor. O halde, Rabbine kavuÅŸmayı uman, hayra ve barışa yönelik iÅŸ yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O'na ortak koÅŸmasın!" Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad. Rabbinin rahmetinin, Zekeriyya kuluna anılışıdır bu... Hani o, Rabbine gizli bir sesle seslenmiÅŸti de, Şöyle demiÅŸti: "Rabbim, iÅŸte karşındayım. Kemik gevÅŸedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuÅŸtu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım." "Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endiÅŸe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla; Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakub hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoÅŸnutluÄŸunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim." Ey Zekeriyya! Biz sana bir oÄŸul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaÅŸ yapmadık. Dedi: "Rabbim, benim için oÄŸul nasıl söz konusu olur? Karım, doÄŸurganlığını yitirmiÅŸtir, bense yaÅŸlılığın gerçekten en ileri basamağına ulaÅŸtım." "Bu budur." dedi. Rabbin şöyle buyurdu: "Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir ÅŸey deÄŸilken seni yaratmıştım." Dedi: "Rabbim, bana bir iÅŸaret ver." Cevap verdi: "İşaretin, sapasaÄŸlam olduÄŸun halde üç gece insanlarla hiç konuÅŸmamandır." Bunun üzerine Zekeriyya, yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçti ve onlara, "sabah-akÅŸam tespih edin" diye iÅŸaret verdi. "Ey Yahya! Kitap'ı kuvvetle tut." Biz ona daha sabi iken hikmet verdik. Katımızdan bir kalp yumuÅŸaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o. Ana-babasına iyilik eden biriydi; zorba, isyancı biri deÄŸil. Selam olsun ona, doÄŸduÄŸu gün, öleceÄŸi gün ve diri olarak kaldırılacağı gün. Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doÄŸu tarafında bir mekana çekilmiÅŸti. Onlarla arasına bir perde çekilmiÅŸti. Biz de ruhumuzu ona göndermiÅŸtik de o kendisine sapasaÄŸlam bir insan ÅŸeklinde görünmüştü. Meryem demiÅŸti: "Ben senden, Rahman'a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol." Ruh dedi: "Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oÄŸlan bağışlamak için buradayım." Dedi: "Benim nasıl oÄŸlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de deÄŸilim." Dedi: "İşte böyle! Rabbim buyurdu ki: 'O benim için çok kolaydır. Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme baÄŸlanmış bir iÅŸtir bu." Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekana çekildi. Nihayet doÄŸum sancısı onu, bir hurma aÄŸacının kütüğüne götürdü. "Ah dedi, keÅŸke daha önce ölseydim, keÅŸke unutulup gitseydim." Altından ona şöyle seslendi: "Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi." "Hurma aÄŸacının kütüğünü kendine doÄŸru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir." "Artık ye, iç! Gözün aydın olsun. EÄŸer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: 'Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuÅŸmayacağım." Meryem, onu taşıyarak toplumuna getirdi. "Ey Meryem, dediler, ÅŸaşılacak bir iÅŸ yaptın!" "Ey Harun'un kızkardeÅŸi! Baban kötü bir adam deÄŸildi. Annen de bir kahpe deÄŸildi." Meryem, çocuÄŸa iÅŸaret etti. Dediler: "BeÅŸikteki bir sabiyle nasıl konuÅŸuruz?" Sabi dedi: "Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı." "Beni, bulunduÄŸum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. YaÅŸadığım sürece bana namazı, zekatı önerdi." "Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eÅŸkiya yapmadı." "Selam bana, doÄŸduÄŸum gün, öleceÄŸim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün!" İşte Meryem oÄŸlu İsa budur! Hakkında kuÅŸku ve çeliÅŸmeye düştükleri ÅŸeyin doÄŸrusu bu sözdür. Bir oÄŸul edinmek Allah'a asla yaraÅŸmaz! O'nun ÅŸanı yücedir. Bir iÅŸ ve oluÅŸa karar verdi mi, ona sadece "ol" der, o hemen oluverir. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde, O'na kulluk/ibadet edin! DosdoÄŸru yol budur. Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkarcıların haline! Bize gelecekleri gün neler iÅŸitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün, açık bir sapıklık içindedirler. Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemiÅŸken iÅŸ bitirilmiÅŸ olacaktır. Yeryüzüne ve üzerindekilere biz mirasçı olacağız, biz! Ve bize döndürülecekler. Kitap'ta İbrahim'i de an! O, özü-sözü doÄŸru bir peygamberdi. Hani, babasına demiÅŸti ki: "Babacığım; iÅŸitmeyen, görmeyen, sana hiçbir yarar saÄŸlamayan ÅŸeylere niçin kulluk ediyorsun?" "Babacığım, bana ilimden, sana ulaÅŸmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim." "Babacığım, ÅŸeytana kulluk etme! Çünkü ÅŸeytan Rahman'a isyan etmiÅŸti." "Babacığım, ben sana Rahman'dan bir azap dokunmasından, böylece ÅŸeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum!" Babası dedi: "Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun ey İbrahim! EÄŸer bu iÅŸe son vermezsen, vallahi seni taÅŸlarım. Uzun bir süre uzak kal benden!" Dedi: "Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceÄŸim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkardır." "Sizden de Allah dışındaki yakardıklarınızdan da ayrılıyorum; Rabbime dua edeceÄŸim. Umarım, Rabbime yakarışımla bahtsızlığa düşmem." İbrahim, onlardan ve Allah dışında kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve hepsini peygamber yaptık. Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doÄŸruluk dili oluÅŸturduk. Kitap'ta Musa'yı da an. Çünkü o, içtenlik ve dürüstlüğe erdirilmiÅŸti ve o bir resul, bir peygamberdi. Ona Tur'un saÄŸ tarafından seslendik. Onu, fısıldaÅŸan kimse kadar yaklaÅŸtırdık. Rahmetimizden ona kardeÅŸi Harun'u bir peygamber olarak armaÄŸan ettik. Kitap'ta İsmail'i de an! Çünkü o, vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi. Ailesine namazı, zekatı emrederdi. Rabbi katında hoÅŸnutluk kazanmış bir kiÅŸiydi. Kitap'ta İdris'i de an! Çünük o, özü-sözü tam uyuÅŸan bir kiÅŸiydi, bir peygamberdi. Onu yüce bir mekana yükselttik. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet lütfettiÄŸi peygamberlerdendir: Adem'in soyundan, Nuh'la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, kılavuzluk edip seçtiÄŸimiz kimselerden. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduÄŸunda, aÄŸlayarak secdelere kapanırlardı. Ama arkalrından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, ÅŸehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır. Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸ yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir ÅŸekilde haksızlığa uÄŸratılmayacaklar. Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiÄŸi Adn cennetlerine girecekler. KuÅŸkusuz, O'nun vaadi yerine gelir. Orada boÅŸ lakırdı deÄŸil, yalnızca "selam" iÅŸitirler. Orada kendilerinin sabah, akÅŸam, rızıkları da hazırdır. Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet iÅŸte budur. Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/bizancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herÅŸey O'nundur. Rabbin asla unutkan deÄŸildir. Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki ÅŸeylerin Rabbidir O. O'na ibadette sabırlı ol. O'na adaÅŸ olacak birini biliyor musun? Diyor ki insan: "Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?" Hatırlamıyor mu insan; o daha önce hiçbir ÅŸey deÄŸilken, onu biz yarattık. Rabbine andolsun ki; onları da, ÅŸeytanları da mutlaka haÅŸredeceÄŸiz, sonra hepsini diz çökmüş halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız. Sonra her gruptan, Rahman'a karşı kafa tutmada daha ÅŸiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız. Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduÄŸunu herkesten iyi biliriz. İçinizden oraya uÄŸramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleÅŸmiÅŸ bir hükümdür. Sonra biz, korunup sakınanları kurtacağız. Zalimleri de orada dizleri üzerine çökmüş bırakacağız. Onlara ayetlemiz açık-seçik okunduÄŸunda, inkar edenler inanlara şöyle derler: "İki zümreden makamca hangisi daha üstün, meclisçe daha güzel?" Onlardan önce nice kuÅŸaklar helak ettik ki, malca ve manzaca daha alımlıydılar. De ki: "Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuÅŸunu gördüklerinde mekanca daha kötü, taraftarca daha zayıf olanın kim olduÄŸunu bilecekler." Allah, doÄŸru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa ve hayra yönelik kalıcı iÅŸler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır. Ayetlermizi inkar edip, "bana mal da evlat da kesinkle verilecek" diyeni gördün mü! Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı! Hayır, hayır! Biz onun söylediÄŸini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız. O dediklerinize biz varis olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek. Kendilerine onur ve destek olsun diye Allah dışında ilahlar edindiler. Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkar edecekler ve onların aleyhine düşman kesilecekler. Görmedin mi biz, ÅŸeytanları inkarcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırtıyorlar. Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz. Gün olur, o takva sahiplerini biz Rahman'ın huzurunda heyet halinde toplarız. Günahkarları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz. Rahman katında söz almış olandan baÅŸkaları ÅŸefaat imkanı bulamazlar. "Rahman çocuk edindi." Dediler. Andolsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz. Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, daÄŸlar yıkılıp çökekcek; Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü. Rahman'a çocuk edinmek yakışmaz. Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman'a kul olarak gelecektir. Yemin olsun, O onların hepsini kuÅŸatmış ve tamamını tek tek saymıştır. Ve onların hepsi kıyamet günü O'na tek tek gelecektir. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluÅŸturacaktır. Biz onu; senin dilinle kolaylaÅŸtırdık ki, korunanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın. Biz onlardan önce de nice kuÅŸaklar helak ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun? Ta, Ha! Biz bu Kur'an'ı sana, zahmet çeksin, bedbaht olsın diye indirmedik; Saygıyla ürperene bir hatırlatma olsun diye indirdik. Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik. O Rahman, arÅŸ üzerine egemenlik kurmuÅŸtur. Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın baÄŸrında ne varsa O'nundur. Sen bu sözü açıkça duyuracaksın da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de... Allah'tır O. İlah yok O'ndan baÅŸka. Esmaul Hüsna, en güzel isimler O'nundur. UlaÅŸtı mı sana Musa'nın haberi? Hani, bir ateÅŸ görmüştü de ailesine şöyle demiÅŸti: "Bekleyin! Gözüme bir ateÅŸ iliÅŸti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum." Onun yanına geldiÄŸinde kendisine "Musa!" diye seslenildi. "Benim ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva'dasın." "Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle!" "Hiç kuÅŸkulanma ki ben Allah'ım. İlah yoktur benden baÅŸka. O halde bana kulluk/ibadet et ve namazını, beni hatırlayıp anmak için yerine getir." "KuÅŸku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceÄŸim ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin." "O halde ona inanmayıp keyfi peÅŸinde giden, seni ondan yüzgeri etmesin. Yoksa periÅŸan olursun." "Nedir o saÄŸ elindeki ey Musa?" Cevap verdi: "O, benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma aÄŸaçtan yaprak indiririm. Onda, iÅŸime yarayan baÅŸka özellikler de vardır." Buyurdu: "Yere at onu ey Musa!" O da onu attı. Bir de ne görsün, bir yılan olmuÅŸ o, koÅŸuyor... Buyurdu: "Al onu, korkma! Biz onu ilk görünümüne döndüreceÄŸiz." "Bir de elini koynuna sok! Bir baÅŸka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın." "Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstereceÄŸiz." "Firavun'a git! Çünkü o azdı." Musa dedi: "Rabbim, göğsümü açıp geniÅŸlet; İşimi bana kolaylaÅŸtır." "Dilimden düğümü çöz, Ki sözümü iyi anlasınlar." "Bana ailemden bir yardımcı ver, KardeÅŸim Harun'u." "Onunla sırtımı kuvvetlendir." "Onu iÅŸime ortak kıl." "Taki seni çokça tespih edelim." "Seni çokça analım." "KuÅŸkusuz, sen bizi görmektesin." Buyurdu: "İstediÄŸin sana verildi, ey Musa." "Yemin olsun sana bir kez daha lütufta bulunmuÅŸtuk." Hani, annene vahyedileni şöyle vahyetmiÅŸtik: "Onu tabuta koyup ırmaÄŸa bırak! Irmak onu sahile götürsün ki, benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiÅŸtirilesin." "Hani, kızkardeÅŸin gidiyor, şöyle diyordu: 'Onun bakımını üstlenecek kiÅŸiyi size göstereyim mi?' Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştık. Seni iyice bir imtihana da çekmiÅŸtik. Bunun ardından sen Medyen halkı içinde yıllarca kaldın. Sonra, belirlenen bir vakitte geliverdin, ey Musa!" "Seni kendim için seçip yetiÅŸtirdim." "Sen ve kardeÅŸin, ayetlerimi götürün; beni anmakta gevÅŸeklik etmeyin." "Firavun'a gidin, çünkü o azdı." "Ona yumuÅŸak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir." Dediler ki: "Rabbimiz, onun aleyhimizde bir taÅŸkınlık yapmasından yahut yine azmasından korkuyoruz." Buyurdu: "Korkmayın! Ben sizinle beraberim; iÅŸitiyorum, görüyorum." "Hadi gidin ona. Deyin ki: 'Biz senin Rabbinin iki resulüyüz. İsrailoÄŸullarını bizimle gönder, onlara iÅŸkence etme! Rabbinden sana bir mucize getirdik. Selam, hidayete uyanlaradır." "Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler üzerine olacağı bize vahyedildi." Firavun dedi: "Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?" Musa dedi: "Rabbimiz, herÅŸeye yaratılışını lütfeden, sonra da yol-yordam gösteren kudrettir." Dedi: "Peki, ilk nesillerin hali ne olacak?" "Onlara iliÅŸkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap'tadır. Rabbim ne ÅŸaşırır ne de unutur." Yeryüzünü size beÅŸik yapan, onda sizin için yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o suyla çeÅŸitli bitkilerden çiftler çıkardık. Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın. KuÅŸkusuz bunda, aklı başında insanlar için ibretler vardır. Sizi yerden yarattık. Tekrar oraya göndereceÄŸiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız. Yemin olsun, o Firavun'a ayetlerimizin tamamını gösterdik ama o yalanlayıp inadını sürdürdü. Şöyle dedi: "Büyünle bizi, toprağımızdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa!" "Senin ki gibi bir büyü, biz de mutlaka sana getireceÄŸiz. Seninle bizim aramızda öyle bir buluÅŸma yeri ve zamanı belirle ki, ne biz cayalım ne de sen. Herkese uygun bir yer olsun." Musa dedi: "Bizmle buluÅŸacağınız zaman, süs günü olsun. İnsanlar kuÅŸluk vakti bir araya getirilsin." Bunun üzerine Firavun ayrıldı, tüm kurnazlığını topladı, sonra geldi. Musa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size, yalan düzerek Allah'a iftira etmeyin! Yoksa bir azap ile kökünüzü kurutur. İftira eden, periÅŸan olmuÅŸtur." Bunun üzerine iÅŸlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaÅŸtırdılar. Dediler ki: "Åžunlar, iki büyücüden baÅŸka birÅŸey deÄŸillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar." "Hemen hünerlerinizi birleÅŸtirin, sonra saf baÄŸlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuÅŸ olacaktır." Dediler: "Ey Musa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız." Musa dedi: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koÅŸuyorlarmış hayalini verdi. Musa birdenbire içinde bir korku duydu. Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!" "SaÄŸ elindekini yere bırak! Onların, sana sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez." Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine inandık!" Firavun dedi: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceÄŸim ve yemin olsun sizi hurma aÄŸaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha ÅŸiddetli ve sürekli." Dediler: "Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceÄŸiz. VerdiÄŸin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer." "Biz Rabbimize inandık ki, günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü affetsin. Allah daha hayırlı, daha süreklidir." Åžu bir gerçek ki, Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de hayat bulur. O'nun huzuruna, hayra ve barışa yönelik iyilikler üretmiÅŸ bir mümin olarak varana gelince, iÅŸte böyleleri için çok yüksek dereceler öngörülmüştür. Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar; sürekli kalacaklar içinde. Arınıp temizlenenlerin ödülü iÅŸte budur. Andolsun, Musa'ya şöyle vahyetmiÅŸtik: "Kullarımı geceleyin yürüt! Denizde onlar için kuru bir yol aç! Size yetiÅŸecekler diye korkma, endiÅŸelenme!" Derken, Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düştü. Ama denizden onları sarıp kuÅŸatan, sarıp kuÅŸattı. Firavun kendi toplumunu saptırmıştı; kılavuzluk edemedi. Ey İsrailoÄŸulları, ÅŸu bir gerçek ki, biz sizi düşmanınızdan kurtadık. Tur'un saÄŸ yanında size vaatte bulunduk. Ve üstünüze kudret helvasıyla bıldırcın indirdik. Size verdiÄŸimiz rızkın temizlerinden yiyin! Bu konuda azgınlık etmeyin! Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider. Ve ben, tövbe eden, inanan, hayra ve barışa yönelik iÅŸ yapıp sonra da düzgün bir biçimde yol alan kimseye karşı, gerçekten çok affediciyim, Gaffar'ım. Seni toplumundan çabucak uzaklaÅŸtıran neydi, ey Musa? Dedi: "Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoÅŸnut olasın, ey Rabbim!" Buyurdu: "Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Samiri onları saptırdı." Bunun üzerine Musa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: "Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiÄŸiniz söze ters davradınız?" Dediler ki: "Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay ÅŸu: Bize o topluluÄŸun süs eÅŸyalarından bazıları yükletilmiÅŸti, onları kaldırıp attık; aynı ÅŸekilde Samiri de attı." Samiri onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: "Bu, hem sizin hem de Musa'nın tanrısıdır. Ama Musa unuttu." Görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor, kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar saÄŸlayamıyor. Yemin olsun, Harun daha önce onlara ÅŸunu söylemiÅŸti: "Ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. Sizin Rabbiniz o Rahman'dır. Artık bana uyun, emrime itaat edin!" Onlar şöyle demiÅŸlerdi: "Musa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceÄŸiz." Musa dedi: "Ey Harun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de, Benim ardım sıra gelmedin. Emrime isyan mı ettin?" Harun dedi: "Ey annemin oÄŸlu! Sakalımı, başımı tutma! Ben senin şöyle diyeceÄŸinden korkmuÅŸtum: 'Beniisrail arasına ayrılık soktun, sözüme baÄŸlı kalmadın!" Musa dedi: "Senin derdin neydi, ey Samiri?" Samiri dedi: "Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoÅŸ gösterdi." Musa dedi: "Defol, çünkü sen hayatın boyunca "bana dokunmayın!" diyeceksin. Ve senin için asla kaytaramayacağın bir hesap zamanı da var. O başını bekleyip durduÄŸun tanrına bir bak! Onu kesinlikle yakacağız, sonra da un-ufak edip denize dökeceÄŸiz." Gerçek olan ÅŸu ki, sizin ilahınız kendisinden baÅŸka hiçbir tanrı olmayan Allah'tır. O, ilim bakımından herÅŸeyi çepeçevre kuÅŸatmıştır. İşte böylece, geçip gitmiÅŸlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Biz sana katımızdan bir Zikir vermiÅŸizdir. Kim ondan yüz çevirirse kıyamet günü bir günah yüklenecektir. Sürekli olarak o yükün altındadır; kıyamet gününde bu onlar için ne kötü yüktür! O gün sura üfürülür ve günahkarları o gün gözleri gömgök bir halde haÅŸredeceÄŸiz. Aralarında fısıldaşır gibi konuÅŸurlar: "Ancak on gün filan kaldınız." Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: "Eni-sonu, bir gün kaldınız." Sana daÄŸlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un-ufak edecektir." "Yerlerini bomboÅŸ, dümdüz bırakacaktır." "Yerlerinde bir eÄŸrilik de bir yumruluk da görmeyeceksin." O gün, eÄŸip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışırtıdan baÅŸka birÅŸey iÅŸitmezsin. O gün ÅŸefaat yarar saÄŸlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiÄŸi ve sözünden hoÅŸnut olduÄŸu kimse müstesna... Onların önceden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar O'nu ilimle kuÅŸatamazlar. Bütün yüzler o Hayy ve Kayyum önünde yere inmiÅŸtir. Zulüm taşıyan periÅŸan olup gitmiÅŸtir. Mümin olarak hayra ve barışa yönelik iyilikler yapan ise ne haksızlığa uÄŸratılmaktan korkar ne de ezilip horlanmaktan. Biz onu iÅŸte böyle, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki korunabilsinler, yahut da Kur'an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun. O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de: "Rabbim, ilmimi artır!" Andolsun, biz daha önce Adem'e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulmadık. Hani meleklere, "Adem'e secde edin" demiÅŸtik de İblis müstesna hepsi secde etmiÅŸti. İblis dayatmıştı. Bunun üzerine biz şöyle demiÅŸtik: "Ey Adem! Åžu, senin de eÅŸinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun." "Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman." "Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneÅŸten yanacaksın." Derken, ÅŸeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: "Ey Adem! Sana, sonsuzluk aÄŸacıyla eskimez-çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?" Nihayet onlar ondan yediler. Bunun üzerine çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye baÅŸladılar. Adem, Rabbine isyan etmiÅŸ, ÅŸaşırıp kalmıştı. Sonra Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doÄŸruya kılavuzladı. Allah dedi: "İkiniz birlikte inin oradan. Birbirinize düşmansınız. Benden size bir hidayet geldiÄŸinde, benim o hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur." Kim benim Zikrim'den/Kur'anımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat ÅŸekli/dar bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haÅŸrederiz. O der ki: "Rabbim, beni neden kör haÅŸrettin, ben gören biri idim?" Allah buyurur: "Ayetlerimiz sana geldiÄŸinde sen böyle unutmuÅŸtun; bugün de sen aynı ÅŸekilde unutuluyorsun." İsraf eden/haddi aÅŸan ve Rabbinin ayetlerine inanmayan kimseleri biz böyle cezalandırırız. Ve ahiretin azabı çok daha ÅŸiddetli, çok daha kalıcıdır. Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helak etmemiz onları yola getirmedi mi? Onların yurtlarında/barınaklarında dolaşıp duruyorlar. Akıl sahipleri için bunda elbette ibretler vardır. EÄŸer Rabbin tarafından daha önce söylenmiÅŸ bir söz, belirlenmiÅŸ bir süre olmasaydı, bunlar için de helak kaçınılmaz olurdu. Artık onların söylediklerine sabret; güneÅŸin doÄŸuÅŸundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et! Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucundan da tespih et ki hoÅŸnutluÄŸa erebilesin. Onlardan bazıları çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iÄŸreti hayatın süsü olarak verdiÄŸimiz nimetlere, gözlerini dikme! Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha süreklidir. Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et! Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç, takvanındır! Dediler ki: "Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!" Peki, önceki sayfalardaki açık kanıt onlara gelmedi mi? EÄŸer biz onları, ondan önce bir azapla helak etseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: "Rabbimiz, ne olurdu bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık! De ki: "Herkes bekleyip gözetlemede; hadi siz de bekleyip gözetleyin! Yakında bileceksiniz dosdoÄŸru yolu izleyenler kimlermiÅŸ, hidayete eren kimmiÅŸ!" YaklaÅŸtı insanlara hesapları. Ve onlar hala gaflet içinde yüz çevirip durmadalar. Rablerinden kendilerine ulaÅŸan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eÄŸlenerek dinliyorlar. Kalpleri hep oyun ve oyalamada. O zulüm sergileyenler, ÅŸu yolda bir fısıldaÅŸmayı iyice koyulaÅŸtırdılar: "Bu adam, sizin gibi bir insandan baÅŸkası deÄŸil. Gözünüz baka baka büyüye mi gidiyorsunuz!" Dedi: "Rabbim, gökteki sözü de yerdeki sözü de bilir. O, herÅŸeyi duyan, herÅŸeyi bilendir." Şöyle de dediler: "Saçma sapan rüyalar bunlar! Belki de uydurduÄŸu bir yalandır. Belki de bir ÅŸairdir o. Hadi bir mucize getirsin bize, öncekilere gönderildiÄŸi gibi..." Onlardan önce yere batırdığımız hiçbir yurt ve uygarlık iman etmemiÅŸtir. Onlar mı iman edecekler! Senden önce de ancak kendilerine vahyettiÄŸimiz erler gönderdik. Hadi, sorun Zikir/Kur'an ehline, eÄŸer bilmiyorsanız... Biz onları yemek yemez bir ceset olarak yaratmadık. Onlar sonsuza dek kalıcı da deÄŸillerdi. Sonra onlara verilen söze sadık kaldık da onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ve israfa saplanıp haddi aÅŸanları helak ettik. Andolsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız, zikriniz yalnız ondadır! Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız? ZulmetmiÅŸ nice kenti/medeniyeti biz kırıp geçirdik ve arkalarından baÅŸka bir topluluk oluÅŸturduk. Åžiddetimizi hissettiklerinde hiç vakit geçirmeksizin oradan dört nala kaçıyorlardı. Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına düştüğünüz yere, maskelerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz. Dediler: "Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermiÅŸiz." Bu davaları sürüp giderken biz onları kökten biçiverdik, sönüp silindiler. Biz, gökleri de yeri de bunlar arasındakileri de eÄŸlenip eÄŸlendirelim diye yaratmadık. EÄŸer bir eÄŸlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar deÄŸildik/yapsaydık öyle yapardık. Hayır, biz hakkı, batılın üzerine fırlatırız da o, onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o yok olup gitmiÅŸtir. Yakıştırdığınız niteliklerden ötürü yazıklar olsun size! Göklerde ve yerde kim varsa O'na aittir. Ve O'nun katındakiler, O'na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar. Gece ve gündüz tespih ederler, bıkıp usanmazlar. Yoksa yerden bazı ilahlar edindiler de topraktan çıkarıp dirilme iÅŸini onlar mı yapacak? EÄŸer yerde-gökte Allah'tan baÅŸka tanrılar olsaydı, o ikisi de mutlaka fesada uÄŸrarlardı. Arşın Rabbi o Allah, onların nitelendirmelerinden yücedir, uzaktır. O, yaptığından hesaba çekilmez ama onlar hesaba çekilirler. Yoksa O'nun dışında bazı ilahlar mı edindiler? De ki: "Susturucu delilinizi getirin! Benimle beraber olanların da benden öncekilerin de Zikir'i budur. Ne yazık ki onların çokları hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler." Senden hiçbir resul göndermedik ki ona şöyle vahyetmiÅŸ olmayalım: "Gerçek ÅŸu: İlah yok benden baÅŸka, artık bana kulluk/ibadet edin." "Rahman, çocuk edindi!" dediler. HaÅŸa, bundan arınmıştır O! Onlar lütuflandırılmış kullardır. Onlar O'nun sözünün önüne geçemezler; onlar yalnız O'nun emriyle iÅŸ yaparlar. O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun hoÅŸnutluk verdiklerinden baÅŸkasına da ÅŸefaat etmezler. Ve onlar O'nun korkusundan titrerler. İçlerinden her kim, "ben O'nun dışında bir ilahım" derse böylesini cehennemle cezalandırırız. Zalimleri iÅŸte böyle cezalandırırız biz. O küfre sapanlar görmediler mi ki gökler ve yer bitiÅŸik idi, biz onları ayırdık. Her canlı ÅŸeyi sudan oluÅŸturduk. Hala iman etmeyecekler mi? Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım daÄŸlar diktik. Ve orada geniÅŸ geniÅŸ yollar açtık ki, doÄŸru gidebilsinler. Göğü, korunmuÅŸ bir tavan yaptık. Ama onlar göğün ayetlerinden hala yüz çeviriyorlar. O odur ki, geceyi, gündüzü, güneÅŸi ve ayı yarattı. Herbiri bir yörüngede yüzmektedir. Senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Åžimdi sen ölürsen, onlar ölümsüz mü olacaklar? Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi ÅŸer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. O küfredenler seni gördüklerinde, seni ÅŸu ÅŸekilde alaya almaktan baÅŸka birÅŸey yapmazlar: "İlahlarınızı diline dolayan bu mu?" Ama kendileri Rahman'ın Zikri'ni örtüp inkar ediyorlar. İnsan, aceleden yaratılmıştır. Ayetlerimi size göstereceÄŸim. Benden acele istemeyin! Diyorlar ki: "EÄŸer doÄŸru sözlüler iseniz bu vaat ne zaman?" O inkar edenler, ne yüzlerinden ne sırtlarından azabı uzak tutamayacakları ve hiçbir yardım da göremeyecekleri zamanı bir bilselerdi! DoÄŸrusu ÅŸu ki, onlara ansızın gelecek de onları ÅŸaÅŸkınlıktan donduracak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ne de yüzlerine bakılacak. Andolsun, senden önceki resullerle de alay edilmiÅŸtir. Sonunda, onlarla eÄŸlenenleri, alay konusu yaptıkları ÅŸey kuÅŸatıverdi. De ki: "Sizi gece ve gündüz Rahman'dan kim koruyabilir?" Hayır, hayır! Onlar, Rablerinin Zikri'nden/Kur'an'dan yüz çeviriyorlar. Yoksa onların; kendilerini bize karşı siperleyecek tanrıları mı var? Ne kendilerine yardıma güç yetirebilirler ne de bizden bir dostluÄŸa muhatap olurlar. Gerçek ÅŸu ki, biz onları ve atalarını, ömür kendilerine uzun gelecek kadar nimetlendirdik. Hala görmüyorlar mı ki, biz yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz. Galip gelenler onlar mı? De ki: "Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıklarında çaÄŸrıyı iÅŸitmezler ki! Rabbinin azabından onlara bir nefha dokunsa, yemin olsun şöyle diyecekler: "Vay bizlere, biz zalimlermiÅŸiz." Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız/adaleti terazilere koyacağız. Hiç kimseye zerre kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar birÅŸey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz! Andolsun, biz, Musa'ya ve Harun'a hak ile batılı ayıran, korunanlar için bir ışık ve öğüt olan furkanı verdik. O korunanlar ki, hiç görmeden Rablerinden korkarlar. Kıyamet saatinden de ürperirler onlar. Bu, bereketli bir Zikir'dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkar mı ediyorsunuz? Andolsun, İbrahim'e daha önceden, doÄŸruyu bulma gücünü vermiÅŸtik. Onu bilmekteydik biz. Babasına ve toplumuna şöyle demiÅŸti: "Åžu başına toplanıp durduÄŸunuz heykeller de ne?" Dediler: "Atalarımızı onlara kulluk/ibadet eder bulduk." Dedi: "Vallahi, siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz." Dediler: "Sen gerçeÄŸi mi getirdin yoksa oynayıp eÄŸlenenlerden biri misin?" Dedi: "Hiç de deÄŸil! Sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de bunlara tanıklık edenlerdenim." "Allah'a yemin ederim, sırtınızı dönüp gidiÅŸinizden sonra, putlarınıza bir oyun çevireceÄŸim." Sonunda onları parça parça etti. Yalnız en büyüklerini bıraktı ki, dönüp ona baÅŸvurabilsinler. Dediler: "Tanrılarımıza bunları yapan kesinlikle zalimlerdendir." Dediler: "Onları diline dolayan bir genç duymuÅŸtuk. Kendisine 'İbrahim' deniyor." Dediler: "Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler." Dediler: "Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?" Dedi: "Hayır, ben deÄŸil! Åžu büyükleri yapmıştır onu, Hadi, sorun onlara eÄŸer konuÅŸabiliyorlarsa!" Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: "Siz zalimlerin ta kendilerisiniz." Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: "Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuÅŸamazlar." İbrahim dedi: "Siz Allah'ın berisinden, size hiçbir ÅŸekilde yarar saÄŸlamayan, zarar veremeyen ÅŸeylere mi tapıyorsunuz?" "Yuh size ve Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza! Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?" Dediler: "Yakın bunu! EÄŸer birÅŸey yapacak kiÅŸilerseniz, ilahlarınıza yardım edin." Biz de şöyle dedik: "Ey ateÅŸ, İbrahim'e serin ol, selam ol!" Ona tuzak kurmak istediler de biz onları hüsranın en beterine uÄŸrayanlar yaptık. Biz onu da Lut'u da kurtarıp içinde alemlere bereketler sakladığımız topraÄŸa ulaÅŸtırdık. Ona İshak'ı bağışladık, ayrıca Yakub'u da hediye ettik. Hepsini hak ve barış için çalışan insanlar yaptık. Onları, bizim buyruÄŸumuzla yol alan önderler yaptık. Onlara iyilikler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, yalnız bize kulluk ediyorlardı. Lut'a da hükümranlık ve ilim verdik. Onu, pislikler üretip duran bir kentten kurtardık. O kent halkı yoldan çıkmış kötü bir kavimdi. Onu rahmetimizin içine soktuk. O, hak ve barış için çalışanlardandı. Nuh'a gelince, o da daha önce bize yakarmıştı. Yakarışına cevap verdik de onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık. Ona, ayetlerimizi yalanlayan topluluÄŸa karşı yardım ettik. Kötülüğün toplumuydu onlar. Hepsini birden batırıp boÄŸduk. Ve Davud ile Süleyman... Hani, halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı da biz hükümlerine tanıklar olmuÅŸtuk. Onu Süleyman'a derhal kavrattık. Herbirine hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a daÄŸları boyun eÄŸdirdik. KuÅŸlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz. Ona, sizi sizin ÅŸiddetinizden koruyacak olan zırh yapma sanatını verdik. Peki siz şükrediyor musunuz? Ve Süleyman'a kasırgayı boyun eÄŸdirdik. İçini bereketlerle doldurduÄŸumuz topraÄŸa doÄŸru onun emriyle akıp giderdi. HerÅŸeyi bilenleriz biz. Kendisi için dalgıçlık eden, daha baÅŸka iÅŸ de yapan bazı ÅŸeytanları da onun emrine verdik. Biz onları koruyup gözetiyorduk. Ve Eyyub... Rabbine şöyle yakarmıştı: "Dert gelip çattı bana; sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin." Hemen cevap verdik ona, kendisindeki derdi kaldırdık. Tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir hatırlatma olarak, ona ailesini ve beraberlerinde benzerlerini de verdik. İsmail, İdris, Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Hepsini rahmetimize soktuk. Onlar hak ve barış için çalışanlardı. Ve Zünnun. Hani kızarak gitmiÅŸti de ona asla güç yetiremeyeceÄŸimizi sanmıştı. Sonra, karanlıkların baÄŸrında şöyle yakardı: "Senden baÅŸka ilah yok, tespih ederim seni. KuÅŸkusuz, ben zalimlerden oldum." Hemen imdadına yetiÅŸtik. Gamdan kurtardık onu. İnananları iÅŸte böyle kurtarırız biz. Ve Zekeriyya. Hani, Rabbine yakarmıştı: "Rabbim, beni yapayalnız, bir başıma bırakma. Sen, mirasçıların en hayırlısısın." Kendisine hemen cevap vermiÅŸ, Yahya'yı ona hediye etmiÅŸ, karısını kendisi için doÄŸurmaya elveriÅŸli hale getirmiÅŸtik. Onlar, hayırlarda yarışırlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı. Onlar, bize ürpererek saygı gösterirlerdi. Ve o, cinsiyet organını/ırzını titizlikle koruyan kadın. Onun baÄŸrına ruhumuzdan üfledik de kendisini ve oÄŸlunu alemler için bir mucize yaptık. İşte ÅŸu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinizim. O halde, bana kulluk/ibadet edin. İşlerini aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler. Kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik iÅŸlerden birÅŸey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine katiplik ederiz. Helak ettiÄŸimiz bir kente/medeniyete yaÅŸamak haram edilmiÅŸtir. Onlar bir daha geri dönemezler. Ye'cuc ve Me'cuc'ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler. Hak olan vaat yaklaÅŸmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. "Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik." derler. Siz ve Allah'ın berisinden kulluk/kölelik ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz. EÄŸer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysaki, hepsi orada sürekli kalacaklardır. Onlar için orada derin bir iç çekiÅŸ var. Ve onlar orada hiçbir ÅŸey iÅŸitmezler. Tarafımızdan kendilerine güzellik hazırlananlara gelince, bunlar cehennemden uzaklaÅŸtırılmışlardır. Onun uÄŸultusunu duymazlar. Onlar, gönüllerinin istediÄŸi ÅŸeyler içinde sürekli yaÅŸayacaklardır. O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılarlar: "Bu size o vaat edilen gününüzdür." Gün olur göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz. İlk yaratılışta baÅŸladığımız gibi onu baÅŸtan yaparız. Üzerimizde bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız. Andolsun, Zikir'den sonra Zebur'da ÅŸunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım varis olacaktır. KuÅŸkusuz, bunda, kulluk eden bir topluluk için kesin bir tebliÄŸ vardır. Ve biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik. De ki: "Bana ÅŸu vahyediliyor: Tanrınız ancak birtek tanrıdır. Peki siz müslümanlar mısınız?" EÄŸer yüz çevirirlerse de ki: "Hepinize aynı ÅŸekilde, aynı düzeyde açıkladım. Artık bilmiyorum, tehdit edildiÄŸiniz ÅŸey yakın mıdır, uzak mıdır?" KuÅŸkusuz O, sözün açığa vurulanını da bilir; saklamakta olduklarınızı da bilir. Bilmiyorum belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir nimetlendirmedir. Resul şöyle yakardı: "Rabbim, hak ile hükmet! Bizim Rabbimiz Rahman'dır. Sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına baÅŸvurulandır, Müstean'dır." Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi gerçekten çok büyük birÅŸeydir. Onu göreceÄŸiniz gün, her emzikli kadın, emzirdiÄŸinden vazgeçer ve her gebe kadın, taşıdığını düşürür. Sen o gün insanları sarhoÅŸlar halinde görürsün; oysa ki onlar sarhoÅŸ deÄŸillerdir, ama Allah'ın azabı çok ÅŸiddetlidir. İnsanlardan bazıları vardır, hiçbir ilme sahip olmadan Allah konusunda mücadele eder ve her inatçı -kaypak ÅŸeytanın ardısıra gider. O ÅŸeytan üzerine şöyle yazılmıştır: Kim buna dost olursa muhakkak o onu saptırır ve onu, alevi zorlu ateÅŸin azabına götürür. Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuÅŸku içinde olabilirsiniz. Ama ÅŸu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan/döllenmiÅŸ bir karışımdan, sonra ne olduÄŸu kısmen belirli, kısmen belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık-seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediÄŸimiz ÅŸekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize ulaÅŸmanızı saÄŸlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı ilimden sonra birÅŸey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine suyu indirdiÄŸimizde titrer, kabarır ve her güzel/bereketli çiftten bir ÅŸeyler bitirir. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltiyor ve O, herÅŸey üzerine kudretiyle egemendir. Ve saat mutlaka gelecektir. KuÅŸku yok onda. Ve Allah kabirlerdeki ÅŸuurlu varlıkları diriltecektir. İnsanlar içinde öylesi vardır ki, Allah konusunda ilimsiz, kılavuzsuz ve aydınlık getiren bir kitaba sahip olmaksızın mücadele edip durur. Yanını eÄŸip bükerek uÄŸraşır ki, Allah yolundan saptırıversin. Böyle kiÅŸiye dünyada bir yüz karası öngörülmüştür. Ve kıyamet günü biz ona, o kasıp kavuran yangının azabını tattıracağız. "Al, iÅŸte bu, iki elinin önden gönderdiÄŸidir. Åžu bir gerçek ki, Allah, kullara asla zulmedici deÄŸildir." İnsanlardan bazısı da Allah'a kıyıdan kıyıya ibadet eder. Kendisine bir hayır isabet ettiÄŸinde, onunla tatmin bulup yatışır; kendisine bir fitne, bir deneme gelip çattığında yüzüstü geri dönüverir. Dünyada da kayba uÄŸramıştır böylesi, ahirette de. Apaçık hüsranın ta kendisi iÅŸte budur. Allah'ın berisinden, kendisine zarar veremeyecek, yarar saÄŸlayamayacak ÅŸeylere kulluk eder. Dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir bu. Zararı yararından daha yakın olan kiÅŸiye yalvarır/davet eder. Ne kötü bir destekçidir o, ne kötü bir efendidir! Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah, dilediÄŸini yapar. Kim Allah'ın dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceÄŸini sanıyorsa; bir sebeple göğe uzansın, sonra öteki iliÅŸkilerini kessin de bakıversin: Oyunu, öfkelendiÄŸi ÅŸeyleri gerçekten giderecek mi? Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. KuÅŸkusuz, Allah, dilediÄŸine/dileyene kılavuzluk eder. İman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve ÅŸirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, herÅŸey üzerinde Åžehid'dir, tanıktır. Görmedin mi göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneÅŸ, ay, yıldızlar, daÄŸlar, aÄŸaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoÄŸu hep Allah'a secde ediyor. BirçoÄŸunun da üzerine azap hak olmuÅŸtur. Allah'ın hakir kıldığına ikramda bulunan olmaz. Allah, dilediÄŸini yapar. İşte ÅŸu iki hasım, Rableri hakkında çekiÅŸip durmuÅŸlardır. Sonuçte küfre sapanlar için ateÅŸten giysi biçilmiÅŸtir. BaÅŸlarının üstünden de kaynar su dökülmektedir. Bu suyla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Bunlar için bir de demirden kamçılar var. Istırap yüzünden oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler: "Tadın ÅŸu yangın azabını!" Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada, altından bilezikler ve inciyle süsleneceklerdir. Ve orada giysileri ipektir. Sözün güzeline ve tatlısına ulaÅŸtırılmışlardır; Hamid olan Allah'ın yoluna ulaÅŸtırılmışlardır. Küfre sapanlar, Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışardan gelen tüm insanlar için oluÅŸturduÄŸumuz Mescid-i Haram'dan da geri çeviriyorlar. Kim orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız. Bir zamanlar, İbrahim için, Beytullah'ın yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir ÅŸeyi ortak koÅŸma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rüku-secde edenler için temizle. İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerekse derin vadilerden gelerek, yorgunluktan incelmiÅŸ binitler üzerinde sana ulaÅŸsınlar. Kendilerine ait bir takım yararlara tanık olsunlar. Kendilerine rızık olarak verdiÄŸi kurbanlık hayvanlar üzere belirli günlerde Allah'ın adını ansınlar. İşte bunlardan yiyin, sıkıntı içindeki fakiri de doyurun. Sonra, kirlerini atsınlar, adaklarını yerine getirsinler, Beytullah'ı tavaf etsinler. İşte böyle! Kim Allah'ın yasaklarına saygılı olursa bu, Rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Karşınızda okunarak açıklananlar hariç, tüm hayvanlar size helal kılınmıştır. Artık putların pisliÄŸinden, yalan sözden uzak durun; Allah'a ortak koÅŸmadan, hanifler olarak... Allah'a ortak koÅŸan kiÅŸi, gökten düşmüş de kendisini kuÅŸlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir. İşte böyle. Kim Allah'ın kutsallık niÅŸanı yaptığı ÅŸeyleri yüceltirse bu yaptığı, gönüllerin takvasındandır. Onlarda sizin için, belirli bir süreye kadar yararlar vardır. Sonunda onların varacakları yer Beytullah'tır. Biz her ümmet için bir kurban yeri/bir kurban kesme tarzı belirlemiÅŸizdir ki, kendilerine rızık olarak verdiÄŸi kurbanlık hayvanların üstüne Allah'ın ismini ansınlar. Sizin tanrınız bir tek tanrıdır; o halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllü, saygılı kiÅŸileri muÅŸtula. Onlar öyle insanlardır ki, Allah anıldığında kalpleri titrer; baÅŸlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler. Ve kendilerine verdiÄŸimiz rızıklardan infak ederler. Biz o büyükbaÅŸ hayvanları da sizin için Allah'ın kutsallık niÅŸanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar ayakları üzerine sıralanmış halde dururken, üzerlerine Allah'ın isimini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz. Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaÅŸmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu ÅŸekilde boyun eÄŸdirdik ki, sizi hidayete erdirdiÄŸi için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver. Allah, iman edenleri savunur. Åžu da kuÅŸkusuz ki, Allah hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez. Kendilerine savaÅŸ açılanlara savaÅŸma izni verilmiÅŸtir. Çünkü onlar zulme uÄŸratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir. Onlar sırf, "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. EÄŸer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler her halde yerle bir edilirdi. Allah, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Allah elbette Kavi'dir, Aziz'dir. Onlar o kiÅŸilerdir ki eÄŸer kendilerini yeryüzünde imkan ve güç sahibi yapsak namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliÄŸi emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Tüm iÅŸ ve oluÅŸlar Allah'a varır. EÄŸer seni yalanlıyorlarsa bilesin ki, senden önce Nuh kavmi de Ad da, Semud da yalanladı. İbrahim'in kavmi de Lut'un kavmi de... Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı da ben, inkarcılara biraz süre vermiÅŸ sonra hepsini yakalamıştım. Nasılmış benim azabım! Zalim olduÄŸu için helak ettiÄŸimiz nice kent/medeniyet var ki, duvarları, tavanalrı üzerine çökmüş halde. Nice kullanılmaz halde bırakılmış su kuyusu, nice görkemli/süslü/bakımlı köşk var. Yeryüzünde hiç dolaÅŸmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Åžu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleÅŸir. Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Åžu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduÄŸunuzun bin yılı gibidir. Nice kent/medeniyet var ki, zulme saptığı halde, ona süre tanıdım. Ama sonra kendisini yakalayıverdim. Dönüş yalnız banadır. De ki: "Ey insanlar, ben sizin için, açıklayıcı bir uyarıcıdan baÅŸkası deÄŸilim." İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır. Ayetlerimizi iÅŸe yaramaz kılmak için gayret gösterenlere gelince, onlar cehennemin dostlarıdır. Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o birÅŸey dilediÄŸinde, ÅŸeytan onun düşünce ve dileÄŸi içine birÅŸey atmış olmasın. Ama Allah, ÅŸeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini muhkemleÅŸtirir. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Bu, Allah'ın; ÅŸeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlara, gönülleri katılaÅŸanlara bir fitne yapması içindir. Zalimler, geri dönülmez bir ayrılık ve kopuÅŸ içindedirler. Kendilerine ilim verilenler onun, senin Rabbinden bir hak olduÄŸunu bilsinler, ona inansınlar da kalpleri ona saygı duysun diye böyle yapılmıştır. Åžu bir gerçek ki Allah Hadi'dir, iman edenleri dosdoÄŸru yola mutlaka ulaÅŸtıracaktır. İnkar edenler ise kıyamet ansızın baÅŸlarına patlayıncaya kadar, yahut kısır bir günün azabı kendilerine gelip çatıncaya kadar, o Kur'an'dan yana kuÅŸku içinde olmaya devam edecekler. O gün mülk ve yönetim Allah'ındır. Aralarında O hüküm verecektir. İman edip hayra ve barışa yönelik iÅŸler yapanlar, nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar için aÅŸağılayıcı bir azap öngörülmüştür. Allah yolunda hicret edip sonra da öldürülen yahut ölenleri, Allah güzel bir rızıkla mutlaka rızıklandıracaktır. Allah, rızık verenlerin elbette ki en hayırlısıdır. Onları, razı olacakları bir yere elbette sokacaktır. Allah elbette ki, Alim'dir, Halim'dir. İşte böyle. Kim uÄŸratıldığı cezanın aynısıyla ceza edip de zulüm ve saldırganlığa uÄŸrarsa, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Allah, elbette ki Afüvv'dür, Gafur'dur. İşte böyle. Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Allah Semi'dir, Basir'dir. Evet böyledir! Çünkü Allah Hakk'ın ta kendisidir. O'nun dışında yalvarıp çağırdıkları ise batılın ta kendisidir. Hi kuÅŸkusuz, Allah Aliyy'dir, Kebir'dir. Görmedin mi, Allah, gökten bir su indirdi de, onun sayesinde yer, yemyeÅŸil hale geliyor! Allah Latif'tir, Habir'dir. Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nundur. Allah, Gani olanın da Hamid olanın ta kendisidir. Görmedin mi, Allah yeryüzündekileri ve denizde O'nun emriyle akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! O'nun izni olmaksızın yerkürenin üstüne düşmemesi için göğü O tutuyor. Allah, insanlara karşı elbette Rauf, Rahim'dir. Size hayat veren O'dur. Sonra sizi öldürüyor; sonra diriltecektir sizi. Gerçek olan ÅŸu ki, insan tam bir nankördür. Her ümmet için biz, bir ibadet ÅŸekli/bir ibadet yeri belirledik; onlar, onu izler. Artık bu iÅŸ konusunda seninle çekiÅŸmesinler. Sen de Rabbine davet et/dua et. Sen, elbette ki ÅŸaşırtmadan yol aldıran bir kılavuzun ardındasın. Seninle mücadele ederlerse şöyle de: "Yapmakta olduklarınızı Allah daha iyi bilir." Allah, tartışmakta olduÄŸunuz konuda kıyamet günü aranızda hüküm verecektir. Bilmedin mi ki: Allah gökte ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların tümü bir Kitap'tadır. Bütün bunlar Allah için çok kolaydır. Allah'tan ayrı olarak, hakkında O'nun hiçbir kanıt indirmediÄŸi ÅŸeye kulluk ediyorlar. Kendilerinin de onunla ilgili bir ilmi yoktur. O zalimlerin yardımcısı olmayacaktır. Onlara açık-seçik ayetlerimiz okunduÄŸunda, o küfre sapanların yüzlerinde bir hoÅŸnutsuzluk/yadsıma görürsün. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracak olurlar. De ki: "Size ÅŸu yaptığınızdan daha kötü birÅŸey haber vereyim mi: AteÅŸ! Allah onu inkarcılara vaat etmiÅŸtir. Ne kötü dönüş yeridir o!" Ey insanlar! Size bir örnek verildi; onu dinleyin. O Alah'ın yanında yakarıp durduklarınız var ya, hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan birÅŸey kapacak olsa, bunu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de... Allah'ı, ÅŸanına yaraşır biçimde takdir edemediler. Allah elbette Kavi'dir, Aziz'dir. Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz ki Allah Semi ve Basir'dir. Onların önden gönderdiklerini de bilir, arkaya bıraktıklarını da. İş ve oluÅŸlar Allah'a döndürülür. Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin; Rabbinize ibadet edin, hayır iÅŸleyin ki kurtulabilesiniz. Allah uÄŸrunda, O'na yaraşır bir gayretle didinin! O sizi seçmiÅŸ ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in dinini esas alın. Allah sizi, önceden de ÅŸu Kitap'ta da "müslümanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde, zekatı verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevla'nız. Ne güzel Mevla'dır O, ne güzel yardımcıdır O! Hiç kuÅŸku yok, kurtulmuÅŸtur müminler! Namazlarında huÅŸu sahipleridir onlar. BoÅŸ uÄŸraÅŸ ve lüzumsuz sözden yüz çevirmiÅŸlerdir onlar. Zekatı vermek için faaliyettedir onlar. Cinsiyet organlarını/ırzlarını koruyanlardır onlar. EÅŸleri yahut akitleri aracılığıyla sahip bulundukları müstesnadır. Bu durumda kınanmış deÄŸillerdir onlar. Kim bundan ötesini isterse, iÅŸte onlar, sınırı aÅŸanlardır. O müminler, emanetlerine, ahitlerine saygı duyup sahip çıkanlardır. Namazlarını korumaya devam ederler onlar. İşte bunlardır mirasçı olanlar; Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sonsuza dek kalırlar. Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluÅŸan bir özden yarattık. Sonra onu çok dayanıklı bir karargahta bir damlacık yaptık. Sonra o damlacığı bir embriyoya dönüştürdük, sonra o embriyoyu bir et parçası haline getirdik, nihayetn o kemiÄŸe de bir et giydirdik. Sonra onu bir baÅŸka yaratılışla yeniden kurduk. Yaratıcıların en güzeli Allah'ın kudret ve sanatı ne yücedir! Sonra siz, bütün bunların ardından mutlaka öleceksiniz. Sonra siz, kıyamet gününde yeniden diriltileceksiniz. Andolsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Ve biz yaratılıştan/yaratılmışlardan gafil de deÄŸiliz. Gökten belli ölçüde bir su indirdk de onu yreyüzünde durdurduk. Elbette ki biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz. Onunla size hurmalardan ve üzümlerden bahçeler yetiÅŸtirdik, onlar da sizin için birçok meyvalar vardır; onlardan yiyorsunuz. Ve bir aÄŸaç da yetiÅŸdirdk ki, Tur-i Sina'dan çıkar, yaÄŸlı olarak biter; yiyenlere katıktır. Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz. Onlarda sizin için birçok yarar var. Onlardan yiyorsunuz da. Hem onlar üzerinde hem de gemiler üzerinde taşınıyorsunuz. Andolsun, Nuh'u toplumuna resul olarak gönderdik de o şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk/ibadet edin. O'ndan baÅŸka tanrınız yok sizin. Hala korunmayacakmı sınız?" Toplumu içinden inkarcı kodaman grup şöyle dedi: "Bu adam, sizin gibi bir insandan baÅŸka ÅŸey deÄŸil; size üstünlük taslamak istiyor. EÄŸer Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarımız arasında böyle birÅŸey duymadık." "Cinnet getirmiÅŸ bir adamdan baÅŸkası deÄŸildir o. Belli bir süreye kadar göz altında tutun onu." Nuh şöyle yakardı: "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!" Bunun üzerine biz Nuh'a şöyle vahyettik: "Gözlerimizin önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynayınca, ailenle birlikte her türden iki çifti gemiye sok. İçlerinden, haklarında daha önce hüküm verilmiÅŸ olanları dışta bırak. ZulmetmiÅŸ olanlar hakkında bana yakarıp durma. Onlar kesinlikle boÄŸulacaklardır." Sen, yanındakilerle birlikte geminin üzerine çıktığında şöyle de: "Zalimler topluluÄŸundan bizi kurtaran Allah'a hamd olsun!" Åžunu da söyle: "Rabbim, beni bereketli bir yere indir. Sen, konuk ağırlayanların en hayırlısısın." Biz onları imtihan ediyor idiysek de bunda elbette ibretler vardır. Sonra onların ardından baÅŸka bir nesil oluÅŸturduk. Onlara da içlerinden ÅŸu yolda tebliÄŸde bulunan bir resul gönderdik. Allah'a kulluk/ibadet edin. O'ndan baÅŸka tanrınız yok sizin. Hala ürpermiyor musunuz? Toplumunun, dünya hayatında servet ve refaha ulaÅŸtırdığımız halde inkara sapıp ahiretteki buluÅŸmayı yalanlayan kodaman takımı şöyle dedi: "Bu adam, sadece sizin gibi bir insan; yemekte olduÄŸunuzdan yiyor, içmekte olduÄŸunuzdan içiyor." "Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o takdirde mutlaka hüsrana uÄŸrayanlar olursunuz." "Size, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?" "Heyhat! Size vaat edilen o ÅŸey ne kadar uzak!" "Hayat, ÅŸu dünya hayatımızdan baÅŸkası deÄŸildir. Ölürüz, yaÅŸarız ama biz tekrar diriltilecek deÄŸiliz." "O, yalan düzüp Allah'a iftira eden bir adamdan baÅŸkası deÄŸil. Biz ona inanmıyoruz." O peygamber şöyle yakardı: "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!" Allah buyurdu: "Biraz sonra kesinlikle piÅŸman olacaklar." Nihayet, o korkunç titreÅŸimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluÄŸu! Sonra, onların arkasından baÅŸka nesiller oluÅŸturduk. Hiçbir ümmet ne süresinden ileri geçebilir ne de geri kalır. Sonra, resullerimizi ardarda gönderdik. Hangi ümmete reulü geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık. Dönmeze gitsin iman etmeyen bir topluluk! Sonra, Musa ile kardeÅŸi Harun'u mucizelerimizle, açık bir kanıtla gönderdik; Firavun'a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar. Şöyle dediler: "Kendilerine baÄŸlı toplum bize kulluk-kölelik ederken, biz kalkıp bizim iki insan olan ÅŸu adamlara mı inanacağız?" İkisini de yalanladılar, böylece helak edilenler arasına katıldılar. Yemin olsun, Musa'ya o Kitap'ı vermiÅŸtik ki, hidayete erebilsinler. Meryem'in oÄŸluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleÅŸtirdik. Ey resuller! Güzel ve temiz ÅŸeylerden yiyin ve barışa, hayra yönelik iÅŸ yapın!! Çünkü ben, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmekteyim. İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ve ben sizin Rabbinizim; o halde benden korkun. Fakat onlar iÅŸlerini aralarında parçalayıp çeÅŸitli kitaplara ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir. Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak. Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiÄŸimiz mal ve oÄŸullarla güçlendiriyoruz onları, Ve iyiliklerine koÅŸuyoruz. Hayır, farkında olmuyorlar. Onlar ki, Rablerine saygıdan titrerler, Onlar ki, Rablerinin ayetlerine iman ederler, Onlar ki, Rablerine ortak koÅŸmazlar, Onlar ki, verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek verirler; İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar. Ve hayırlarda önde gidenler de onlardır. Biz, hiçbir benliÄŸe yaratılış kapasitesinin üstünde görev yüklemeyiz. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez. Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan baÅŸka da iÅŸleri vardır ki, hep o iÅŸler için çalışmaktadırlar. Sonunda, servet ve refahla şımarışlarını azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye baÅŸlarlar. "Bağırıp dövünmeyin bugün, bizim karşımızda kimseden yardım göremezsiniz." "Ayetlerimiz size okunuyordu da siz ökçeleriniz üzerine gerisin geri dönüyordunuz." "Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz." Sözü gereÄŸince düşünmediler de ondan mı, yoksa kendilerine ilk atalarına gelmeyen birÅŸey geldi diye mi? Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar? Yoksa, "onda bir cinnet mi var" diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoÄŸu haktan tiksiniyor. EÄŸer hak onların keyiflerine uysaydı, göklerde yerde bunların içindekilerde kesinlikle fesada uÄŸrardı. Hayır, biz onlar onlara Zikir'lerini/Kur'anlarını getirdik ama onlar Zikir'lerinden/Kur'anlarından yüz çeviriyorlar. Yoksa onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vereceÄŸi daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısı O. Åžu bir gerçek ki, sen onları dosdoÄŸru bir yola çağırıyorsun. Ama ahirete inanmayanlar, o yoldan hep yan çiziyorlar. EÄŸer biz onlara acıyıp da üstlerindeki sıkıntıyı kaldırsaydık, azgınlıkları içinde sersem sersem bocalamaya devam edeceklerdi. Yemin olsun, biz onları azapla yakaladık, ama yine de Rablerine boyun eÄŸmediler. Sığınıp yakarmıyorlar. Nihayet, üzerlerine ÅŸiddetli bir azabın kapısını açtığımızda hemencecik ümitsizliÄŸe düşüverecekler. Allah odur ki; sizin için iÅŸitme gücü, gözler ve gönüller oluÅŸturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz! Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O'dur. O'nun huzurunda haÅŸredileceksiniz. O hayat veriyor, O öldürüyor. Geceyle gündüzün birbiri ardınca geliÅŸi O'nun için. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? İşin doÄŸrusu ÅŸu: Onlar da öncekilerin söylediÄŸi gibi söylediler. Dediler ki: "Ölüp, toprak ve kemik haline geldiÄŸimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceÄŸiz?" "Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Öncekilerin masallarından baÅŸka birÅŸey deÄŸil bu." De ki: "EÄŸer biliyorsanız, yeryüzü ve içindekiler kimindir?" "Allah'ındır!" diyecekler. De ki: "Hala düşünüp ibret almıyor musunuz?" Sor: "Yedi göklerin Rabbi ve o büyük arşın Rabbi kimdir?" "Allah'tır!" diyecekler. De ki: "Hala korkmuyor musunuz?" Åžunu da sor: "EÄŸer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, herÅŸeyin melekutu/aslı-esası elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?" "Allah'tır!" diyecekler. De ki: "Nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?" Hayır, hayır! Biz onlara hakkı getirdik ama onlar tam anlamıyla yalancıdırlar. Allah, çocuk filan edinmemiÅŸtir. O'nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. EÄŸer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah'ın ÅŸanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır. Gözle görülmeyeni de görüleni de bilendir O. Uzaktır onların ortak koÅŸtuklarından. De ki: "Rabbim, tehdit edildikleri ÅŸeyi bana mutlaka göstereceksen, Beni o zalimler topluluÄŸunun içinde tutma Rabbim." Biz, onları tehdit ettiÄŸimiz ÅŸeyi sana göstermeye elbette kadiriz. En güzel olan neyse onunla sav kötülüğü. Onların nasıl nitelendirme yaptıklarını biz daha iyi biliriz. Ve de ki: "Rabbim, ÅŸeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım!" "Onların, başıma üşüşmelerinden de sana sığınırım Rabbim!" Sonunda onlardan birine ölüm geldiÄŸinde şöyle der: "Rabbim, beni geri döndürün; Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iÅŸ yapayım." Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır. Sura üfürüldüğünde, aralarında artık soy-sop/ÅŸuna-buna mensup olmalar söz konusu edilemez. Birbirlerini soruÅŸturamazlar da. Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuÅŸ olacaklardır. Tartıları hafif gelenler ise kendilerini kayba uÄŸratanlar, sürekli cehennemde kalanlar olacaklardır. AteÅŸ, yüzlerini yalar. Ve onlar da içinde sırıtıp kalacaklar. "Ayetlerim size okunmadı mı? Ve siz onları yalanlamıyor muydunuz?" Derler ki: "Rabbimiz, bahtsızlığımız bize baskın çıktı. Sapıp gitmiÅŸ bir topluluk olduk biz." "Rabbimiz, çıkar bizi oradan. EÄŸer bir daha aynısını yaparsak, gerçekten zalimler olacağız." Buyurur: "Yıkılıp gidin oraya, konuÅŸmayın benimle!" Kullarımdan bir zümre, "Rabbimiz, inandık; affet bizi, acı bize, sen merhametlilerin en hayırlısısın" diyorken, Siz onları alaya aldınız. Öyle ki, benim zikrimi/Kur'anımı size unutturdular. Siz onlara hep gülüyordunuz. Bugün onlara ben, sabretmiÅŸ olmalarının karşılığını verdim. BaÅŸarıya erip kurtulanlar, onlardır. Buyurur: "Yeryüzünde, yıllar sayısıyla ne kadar kaldınız?" Derler: "Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor." Buyurdu: "Sadece birazcık kaldınız. KeÅŸke biliyor olsaydınız." "Sizi, boÅŸ yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceÄŸinizi mi sandınız?" Yücelerden yücedir, o hak padiÅŸah olan Allah! İlah yok O'ndan baÅŸka! O ÅŸanlı arşın Rabbidir O! Kim Allah'ın yanında, hakkında hiçbir kanıt olmayan bir baÅŸka ilaha yakarır/davet ederse, onun hesabı Rabbi katındadır. Hiç kuÅŸkusuz, küfre sapanlar iflah etmezler. Şöyle yakar: "Rabbim! Affet, merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!" Bir suredir, indirdik onu; farz kıldık onu... Ve içinde açık-seçik ayetler indirdik ki, düşünüp ders alabilesiniz. Zina eden kadınla zina eden erkek... Yüz vuruÅŸ vurun herbirinin ciltlerine... Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. Müminlerden bir grup da bunların cezasına tanık olsun. Zina eden erkeÄŸi zina eden bir kadın veya putperest bir kadından baÅŸkası nikahlamaz. Zina eden kadına gelince, onu da zina eden bir erkek veya putperest bir erkekten baÅŸkası nikahlamaz. Müminlere bu, haram kılınmıştır. İffetli kadınlara iftira atıp da dört tanık getiremeyenlere gelince, onlara hemen seksen vuruÅŸ vurun. Ve onların tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin. Onlar, fıska batmışların ta kendileridir. Bu suçtan sonra tövbe edip iyi hal sergileyenler müstesna. Åžu bir gerçek ki, Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Kendi eÅŸlerine zina isnat edip de kendilerinden baÅŸka tanıkları olmayanların herbirinin tanıklığı, kendisinin kesinlikle doÄŸru sözlülerden olduÄŸu hususunda Allah'a yeminden ibaret dört kez tanıklık ikrarıdır. BeÅŸincide, eÄŸer yalancılardansa, Allah'ın laneti üzerine olsun diye söz söyler. İtham edilen eÅŸin, itham eden kocanın kesinlikle yalancılardan olduÄŸuna iliÅŸkin, Allah adına dört kez yemin ÅŸeklindeki tanıklığı, ondan cezayı düşürür. Bu durumda kadının beÅŸinci sözü, suçlayan erkek doÄŸru söyleyenlerdense, "Allah'ın gazabının kendisi üzerine olması" nı söylemekten ibarettir. Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı neylerdiniz! V e hiç kuÅŸku yok Allah Tevvab'dır, Hakim'dir. O ifki/yalan haberi getirenler, içinizden bir gruptur. Onu sizin için ÅŸer sanmayın. Aksine o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her kiÅŸiye o günahtan kazandığı vardır. Onların, günahın büyüğünü yönetenine de büyük bir azap vardır. Onu iÅŸittiÄŸinizde, erkek ve kadın müminlerin birbirleri için iyi zanda bulunup, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Ona dört tanık getirselerdi ya! Mademki, tanıkları getiremediler, o halde Allah katında onlar yalancılardır. EÄŸer dünya ve ahirette Allah'ın lütfu üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız o yaygarada size mutlaka büyük bir azap dokunurdu. O zaman siz, onu dillerinizle birbirinize yetiÅŸtiriyordunuz ve ağızlarınızla, hakkında hiçbir bilginiz olmayan ÅŸeyi söylüyor, üstelik bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtı. Onu duyduÄŸunuzda, "bu konuda söz söylememiz bize yakışmaz; haÅŸa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi? EÄŸer iman sahipleri iseniz, Allah sizi böyle birÅŸeye bir daha asla dönmemeniz hususunda uyarıyor. Allah size ayetleri iyice açıklıyor. Allah Alim'dir, Hakim'dir. İman edenler içinde edepsizliÄŸin yayılmasın arzu edenler var ya, onlar iin dünyada da ahirette de korkunç bir azap öngörülmüştür. Allah bilir ama siz bilmezsiniz. Ya Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı! Allah Rauf'tur, Rahim'dir. Ey iman edenler! Åžeytanın adımlarını izlemeyin. Kim ÅŸeytanın adımlarını izlerse, ÅŸeytan ona iÄŸrençlikleri ve kötülüğü emreder. Allah lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden tek kiÅŸi bile sonsuza dek temize çıkamazdı. Ama Allah dilediÄŸini arıtıp temizliyor. Allah herÅŸeyi iÅŸitiyor, herÅŸeyi biliyor. Sizin lütuf ve imkan sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere birÅŸey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoÅŸ görsünler. Allah'ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafur'dur, Rahim'dir. O birÅŸeyden habersiz iffetli mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanete çarptırılmışlardır. Büyük bir azap vardır onlar için. Gün gelecek onların kendi dilleri, kendi elleri, kendi ayakları, yapıp ettikleri iÅŸler hakkında kendi aleyhlerine tanıklık edecektir. O gün Allah, onlara hakettikleri cezayı tam verecek ve Allah'ın apaçık Hak olduÄŸunu bilecekler. Murdar karılar murdar erkeklere, murdar erkekler de murdar karılara... Temiz kadınlar temiz erkeklere temiz erkekler de temiz kadınlara... Bunlar, ötekilerin söylediklerinden arınmışlardır. Bunlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır. Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, sahipleriyle kaynaşıp izin almadan, bir de ev sakinlerine selam vermeden girmeyin. Düşünüp taşınmanızı saÄŸlamada bu sizin için daha hayırlıdır. EÄŸer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. EÄŸer size "geri dönün" denirse, dönün; bu sizin için daha iyi ve temizdir. Allah, yaptıklarınızı çok iyi biliyor. Oturanı bulunmayan ve içinde size ait eÅŸya olan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, sizin açıkladıklarınızı da sakladıklarınızı da bilir. Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsiyet organlarını/ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. KuÅŸkusuz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsiyet organlarını/ırzlarını korusunlar. Süslerini/zinetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini ÅŸu kiÅŸilerden baÅŸkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oÄŸulları yahut kocalarının oÄŸulları yahut kardeÅŸleri yahut kardeÅŸlerinin oÄŸulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacal yaÅŸa gelmemiÅŸ çocuklar. Süslerinden, gizlemiÅŸ olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah'a tövbe edin ki kurtuluÅŸa erebilesiniz. İçinizden bekarlar/dulları, bir de erkek hizmetçilerinizden ve halayıklarınızdan durumu uygun olanları evlendirin. EÄŸer yoksul iseler, Allah onları lütfundan zenginleÅŸtirir. Allah Vasi'dir, Alim'dir. Nikah imkanı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleÅŸtirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaÅŸma yapın. Allah'ın size verdiÄŸi malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki genç kızları iffetli kalmak isteyip dururlarken, iÄŸreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhÅŸa zorlamayın. Kim onları baskı altında tutarsa Allah, fuhÅŸa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir. Andolsun ki, size, gerçeÄŸi açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiÅŸ olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik. Allah, göklerin ve yerin Nur'udur. Onun nurunun örneÄŸi, içinde çeraÄŸ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içersindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doÄŸuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin aÄŸacından yakılır. Bu aÄŸacı yağı, neredeyse ateÅŸ dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, diediÄŸini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah herÅŸeyi bilmektedir. Kandil, Allah'ın yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiÄŸi evlerdedir. Orada sabah-akÅŸam O'nu tespih eder. Öyle erler vardır ki, bir ticarette bir alış-veriÅŸ de onları Allah'ın Zikri'nden/Kur'an'dan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceÄŸi/yer deÄŸiÅŸtireceÄŸi günden korkarlar. Ki Allah kendilerine, yapıp iÅŸlediklerinin en güzelini versin ve lütfundan onlara artışlar saÄŸlasın. Allah dilediÄŸini hesapsızca rızıklandırır. Küfre sapanlara gelince, onların amelleri çöldeki serap gibidir ki, susuzluktan bunalan onu su sanır. Ama ona yaklaşınca hiçbir ÅŸey bulamaz; yanında Allah'ı bulur; O da onun hesabını eksiksiz bir biçimde görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir. Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediÄŸi kiÅŸiye hiçbir ışık bulunamaz. Görmedin mi göklerdeki ve yerdeki ÅŸuurlular da bölük bölük olmuÅŸ kuÅŸlar da Allah'ı tespih etmektedir. Her biri kendine özgü duasını, kendine özgü tespihini bilmiÅŸtir. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilmektedir. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi Allah'ındır. Dönüş Allah'adır. Görmedin mi, Allah, bulutları sürüyor, sonra onları kaynaÅŸtırıp içiçe sokuyor, sonra onları birbiri üstüne yığıyor. Nihayet, onların arasından yaÄŸmurun çıktığını görüyorsun. Gökten, ondaki daÄŸlardan bir dolu indiriyor da onunla dilediÄŸini çarpıyor, dilediÄŸinden de onu yan geçiriyor. Onun ÅŸimÅŸeÄŸinin parıltısı, neredeyse gözleri alıp götürecek. Allah, geceyle gündüzü evirip çeviriyor. Gözleri olanlar için bunda elbette bir ibret vardır. Allah, tüm canlıları sudan yarattı. Onlardan kimileri karnı üzerinde yürür, kimileri iki ayak üstünde yürür, kimileri de dört ayak üstünde... Allah dilediÄŸini yaratıyor, Allah herÅŸeye kadirdir. Andolsun, biz, açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. Allah, dilediÄŸini/dileyeni dosdoÄŸru yola iletiyor. "Allah'a ve resule inandık, boyun eÄŸdik!" diyorlar, sonra da içlerinden bir fırka bunun hemen ardından yüz çeviriyor. Bunlar, inanmış insanlar deÄŸiller. Allah'a ve aralarında hüküm versin diye elçiye çağırıldıklarında, içlerinden bir fırka hemen yüz çevirip gidiyor. EÄŸer gerçek, kendi lehlerine olursa boyun bükerek ona gelirler. Kalplerinde maraz mı var bunların, yoksa kuÅŸkuya mı düştüler, yoksa Allah'ın ve resulünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, hayır! Bunlar zalimlerin ta kendileri... Allah'a ve aralarında hüküm vermek üzere O'nun resulüne çağırıldıklarında, müminlerin sözleri sadece ÅŸunu söylemeleridir: "İşittik, itaat ettik!" İşte bunlardır kurtuluÅŸa erenler. Allah'a ve O'nun resulüne itaat eden, Allah'a saygı duyan ve O'ndan korkan kiÅŸiler zafere ulaÅŸanların ta kendileridir. Yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a ant içtiler ki, sen onlara emredersen mutlaka savaÅŸa çıkacaklar. De ki: "Ant içmeyin! Örfe uygun bir itaat yeterli! Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır." De ki: "Allah'a da itaat edin, resule de. EÄŸer yüz çevirirseniz/yüz çevirirlerse, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. EÄŸer ona itaat ederseniz yolu bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliÄŸden baÅŸkası deÄŸildir." Allah; sizin, iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza ÅŸu vaatte bulunmuÅŸtur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beÄŸenip seçtiÄŸi dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaÅŸtıracak. Bana kulluk/ibadet edecekler, hiçbir ÅŸeyi bana ortak koÅŸmayacaklar. Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir. Namazı kılın, zekatı verin, resule itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz. Sakın o küfre sapanların, yeryüzünde aciz bırakıcı güçler olduklarını zannetme. Varacakları yer ateÅŸtir onların. Ne kötü dönüş yeridir o, ne kötü! Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, erginlik yaşına gelmemiÅŸ olanlarınız sizden üç durumda izin istesinler: Sabah namazından önce, öğlen vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, yatsı namazından sonra... Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar. Bunlar dışında size de onlara da bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size iÅŸte böyle açıklıyor. Allah Alim'dir, Hakim'dir. Çocuklarınız erginlik çağına ulaÅŸtığında, kendilerinden öncekilerin izin istediÄŸi gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini iÅŸte böyle açıklıyor. Allah herÅŸeyi bilir, hikmeti sınırsızdır. Artık nikah arzuları kalmamış, hayızdan ve evlattan kesilen kadınların, süslerini göstermek için ortalıkta dolaÅŸmamaları ÅŸartıyla örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmak için titiz davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah, herÅŸeyi iÅŸtir, herÅŸeyi bilir. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse ÅŸu kiÅŸilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evleri yahut annelerinizin evleri yahut kardeÅŸlerinizin evleri yahut kızkardeÅŸlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut dayılarınızın evleri yahut teyzelerinizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiÅŸ olan evler yahut arkadaÅŸlarınızın evleri. Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur. Evlere girdiÄŸinizde, Allah katından bir esenlik, bir bereketlilik, bir temizlik dileÄŸi olarak kendinize de selam verin. Allah size ayetleri iÅŸte böyle ayan-beyan bildiriyor ki, aklınızı çalıştırabilesiniz. Müminler o insanlardır ki, Allah'a ve O'nun resulüne inanırlar. Resulle beraber, ortaklaÅŸa bir iÅŸ üzerinde bulundukları zaman, ondan izin almadan çekip gitmezler. O senden izin isteyenler var ya, onlar Allah'a ve O'nun resulüne iman edenlerdir. Bazı uÄŸraÅŸları için senden izin istediklerinde, onlardan dilediÄŸine izin ver ve kendileri için af dile. Allah Gafur'dur, Rahim'dir. Aranızda peygamberi çağırmayı, sizin birbirinizi çağırmanıza eÅŸ tutmayın. Allah sizin, birbirini siper ederek sıvışıp gidenlerinizi bilir. Resulün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin gelip çatmasından yahut acıklı bir azabın yakalarına yapışmasından çekinsinler. Gözünüzü açın! Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız Allah'ındır. O sizin ne hal üzere olduÄŸunuzu bilir. Bir gün O'na döndürülecekler de O onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. Allah herÅŸeyi iyice bilmektedir. Åžanı yücedir o kudretin ki, hakla batılı ayıran o Furkan'ı, bütün alemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi. Ki göklerin ve yerin mülk ve saltanatı yalnız O'nundur. Çocuk edinmemiÅŸtir O. Mülk ve saltanatında ortak yoktur O'na. HerÅŸeyi yaratmış ve herÅŸeye bir ölçü ve oluÅŸ tarzı takdir etmiÅŸtir. Böyleyken O'nun dışında bir takım ilahlar edindiler. Hiçbir ÅŸey yaratamaz bunlar. Kendileri yaratılmışlardır zaten... Kendi benlikleri için bile ne bir zarara güç yetirebilirler ne de bir yarara. Ne bir ölüme güçleri yeter ne bir dirime ne de kabirden çıkarıp hesap sormaya. Küfre batanlar dediler ki: "Bu, onun uydurduÄŸu bir düzmeceden baÅŸka birÅŸey deÄŸildir. Ve bu düzmecede ona, baÅŸka bir topluluk da yardım etmiÅŸtir." Andolsun ki, bunu söyleyenler bir zulüm, günah ve iftira sergilemiÅŸlerdir. Dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah-akÅŸam birileri tarafından yazdırılıyor." Şöyle söyle: "Onu göklerde ve yerdeki sırrı bilen indirmiÅŸtir. KuÅŸkusuz O, Gafur'dur, Rahim'dir. Åžunu da söylemiÅŸlerdir: "Ne biçim resuldür bu; yemek yiyor, sokaklarda yürüyor! Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı deÄŸil miydi?" "Yahut ona bir hazine gönderilmeli, yahut ürününden yediÄŸi bir bahçesi olmalı deÄŸil miydi?" O zalimler ÅŸunu da söylediler: "Sizler büyülenmiÅŸ bir adamdan baÅŸkasının ardı sıra gitmiyorsunuz." Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar. Åžanı yücedir o kudretin ki, dilerse sana ondan daha hayırlısını, altından nehirler akan bahçeleri verir ve senin için köşkler de yapar. İş onların söyledikleri gibi deÄŸil. Onlar o kıyamet saatini yalanladılar. Ve biz, kıyamet saatini yalanlayanlara alevli bir ateÅŸ hazırlamışızdır. O, onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar onun kaynayan öfkesini ve uÄŸultusunu iÅŸitirler. Elleri boyunlarına baÄŸlı olarak onun dar bir yerine atıldıklarında, orada haykırırlar: "Neredesin ey ölüm!" Bugün bir ölüm çağırmayın, bir çok ölümü davet edin. De ki: "Bu mu daha iyi, yoksa korunanlara vaat edilen o sonsuzluk cenneti mi? O cennet de bu korunanların ödülü ve dönüş yeridir." Onlar için orada, diledikleri herÅŸey sürekli vardır. Bu, Rabbin üzerinde sorumluluÄŸu üstlenilen bir vaattir. Onları ve Allah dışındaki taptıklarını haÅŸredeceÄŸi gün şöyle sorar: "Åžu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı yoldan çıktılar?" Derler ki: "Tespih ederiz seni; seni bırakıp da baÅŸka dostlar edinmek bize yaraÅŸmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, Zikir'i/Kur'an'ı unuttular ve helake giden bir topluluk oldular." İÅ